10 Underrated Gitarist: Jonny “Radiohead” Greenwood

Ali Ece
Yazar:
Okuma Süresi: 6 Dakika

En ünlü dergilerden birisi Greenwood’u tarihin en iyi 100 gitarcısından 43.’sü seçti. Şaşırmadım çünkü o dergi tarihinde en temel gam Do Majör’ün bile tüm basit akorlarını gitarla çalabilecek kimse yazar olmadı! 

Arşivleri tararsanız zaten başta Miles Davis’in büyük devrimi “On The Corner” olmak üzere piyasa trendlerinden koparak kaydedilen tüm süper kreatif işlere malum derginin verdiği, yıllar geçtikçe iyice zavallı hale bürünen yorumlar tamamen eğlenmek amacıyla okuduğum zırvalar! Fütürist Manifesto’da sanat eleştirmenleri ile ilgili yer alan her türlü hakareti haklı çıkardılar!

Radiohead’i son 25 yılın Pink Floyd’una dönüştüren şey tam da iki harika müzik devrimcisinin yani Thom Yorke ve Jonny Greenwood’un kolektif egosu yani tüm piyasa trendlerine karşı ters şeritten gidip yani eleştirmenler veya onların güdülediği dinleyiciler ne isterse değil, müziği üreten kendileri ne isterse onu üretmeleri zaten olağanüstü bir başarı!

Jonny Greenwood’un Gitar Tekniği

Gitardan devam edelim misal Joe Bonamassa saf teknik açısından tabii ki Jonny Greenwood kadar hatta kimilerine göre ondan çok daha iyi. Ancak Joe Bonamassa kral, harika bir Blues geleneğini geliştirerek devam etti. Radiohead ekibi ise son 25 yılda en az 5 kez daha önce örneklerine çok az rastlanmış veya gelişen müzik teknolojisinin de etkisiyle hiç rastlanmamış müzikler üretti. Bunu mümkün kılan tam da Jonny Greenwood’un Retro Fütürist gitar konsepti oldu.

“Bends” zamanı Radiohead

“Bends” başyapıtını yayınladıktan sonra 100 gruptan 90’ı aynı popülerlik-deneysellik dengesine devam eder ve torununun torununa yetecek kadar hasılat yapardı. 1997 BBC canlı kaydında “Paranoid Android”u o kadar iyi çalan çok kişi ya zirvede bırakıp Jeff Beck’lik yaparak bambaşka müzik yapar ya da U2-Coldplay misali şöhretin tadını çıkarmayı tercih eder. 

Jonny Greenwood ise zor olan ama doğru olanı yaptı: Thom Yorke ile en derin dalgalı okyanusların alacakaranlık sularına dalıp birbirinden harika müzikal deniz yıldızları çıkardı ve boğulmamayı başardı. 

Siyasi Duruş ve Eleştirmenlere Karşı Tutumu

İsrail’de bu kadar ünlüyken Filistin’deki İnsan Hakları konusunda koyduğu muhteşem insani duruş ve Netanyahu’ya hak ettiği sert tepkiyi vermesine girmiyorum bile, Greenwood sadece müzikal bağlamda ürettikleriyle gerçekte blok flüt bile çalamamasına rağmen kendini müzik eleştirisinin diktatörü zanneden o sektörün Netanyahu misali canlılarını gitarıyla en dibe gömdü!

“Creep” ve Akor Devrimi

Bir kere adını koyalım: İlk 45’lik “Creep” bizim kuşağın “Wish You Were Here”i gibi bir şey aşırı tüketilmiş olsa da tarihsel büyüklüğü hem popülarite hem de estetik açıdan bir kilometretaşı. Radiohead’i o ilk döneminin tüm Shoegaze veya İngiliz alternatif rock’larından ayıran “Creep”teki iki boyut çok zihin açıcı: 

Birincisi gitarın dinamik derinlik kalitesi yani olabilecek en temiz hem de tremolo’lu arpejle başlayıp koroda o dönemdeki anfilerin yükselebileceği en yüksek hem de feedback’li gain’e çıkarken hiç sendelememesi. İkincisi bestenin koro kısmındaki akor sırası: 10 grubun 9’u o akor sıralamasını ezbere kitaba göre yapacakken pratikte yani daha ilk hit şarkıda bile Jonny Greenwood yerleşmiş kalıpların dışına çıkıp maceraya girebildi ve başardı! 

“My Iron Lung” ve Hendrix Mirası

Jimi Hendrix

“My Iron Lung”ın gitardaki kopma yeri Jimi Hendrix öldüğünden beri Hendrix’i birebir kopyalamadan Hendrix’in mirasını dolayısıyla deneysel maceracılığını layığıyla sürdürebilen yeni bir kilometre taşıydı. Hani başta Miles Davis ve Keith Emerson hep Hendrix erkenden ölmese beraber müzik yapacaktık derler ya o kadar geniş bir spektruma açılmadı mı Radiohead? 

Yazının kalanındaki prog ve caz kısımlarında konuyu biraz daha açacağım!   

Greenwood’un çocukluktan beri ondes Martenot gibi elektronik deneysel enstrümanları çalabilmesi başka bir yetenek türü olsa da o frekansları gitar ton paletine ekleyebilmesi çok özel bir yeteneğe işaret ediyor. 

“Kid A” ve Yeni Bir Euro Rock

Kid A albümü

“Kid A” ve “Amnesiac” ilk çıktığında çoğunluğun yaşadığı aşırı pozitif veya aşırı negatif reaksiyonları dün gibi hatırlıyorum. Halbuki kısa süre önce David Bowie, Brian Eno gibi devrimci müzik ortaklıklarından etkilenen ancak gereğinden fazla cinsellik temasına dalıp görsel açıdan harcanan “Velvet Goldmine” filminin soundtrack’inde zaten Greenwood, Brian Eno dönemi Roxy Music şarkılarını çoktan çalmaya başlamıştı: 

Bowie-Eno ortaklığı belki de tarihin ilk Euro Rock müziğiydi: Ne İngiliz ne Amerikan daha çok Berlin’li! “Kid A” çıktığında aslında “Bends”in bittiği yerden devam ediyordu: Yeni bir Euro Rock, olabildiğince deneysel ve olabildiğince maceracı. 

Greenwood’un Etkisi ve Kalıcılığı

Bir röportajda Thom Yorke aşırı övgüden bunalıp “Bunları bizden çok önce Can, Neu! ve birçok Alman grup denedi aslında” deyiverecekti. Bana tek kötü etkisi o zamanlar tanesi 3 Euro olan bu grupların plakları bir haftada 30 Euro oldu, ilk baskıları ise şu anda 300 Euro falan! Tıpkı toplamda 30 milyondan fazla fiziksel formatta albüm satan Radiohead’in eski albümlerinin fiyat artışının bizim enflasyona rakip olması gibi!  

Jonny Greenwood

Tıpkı The Smile’da klasik müzik-caz arası yeni bir Euro Prog’un çamurlu sularına korkusuzca dalması gibi. Lakin işin sırrı halen “Creep” korosundaki yerleşmiş kalıba meydan okuyan alternatif akor dizilim cesaretinde, yoksa insan kendi kurduğu müzik şirketine en az kullanılan gamların en maceracılarından Octatonic’in ismini verir mi? Jonny abimizin kendi sözleriyle bitirelim: “Gitar kendi başına zaten olağanüstü bir şey!”

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir