Bazı şehirlerin adı geçtiğinde bile akla sadece tek bir müzik türü ya da grup gelir. O tür, şehrin dokusunu, kültürünü ve yaşam biçimini bir şekilde içinde barındırır.
Sahiplendiği bu işitsel sorumluluğun üzerine koymak için de belki de ekstra çabalar.
Trip-Hop’un Yükselişi ve Müzik Sahnesi
İngiltere’nin en özgün ve çok kültürlü birkaç şehrinden biri olan Bristol, tam olarak girişini yaptığımız durumun yansıması. 1990’lara damga vuran başlıca türlerden trip hop’un doğduğu ve büyüdüğü yer olan şehrin geçmişine baktığımızda ortaya böyle bir şey çıkmasının sebebini kolaylıkla anlayabiliyoruz.
Jamaika başta olmak üzere Karayip bölgesinden ciddi bir göç alan şehir, İngiliz kültürüne sahip olduğu kadar kıta aşırı devşirdiği kültürü de bünyesinde barındırabilen bir yer. Ek olarak resmi bağlamda Birleşik Krallık adı altında toplansalar da Galler ile komşu olması, buradaki çok sesliliğin sebebi.

R&B ve reggae’nin göç sayesinde artan etki alanından ilham alan Robert Del Naja, Tricky, ve Mushroom, günümüzün en önemli gruplarından biri olan Massive Attack’ı kurabildi. Ki 1980’lerde Birleşik Krallık’ta yaşamanın hiç de talep edilecek bir durum olmadığını söyleyebiliriz göçmenler için.
Sistematik ırkçılığı ve ayrımcılığı destekleyen politikalarıyla dünya siyasetinde maalesef bir yer edinmiş Margaret Thatcher’ın Bristol gibi şehirleri işaret ederek ötekileştirdiğini belirtebiliriz. Yine de zor zamanlar önemli sanat üretimlerinin de tetikleyicisi oluyor. Bu sayede 1990’larda Portishead ve Massive Attack’ın başını çektiği trip-hop ile buluştuk.
Elektronik Müziğin Evrimi
Trip-hop en temelde, hip-hop, soul, jazz ve elektronik müziğin füzyonundan doğan bir türdü. Bristol’deki yer altı müzik sahnesi ve buradaki Karayip menşeli müzik, şehrin iklimiyle buluşunca işitsel tarafın yanına melankolik ve hayatın her aşamasını sorgulayan sözler çıktı.

Massive Attack, Portishead ve Massive Attack’tan ayrılıp ilerlediği solo kariyeriyle Tricky gibi efsanevi isimler, şehirdeki karanlık ama bir o kadar da büyüleyici atmosferden beslendiler bu sayede. Kolektif üretim kültürü de azımsanmayacak bir yere sahipti.
Belki adı geçen gruplar birbirinin albümlerine dokunmuyorlardı ama sadece var olmaları dahi ilham olmaya yetiyordu. Londra ve Manchester, britpop’a kendini kaptırmaya başladığı esnada ülkenin güney batısı, başka bir hayat yaşıyordu.
Bu başka hayatın sound tarafındaki alametifarikası, yankılanan minimal davullar, Peter Hook vari güçlü ama kafkaesk baslar ile özellikle Beth Gibbons ile özdeşleşen kırılgan, melankolik vokallerdi. Massive Attack’ın ilk üç albümü ve hepimizin bildiği gibi Portishead’in 1994 çıkışlı trip-hop başyapıtı “Dummy”, sadece tür için değil, Bristol şehri için de en değerli sanatsal üretimdi belki de.

Boards of Canada, Aphex Twin, Autechre gibi isimlerin öncülüğünde benzer dönemlerde palazlanan IDM (Intelligent dance music), trip hop ile sürekli dirsek temasındaydı. Aynı ülkenin farklı yerlerindeydiler ama birbirlerini tamamlıyorlardı.
Bunlara ek olarak, Bristol’ün elektronik müzik sahnesi sadece trip-hop’la sınırlı kalmadı. 1990’ların sonuyla, 2000’lerin başındaki dönemde, drum and bass ve dubstep de kendilerine bu şehirde filizlenecek alan buldu ve bu şehirde filizlenmeye başladı.
Bristol’ün yeraltı sahnesi için değerli bir isim olan Roni Size’ın taşıdığı Reprazent kolektifi, bu türlere Bristol’ün çok kültürlülüğünü entegre etti. Tüm bu nedenlerle İngiltere ve özellikle Bristol’de gelişen yeraltı elektronik müzik sahnesinin kökenleri de bu döneme dayanmakta.

Portishead’in kurucularından Geoff Barrow’un kafasına krautrock temeline kurgulanmış, deneysel elektronik müzik grubu kurma düşüncesinin esmesiyle kurduğu Beak> de bu bayrağın günümüze taşınmasında rol oynadı. Her ne kadar geçtiğimiz sene kendi kurduğu gruptan ayrılma kararı almış olsa da…
Bristol, 1990’lardaki önemini milenyumla birlikte yavaş yavaş kaybetmeye başladı. Bahsettiğimiz isimlerin muadili etki gücüne sahip isimler çıkarmakta zorlandı. Lakin 2010’ların ikinci yarısına geldiğimizde işler biraz değişti.
Post-Punk’ın Yükselişi
Modern post-punk’ın en yaratıcı ve başarılı birkaç grubu arasında rahatlıkla gösterebileceğimiz IDLES, 2017’de ilk albümü “Brutalism”i yayınladı. Ancak asıl büyük patlamayı 2018’de yayınlanan “Joy As An Act of Resistance.” ile yaşandı.

Aynı dönemde ortaya çıkan Heavy Lungs, LICE, Spectres, Grandma’s House, Repo Man ve Giant Man gibi başarılı post-punk grupları olsa da IDLES’ın hepsinden ayrışmasının temel sebebi, Bristol’ün ta kendisi olmasından geliyor.
Grubun frontman’i Joe Talbot, Gallerli bir ailenin çocuğu olarak Bristol ile Galler arasında kalan küçük bir şehir olan Newport’ta doğdu. Anadilinin İngilizce değil, Galce olduğunu, hatta ailesiyle birlikte Bristol’e göçtükten sonra İngilizce öğrendiğini röportajlarında sık sık dile getirdi.
Göçmenliğin nefret objesine dönüştüğü ve ülke ayırmaksızın dünyanın tamamında milliyetçilik duygusunun güçlendiği 2020’ler dünyasında, özgürlükçü, kucaklayan, köklerinden kopmayan politik şarkılar yapmaları, Bristol’ün onlara katabileceği en değerli şeydi. Onlar da başarılarıyla teşekkür etmekten geri durmadı.

Sürekli Yenilenen Bir Müzik Şehri
Bristol kadar kendini sürekli yenileyen ve tekrar tekrar keşfeden bir müzik şehri bulmak kolay değil. Trip-hop’ından post-punk’ına, hep yeni bir şey katan bir şehirden çıkan müzisyenler de nasıl bir mirasın parçası olduklarını biliyorlar. Geçmişine sahip çıkmayı, günümüzü ve geleceği redderek yapmamaları ise takdire şayan özellikleri.


