“Haklısınız. Ben yaşamı sevdim. Doymazlıkla seviyorum. Aynı zamanda da korkunç gibi geliyor bana, hem de erişilmez gibi geliyor. Bu nedenle inanıyorum. Evet, inanmak istiyorum, yaşamak istiyorum. Her zaman.”
Albert Camus – İlk Adam
Bazı sanatçılar yaptıkları işlerin ötesine geçip sadece varlıklarıyla bile sanat eserine dönüşürler. Bu sanatçıların ortak özelliği, takip eden değil baştan yaratan olmalarıdır. Bazen bir şarkıyı, bazen bir filmi bazen de başlı başına bir personayı. David Bowie, bu ve çok daha fazla tanımlamayı tek bir hayata sığdırmayı başarmış, farklı 10 yılları aydınlatmış bir yıldız. Dünyaya düşen bir yıldız parçası. İlk albümünü, tarihte albüm çıkarmak için en yanlış güne denk getiren – The Beatles’ın “Sgt. Pepper” albümüyle aynı gün yayınlanmıştı- ve kimsenin dikkatini çekememiş bir isim olarak kaybolacakken ikinci albümünde ‘Space Oddity’ gibi zamansız bir klasikle karşısına çıkıyordu. Sonrasındaysa onlarca karakterine ayrı hayran olduk. Müzik tarihinin gördüğü en entelektüel ve müzik aşığı insanlarından biri olduğunu belirtmekte de fayda var. Kraftwerk, NEU! ve Can’i dinleyip Berlin’e taşınmasını unutmak mümkün değil. Soğuk Savaş’la özdeşleşen ‘Heroes’, Bowie’nin o döneminin soundtrack’i olsa da özellikle “Low” albümündeki deneysel elektronik müzik çalışmaları cesaretinin bir göstergesiydi. David Bowie, hayatı bir sanat formu olarak gören ve ona her bir dokusuyla aşık bir müzik insanıydı. Yaşamı ve yaşamayı böylesine seven birinin öleceğini öğrenmesinden sonra ortaya çıkacak eser, normal bir albüm olarak görmemek lazım. Çünkü ölüm de bir sanat eseriydi ve o eserin David Bowie adına yakışması gerekiyordu. Her ne kadar geçen 9 senede ölümüne hiç alışamamış olsak da…

Blackstar Nedir?
Blackstar ismi başlı başına ilgi çekici. Bu albüm yayınlandıktan sadece 2 gün sonra Bowie’yi kaybettiğimiz için direkt kendisinin bir tanımlaması olmasa da bazı teoriler var. İlk teori David Bowie’nin ölümüne de giden hastalığılıyla ilgili. Kanser hastalarını tanımlarken bir yerde blackstar lafını duyduysanız bilin ki bu ileri aşamadaki meme kanserinden bahsediyordur. Ancak Bowie akciğer kanseri sebebiyle aramızdan ayrılmıştı. Bu teorinin doğruluğu o yüzden pek mantıklı bulunmuyor. Diğeriyse sanatçının kariyerinde sık sık ziyaret ettiği kozmik hikayeleriyle ilgili. Hatta sinemaya da böyle adım atmıştı 1976’da “The Man Who Fell The Earth” filminde.

Cthulhu’nun Çağrısı’nın yazarı H.P. Lovecraft’ın kozmik öykülerinde ölümcül kısımlar, pasajlardan ne zaman bahsedilse blackstar tanımı sayfalarda kendine yer bulurdu. Bowie’nin de turnelere 3 bavul dolusu kitapla çıktığı ve Lovecraft’ın edebiyatını çok sevdiği biliniyor. Onun öykülerinde sık sık yer alan bu kelimeyi kendi durumuyla bağdaştırıp albümüne seçtiği hiç de azımsanamayacak bir teori. Lakin gerçekliği muhtemel olan teori bunların ötesinde, Bowie’nin obsesif olduğu astronomide. Blackstar, astronomide kendi kendini yok eden ve yok olmayı simgeleyen yıldız. “Space Oddity”den, “Aladdin Sane”e, “The Man Who Sold The World”den, Ziggy Stardust”a David Bowie, farklı kimlikler seçse de kendini hep erişilmesi zor, parlak bir yıldız olarak gördü. Onun kaybını da kendi kendini yok eden bu ölüm yıldızı üzerinden tanımlamayı seçti. Farklı dönemlerinde verdiği röportajlarında astronomiye, yıldızlara vb konulara ilgisi olduğunu söylemekten geri durmayan Bowie, “Hiçbir şey aynı kalmaz. Her şey değişir ve kaybolur” diyerek “Blackstar” sürecinde aklındakileri ifade etmişti.
Blackstar’ın Müzikal Tarafı ve Sembolik Yanı
Şehrinizdeki bir kulüpte düzenli sahneye çıkan caz grubunda olduğunuzu düşünün. Bir gün David Bowie sizinle tanışmak istiyor ve buluştuğunuzda gözünüzün içine bakarak arkadaş arasında dağıttığınız albümün plağını dinlediğini fark edip yeni albümünde o albümünüze referans vererek fikirlerini paylaşıyor. Muhtemelen en vahşi hayallerinizde bile böylesi bir düşünce aklınıza gelmez. Velev ki geldi akşam üstünüz mü açıldı diye düşünürsünüz. Ancak olan tam da bu. David Bowie, Maria Schneider ile bu albümde çalışmak, en azından bir şekilde ondan öneriler almak istemişti. Schneider’in önerisiyle keşfettiği bu quartet, “Blackstar”da ona eşlik etti. Hele ki ‘Tis A Pity She Was A Whore’, ‘Sue (Or In A Season of Crime)’ ve ‘Dollar Days’te bu grubun improvizasyon yeteneğinin öne çıkmasını da Bowie sağladı. Sözü direkt grubun piyanisti Jason Lindner’e bırakıyoruz:
“Bize tamamen özgür bir alan bıraktı. Sadece kendimiz olmamızı ve çalmamızı istedi. Bu esnada dikkat çeken bir şey bulursak, çalarsak bunu albümde denememizi istedi.”

David Bowie’nin kimsenin bilmediği yeni grupları keşfedip onlara alan açmasına birçok örnekten şahidiz. Placebo, Nine Inch Nails bu örneklerin en başarılıları. Albümün üretim sürecinde Kendrick Lamar’ın “To Pimp A Butterfly”ını sıkça dinlediğini ve buradan etkilenerek albümde uyguladığı fikirler olduğu da biliniyor. Albümün prodüktörü Tony Visconti’nin yalancısıyız. Gelgelelim, müziğe ve özgürlüğe olan açlığını veda albümüne yansıtması başka bir gerekliliğin de sonucu. Hayata karşı bis yapma ihtiyacı da denebilir. Bu sayede bize birbirinden fazla detaya ve sembole sahip bir klip bıraktı. Albümle aynı adı taşıyan ‘Blackstar’.
Klibin ilk sahnesinde ölmüş bir astronotun bedenini görüyoruz. David Bowie’nin büyük çıkışını yaptığı ‘Space Oddity’, bir astronotun yaşadıklarını anlatır ve yüzleşme böylelikle başlar. Güneşi kapatan karanlık yıldız ve astronot kostümündeki gülen yüz, Bowie’nin geçmişine attığı bir gülücükten öte, sonraki adımının gülümsemesi olarak okunmaya açık. Klibin ilk yarısı astronot bedenindeki iskeletin karanlık yıldıza doğru uçmasıyla sona eriyor ve sözlerin, daha alegorik görsellikle buluştuğu ikinci kısım başlıyor. Kör peygamber, orta çağda dayanıklılığın, çabuk iyileşmenin işareti olarak görünür. Şarkının ilk sözü olan ‘In the villa of Ormen’, Kuzey mitolojisinde yaşamla ölümün bir ve değişmez olduğunu ifade eden orm sembolünden geliyor. Yaşamla ölümün birleştiği yerde olduğunu söyleyerek söze başlıyor ve görsel dünyasını ilerletmeye devam ediyor.

Klibin son kısmıyla yarısıyla birlikte şarkının ikinci yarısına ve climax’ine geliyoruz. Klibin başında gördüğümüz astronotun kafa tası üzerinden gerçekleşen ritüel, aynı zamanda kör peygamberin de vedasına dönüşüyor ve herkes sanki orta çağdaymışçasına dans etme hastalığına tutulmuştur. Buradan da hikaye ‘Lazarus’a bağlanır. Lazarus ise her şeyin sona erdiğini, ölümün ortaya çıktığı dolaba Bowie’nin girişiyle tayin eder…
8 Ocak 2016’da çıkan bu albümden sadece 2 gün sonra David Bowie aramızdan ayrıldı. Kendine son doğum günü hediyesini veren Bowie’nin ölümü, “Blackstar”ın başarısını katladı. Kariyerinde ilk kez ABD’de 1 numaraya çıkan Bowie, 5 Grammy adaylığı alırken, Birleşik Krallık’ta, 2016’nın en çok satan plağını yaptı. Albümde Bowie ile çalışan ve yine kariyerinin ilk günlerinden beri desteğini gören James Murphy, 2017’de dinleyicisiyle buluşturduğu “american dream” albümünde David Bowie’ye 12 dakikalık ‘black screen’ ile veda etti.
Doğum ve Ölüm Bir Arada
David Bowie ilk kez ölümle burun buruna geldiğinde sahnedeydi. “Reality” albümünün turnesi kapsamında 2004’te sahnedeyken kalp krizi geçirdiğini fark ederek kulise giden ve oradan hastaneye götürülen müzisyen, tam 9 sene boyunca üretim yapmadı. Hatta Foo Fighters’ın frontman’i Dave Grohl, her şarkısını farklı bir şehirde kaydettiği konsept albümü “Sonic Highways”in son şarkısı ‘I Am A River’da New York’u merkeze alarak David Bowie’den bahsetmişti. Geçirdiği kalp krizi sonrasında sağlık problemleri yaşayan ve gözlerden uzak bir hayat yaşadığı sanılan Bowie’nin hiç de öyle olmadığını, New York’ta herkesin içinde yaşadığını, metroya bindiğini ve kimsenin ruhu duymadan geri dönüş albümünü kaydetmesinden aldığı ilham, bir şarkıya dönüşmüştü. Hakikaten de öyleydi. Bowie’nin plak şirketinin bile bu albümden haberi yoktu. “The Next Day”in kayıtları sona erdikten sonra sadece plak şirketine bu albümü haber veren Bowie, ölümle yüzleşip yaşama dört elle sarılmıştı. En azından kısa bir süreliğine. 2015 yılında akciğer kanseri olduğunu ve bu kanserin ölümcül aşamaya geldiğini öğrenince aslında bu yazıya konu olan süreç başladı.

“Buraya bak, cennetteyim
Görünmeyen yaralarım var
Çalınamayan acılarım var
Artık herkes beni tanıyor
Bak buraya, tehlikedeyim
Kaybedecek hiçbir şeyim yok
O kadar yüksekteyim ki beynim dönüyor
Cep telefonumu düşürdüm
Tam da benim yapacağım iş değil mi?”
‘Blackstar’da mirasıyla yüzleşen, ‘Lazarus’ta ölümünün estetik yanını bu sözlerle ifade ederken keskin mizahından vazgeçmeyen biriydi. Bir yandan Lorde gibi genç sanatçılarla bu albümdeki şarkıların alternatif versiyonları için düzenlemeler yapan Bowie bile ölüme hazırlıksızdı. Ölümünü kabullenmiş ve her şeyi planlamıştı, evet. Ancak hala yaşayacak günleri olduğuna inanıyor, bunun için son planlarını finalize ediyordu. Ama yaşam, onu ölümle buluşturmayı tercih etti. Öleceğini bilse de yaşamaktan vazgeçmemenin karşılığıydı David Bowie ve onun karanlık yıldızı her zaman müzik dünyasının takip edeceği bir pusula olacak.


