Flanör: Reykjavik, İzlanda’nın Melankolik ve Özgün Sesleri

Ant Arın Şermet
Okuma Süresi: 6 Dakika

Dünya üzerindeki en özel coğrafi konumlardan, ülkelerden biri İzlanda. Bağlı bulunduğu Avrupa kıtasına olan mesafesi, Kuzey Amerika kıtasından daha fazla olurken yalnız başınalığı ve eşsiz atmosferiyle yeryüzündeki bir cennet belki de. 

300 bini biraz aşan nüfusu ve göz alabildiğine yeşillere eşlik eden kar beyazlığı, ülkenin ve başkent Reykjavik’in melankolisinin de bir nedeni. Bu melankoli, Viking köklerinden gelen tarihi arka planı, yüksek refah sayesinde sanata erişim ve üretimdeki kolaylıklar birçok türde kıymetli sayıda isimle tanışmamıza olanak sağladı.

İzlanda’nın Eşsiz Konumu ve Melankolik Atmosferi

İzlanda’nın başkenti Reykjavik’in çeşitliliği ve özgünlüğündeki en büyük şansı da tam olarak bu aslında. Dünyadan izole bir noktada yer alsa da her müziğe ve sanat türüne erişebilmeleri başta post-rock, elektronik müzik ve indie gibi türlerin büyümesine, dünya çapında isimlerin ortaya çıkmasında etken rol oynadı. 

Reykjavik’ten çıkan sanatçıların nordik kültürden gelen güçlü bir folk altyapısına sahip olmaları, nasıl bir müzik yaparlarsa yapsınlar coğrafyalarını hissettirmelerine kapı açtı. Bunu biraz detaylandırıp anlatmak isteriz.

İzlanda’dan Dünyaya Açılan En Büyük Sanatçı: Björk

Bu topraklardan çıkıp dünyaya en büyük izi bırakan sanatçının kim olduğu konusunda ortak bir cevaba sahip olduğumuzu düşünüyoruz. Björk, sadece Reykjavik’ten değil genel olarak İskandinav topraklarından çıkan en büyük birkaç isimden biri.

The Sugarcubes

Solo kariyerinden önce The Sugarcubes ile nordik folk temele sahip bir alternatif rock grubunun sesiydi. Kariyerinin sonraki dönemlerine yansıyacak doğayla iç içelik, The Sugarcubes dönemlerinden gelirken, İngiltere’ye taşınarak yaptığı “Debut” ve “Post”, İzlanda müziğinden uzaklaşıp kendini dünya çapında ispat ettiği adımlardı. 

Lakin 2000’ler ile birlikte Björk’ün müziğindeki en önemli doku belki de doğanın uçsuz bucaksızlığı ve oradan doğan atmosfere dönüştü. Bunun yansıması olarak 2019 – 2023 yılları arasında yaptığı efsanevi Cornucopia turnesini gösterebiliriz.

Post-Rock ve Sigur Ros’un İzlanda’ya Katkısı

Sigur Ros

Björk kadar global ölçekte büyüklüğe sahip olmasa da İzlanda denince akla gelen diğer isim Jonsi’nin başını çektiği Sigur Ros’tu. Pierre Lotti’nin ‘İzlanda Balıkçısı’ kitabında geçen şu cümle ile Sigur Ros’un müziği arasında bir his bütünlüğü olduğunu söyleyebiliriz: “Her şey renksiz ve hüzünlü duruyordu.”

Sigur Ros, shoegaze’in yok olmaya başladığı 1990’ların ilk yarısında ortaya çıkarken post-rock’ı shoegaze’e yaklaştırdı ve Kuzey Işıkları’nın ışıl ışıl karanlığını müziğine yedirdi. İzlanda’nın özellikle ABD’de uyandırdığı merak ve grubun söze ihtiyaç duymadan derdini anlatabilme yeteneği, oluşabilecek dil bariyerini yerle yeksan etti. 

1999 tarihli “Ágætis byrjun” ve 2005’te hayatımıza giren “Takk…”, bu durumun en güçlü göstergeleriydi. Elbette Sigur Ros’un da etkilediği Reykjavik çıkışlı isimler oldu. Sigur Ros’un müziğine elektronik ögeler katıp, IDM’den de fazlasıyla etkilenen Múm’un da adını geçirmemiz gerekir. 

Múm grubu

2002’de çıkardıkları “Finally We Are No One”, tüm zamanlarda İzlanda’dan çıkmış en iyi albümler arasında gösteriliyor. Sonunda biz hiç kimseyiz deme cesareti gösterdikleri albümle bu payeyi almalarına da şapka çıkarıp Reykjavik’te doğmamış ama hayatını orada inşa etmiş bir isme geçebiliriz.

Elektronik ve Deneysel Müzikte Reykjavik: Olafur Arnalds

Olafur Arnalds

Ülkemize de bir dönem sık sık gelen ve geniş bir hayran kitlesine sahip olan Olafur Arnalds, klasik müziğin orkestra olmadan icra edilip farklı kitleleri de kucaklayabildiğinin ispatı. Bu noktada elektronik müzikten de faydalanan sanatçı neo-klasik olarak tanımlayabileceğimiz müziğine kattığı ambient dokusuyla deneysellikten aldığı keyfi de sundu.

Özellikle solo albümlerinin yanı sıra Nils Frahm ile yaptıkları işlerdeki duygu bütünlüğünü düşününce, İzlanda doğasının ne kadar büyük bir ilham olduğu anlaşılıyor.

İzlanda’nın Metal Müzikteki Güçlü Temsiliyeti

Kuzey coğrafyasından, özellikle atmosfer kelimesinin dünya üzerindeki karşılığı olan İzlanda’nın başkenti Reykjavik’ten bahsederken metal müzikten örneklere değinmeme şansımız yok. Bu şehrin etkisi, en az post-rock, indie ya da elektronik müzik kadar güçlü bir etkiye sahip sanatçıların üzerinde.

Solstafir’in Otta albümü

Solstafir, ülkenin metal bayrağını en güçlü taşıyan grupların başında geliyor. Müziklerindeki sertlik, agresif bir sertlikten oluşmuyor. Duygusallığın tetiklediği bir kırgınlığın farklı sembollerle aktarıldığı bir tür arınma sunuyor. Bunun en net ve doğru örneği için 2014’e, “Otta” albümüne gidebiliriz. 

Grubun o dönemki davulcusu Guðmundur Óli “Gummi” Pálmason’un çektiği kapak fotoğrafıyla albümdeki şarkıların birleşimi, yalnızlığın ilerisine gidince hayattan izole kalmakla yüzleşildiğinin işitsel sunumuydu. 

Tabii ki bir kuzey ülkesinden ve onun başkentinden bahsederken black metal grupları da dikkat çekiyor. Svartidaudi, Audn ve 90’lardaki çiğ black metal’i modern bir sound’la birleştirirken köklerden de uzaklaşmayan Misþyrming, bize bu coğrafyanın hediyeleri.

Reykjavik’te Müzikal Dayanışma ve Bağımsız Üretim

Reykjavik’teki müzisyenler, şehrin ve sahnenin ufaklığı sebebiyle birbirini tanıyıp; çoğunlukla da topluluk halinde hareket ederek üretim yapmaktadırlar. Çok fazla müzisyen birbiriyle iş birliği yaparken Reykjavik’ten çıkan sanatçıları birbirlerinin albümlerinde görmek oldukça doğal bir gelişme… 

Avrupa’nın diğer ülkeleri ya da ABD’deki gibi büyük plak şirketlerine ihtiyaç duymadan var olabilmenin getirisi diyebileceğimiz DIY (Do It Yourself) yöntemiyle üretim yapan gruplar, bağımsızlığın getirdiği özgürlüğü kullanıyorlar. Ek olarak, devlet ve sanat fonları müzisyenlere maddi destek sağlayarak sahnenin büyümesine katkıda bulunuyor.

İzlanda’nın En Büyük Müzik Festivali: Iceland Airwaves

Iceland Airwaves Müzik Festivali

Bir de tabii ki festivaller konusu var. Avrupa’daki büyük çaplı festivallere gitmiş ve bir noktadan sonra farklı deneyimler arayan müzikseverlerin/gezginlerin favori festivali diyebileceğimiz Iceland Airwaves, bir tek şehrin değil, ülkenin en önemli festivali konumunda. 

Ulusal ve uluslararası onlarca sanatçının yer aldığı bu festival, butik bir etkinlik olarak görülebilir ancak Ekim, Kasım gibi İzlanda’nın tadını çıkarabilecek bir dönemde olması sebebiyle müzikten fazlasını da vadediyor. Diyorsanız ki İstanbul’dan Reykjavik’e giderim, aktarma arasına şehir falan sıkıştırırım, 6-8 Kasım tarihleri aklınızda olsun. İstanbul’dan direkt uçuş olmadığını da belirtelim…

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir