Son Sürat Duvara Çarpmak: Woodstock‘99

Ant Arın Şermet
Okuma Süresi: 11 Dakika

“Belki… bir canavar vardır… Belki o sadece biziz.”

William Goulding – Sineklerin Tanrısı

Giriş

Bush’un frontman’i Gavin Rossdale, 1960’lara ve oradan aldığı ivmeyle günümüze damgasını vuran Woodstock ile ilgili, “Woodstock, kültürünüze ve DNA’nıza işlemiş bir festivaldir” der. Woodstock hakikaten de öyledir. Sadece ABD sınırları içinde doğup büyümenize de gerek yok bu kültür ve DNA kodu için, kendinizi buna ait hissediyorsanız, oradasınızdır. Fiziksel formunuzun nerede olduğunun bir önemi olmadan. 

1969’da gerçekleşen ve devam etmesi için uzun yıllar beklenen Woodstock’un yolculuğunda her zaman iyi anlar yok. Çamur var. Eğlence var. Sınırsız müzik, alkol ve keyif verici madde var. 1969’dan sonraki ilk Woodstock, MTV’nin zirve döneminde 1994’te gerçekleşmiş ve Kurt Cobain kendini öldürmese headliner Nirvana olacaktı. Lakin Cobain, hayata daha fazla tahammül edemeyeceğine 5 Nisan 1994’te karar verince bu kadro değişti. 

Nine Inch Nails, Metallica, Red Hot Chili Peppers, Aerosmith ve rüştünü yeni yeni ispat eden Green Day’in performanslarıyla hafızalara kazınan 1994, ekonomik olarak fiyaskodan hallice zarar yazsa da geri kalan alanlarda gayet iyi bir sene olarak tarihteki yerini aldı.

Bunun üzerine Woodstock festivalinin organizatörleri Michael Lang ve John Scher, bu mirası devam ettirirken yeni bin yıla hazırlama arasındaki o fırsatı gördüler. Lakin her fırsatın büyük riskler barındırdığını göz ardı etmiş gibiydiler. Woodstock festivali, oldukça güçlü bir kadroyla 22-25 Temmuz 1999’da Griffis Air Force Base Roma, New York’ta katılımcıları ağırlamaya hazırdı. Ama işlerin pek de kolay olmayacağı daha festival başlamadan belli olmuştu.

Festivalin oluşumu

Öncelikle 1994’ten gelen ekonomik hasarı engelleyecek ve biletleri tamamen satmayı sağlayacak isimler tercih edilmeliydi. Jon Scher bu doğrultuda, Korn, Limp Bizkit, Red Hot Chili Peppers, Sheryl Crow ve Alanis Morissette gibi döneminin en büyük isimlerine gitti. Onları festival kadrosuna alıp MTV’nin desteğini hissetmek, on binlerce biletin tamamının satılması için önemli bir hamleydi. Nitekim öyle de oldu. Tam tamına 186 bin 983 bilet satılmıştı. Bir yandan iyiliği ve kötülüğü tartışılsa da orijinal Woodstock’un 30. Yılı için yapılan bu festivalde bir şeyler garipti. Ya da farklıydı. Orijinal Woodstock fikrinin temelinde barış vardı. Vietnam Savaşı’nın karşısında duruyordu. Temel derdi ve uğraşı herkes için barıştı. 1999’daki festivalin seçildiği yer, adeta tüm bu bakışı umursamadığını göstermek için özellikle seçilmiş gibiydi. Bir hava üssü. Evet, bir askeri hava üssünde gerçekleşecekti. Festivale gelen katılımcıların çok büyük çoğunluğu 18-24 yaş arasında olsa da yaşları 30’u geçen çoğu müziksever, bu garipliğin ve doku uyuşmazlığının farkındaydı. Ama bir yandan da dünyanın birçok yerinde yaşanan durum Woodstock’ta da geçerliydi, hayal ettiğimiz insanları izlemek için, inandığımız değerleri bir süreliğine kenara koymamız gerekiyordu. Tamamen bu festivali görmezden gelme opsiyonu da vardı tabii ki. Öyle ya da böyle takvimler 22 Temmuz 1999 Cuma gününü gösterdiğinde her şey hazırdı. Bir tek o günün en önemli isimlerinden biri olan James Brown dışında…

Festival süreci ve kaosa dönüşümü

James Brown, kaşesinde yazan meblağın tamamını konserden önce almasıyla bilinen ve bu konularda dünyadaki birçok organizatörü çıldırtmasıyla ünlenmiş bir isim. Woodstock ’99 öncesinde de durum aynıydı. Festivalden önce ücretin yarısını alan Brown, kalan yarısını anında istiyordu. Aksi halde sahneye çıkmayacağını söylemişti. Ki bunlar yaşanırken orkestrası sahneye çıkmış, katılımcılar onun adını haykırıyordu. Para için diretip sahneye çıkmazsa kaybedeceğinin çok daha fazlası olduğunu fark ederek sahneye çıkmış, hafta sonunun ilk kaosu görece sakin bir şekilde çözülmüştü. Lakin festivale gelen kitlenin azımsanmayacak bir kısmının planı müzik dinlemek değildi. Bu, kısa sürede anlaşıldı.

Önce Sheryl Crow sahnedeyken, sözlü tacize uğradı. Sheryl Crow’dan sonra sahneye çıkan ve döneminin büyük gruplarından The Offspring’in frontman’i Dexter Holland, “çok fazla sarhoş çocuk var, festivalin içine edeceksiniz” dedi. Bir nevi ilk uyarı fişeği atılmıştı. Henüz ilk gündü ve ilk günün headliner’ı Korn’dan başkası değildi. Korn, döneminin gençlerini en çok etkileyen gruplardandı. 1999 yılında ABD’de onlardan daha büyük bir grup bulmak pek olası değildi. Korn konserine katıldıysanız mosh-pit ve pogo’nun bol olduğunu bilirsiniz. Woodstock’ta da durum buydu. Lakin bu mosh-pit… Pek de dost canlısı değildi. Artan alkol oranı, tüm gün sıcak havada susuz ve aç kalmakla birleşince birçok katılımcı adeta telef olmuştu. O yüzden yaralanan ve birbirine zarar veren katılımcılar oldu. Daha büyük sorunsa güvenliğin buna karışamamasıydı. Güvenlik görevlileri ortalığı toparlamaya çalışır gibi yapıp aslında kendilerini korumuşlardı. Bu da cumartesi ve Pazar günü yaşanacak güvenlik açığının habercisiydi.

Cumartesi

İkinci gün ortaya bir problem daha çıktı. Temizlik ve çöp. İlk gün bile tuvaletlerde ciddi sorunlar yaşanırken Cumartesi itibarıyla alandaki tuvaletlerin yarısından fazlası kullanılamaz haldeydi. Bir de çöplerini bulduğu her yere atan katılımcılar gelince, ortalık günün başından itibaren hem göz hem de burun için berbat bir hal almaya başlamıştı. Ve bugünün sonunda Rage Against the Machine ile Metallica sahneye çıkacaktı. Uzun bir günün öfkesini çıkartmak için en ideal iki grup diyebiliriz… Güvenlik tarafının zafiyetine tekrar değinmeye bile gerek yok. O şirketin yetkililerinden biri, “Trainwreck: Woodstock ‘99” belgeselinde, çok sakin bir sesle, “Böyle bir ortamda ve bu kadar çok insanın olduğu ortamda yeteri kadar çalışanınız yoksa böyle olur” diyerek aradan geçen 25 yılda dahi sorumluluğu almıyordu… Neyse, biz konumuza dönelim. MTV, festivalin yayıncısıydı. Festival süresince sahnede çalan neredeyse tüm grupları yayınlıyor, sahne boşken de özel yayınlarla festivale gelemeyenlerin zamanına hamle yapıyorlardı. Lakin festival katılımcıları için sıradaki hedef olmaktan kurtulamadılar. Dakikalar boyunca üzerlerine aklınıza gelebilecek her türlü yabancı madde atıldı. Yabancı madde atan bir katılımcıya bunu niye yaptın diye sorulduğunda verdiği cevap geri kalanların cevabıydı: “Çünkü yapabiliyorum.”

Cumartesi akşamıyla birlikte işlerin rengi tamamen değişti. Festivale gelen kadın katılımcılar için ortam maalesef ki çok riskli bir hal almıştı. Bu yazıyı okuyan kadın okurlarımızı tetiklemek istemediğimiz için süreci yazmamayı tercih ediyorum. Lakin ilk gün başlayan sözlü tacizlerin boyutu değişmiş ve maalesef fiziksel tacizler, hatta daha ilerisi yaşanmaya başlamıştı. Çünkü ortada gerçek bir canavarlaşma vardı. Artık sahnede kimin olduğunun ya da nerede bulunulduğunun bir önemi kalmamıştı. Bu esnada Limp Bizkit konserinde yaşanan taşkınlıkların ardından Jon Scher, konseri yarıda kesip Limp Bizkit’i sahneden indirdi. Sineklerin Tanrısı gibi bir ortam oluşmuştu. Fatboy Slim’in seti esnasında kendini kaybetmiş kalabalık bir arabanın üzerine çıkıp arabayı paramparça ettiği gibi festival alanında büyük hasarlar oluşturmaya başladı. Vandalizm sıfatı altına alınamayacak bir hasar vardı. Fatboy Slim, seti bitmeden kişisel güvenliğini aldığı insiyatifle etkinlik alanından arabayla kaçarken 2 gün boyunca havalimanında kaldı… MTV ise bu durumu fark edip canlı yayında, “Güvende değiliz. Yayın bitti, gidiyoruz” dedi. Kelimenin tam anlamıyla yangın vardı.

Pazar ve yangın

Pazar sabahı yapılan basın toplantısında organizatörlerden Jon Scher, soruları yanıtladı. Daha doğrusu yanıtlamayı denese de çok şansı yoktu. Çünkü cumartesi günün yaşananları ve neden çözülemediğini biliyordu. Her şeyin yolunda gitmesini umabiliyordu sadece. Birçok insanın yaralandığını, havasızlıktan ve sıcaktan bayıldığını, prodüksiyon kulesinin yıkıldığını biliyordu. Çözüm… İşte o yoktu. Bu tekinsizlikle Pazar günü başladı. Son gün başlamadan önce azımsanmayacak sayıda insan festivali arkasına bakmadan terk ederken, ilk iki günün kaotik bir hal almasına neden olan dersek abartmayacağımız ergenler ve gençler, ilk grup için mi yoksa yeni sorunlar için mi emin olamadığımız şekilde alandaydı. Organizatörler gidenleri görünce bu gemiyi karaya yanaştırmak zorunda olduğunu fark ettiler ve ortaya bir dedikodu attılar. Red Hot Chili Peppers, normalde 3. Günün headliner’ıydı. Ama gelen dedikoduya göre RHCP sonrası bir grup sahneye çıkacaktı. Dahası, Woodstock ekibi bile bu ismin kim olduğunu bilmiyordu. Doğruluğu, yanlışlığı ispatlanamasa da bu sürpriz ismin Prince olduğu yıllar sonra öğrenildi. Festivale o noktaya kadar sabreden müzikseverler, RHCP sonrasındaki ismi de görüp öyle gideriz diyerek Pazar gününü son bir güçle geçirmeyi denediler.

RHCP sahnedeyken sıra ‘Under the Bridge’i çalmaya geldi. Konserden önce hayranlara mum dağıtıldığını bilmeyen organizasyon ekibi ve güvenlik, şarkı esnasında yukarı kaldırılan mumların konserin bitimiyle birlikte sönmemiş şekilde yerlere konup etrafı yakmaya başlamasıyla ne yapacağını bilemedi. Sahnede anadan üryan gezen Flea bile fark edilmeyecek durumdaydı. Konserin ortasında büyük bir yangın vardı. İnsanlara dışarı çıkın uyarısı yapıldığı halde çıkmıyorlardı ve herkes ayakta duramayacak halde sarhoştu. Bu noktada organizasyon ekibi insanları sakinleştirmesi için RHCP frontman’i Anthony Kiedis’e gitti. Mikrofonu eline almasını ve insanları uyarmasını istediler. Kiedis ise grup arkadaşlarıyla birlikte sahneye çıktı ve Jimi Hendrix’ten ‘Fire’ı çaldı. Hani ateşin üzerine benzin dökseniz daha fazla harlayamazdı ateşi… Bu noktadan sonrasıysa bir savaş filmini andıran görüntülere ev sahipliği yaptı. Parçalanmamış eşya, kırılmamış barikat, çöp atılmamış tek bir boşluk ya da huzuru kaçmamış insan kalmamıştı. Woodstock ’99 geri dönülemeyecek bir hasarla her şeyi batırmıştı.

Kapanış

William Goulding, “Sineklerin Tanrısı”nda haklıydı. Belki de bizler, canavarın ta kendisiydik. Korktuğumuz şeyin ta kendisine dönüşmek için tetikleyici olayların yaşanması yetiyordu. Woodstock ’99, ilk adımından son adımına kadar risklerle dolu, freni tutmayan bir kamyon gibiydi. Ya duvara çarpıp yok olacaktı ya da usta bir sürücü o duvara milimler kala kontrolü sağlayacaktı. Michael Lang ve Jon Scher, işlerini çok iyi bilen insanlar olsa da o ustalığa sahip değillerdi. Sonuç ise müzik tarihinin gördüğü en problemli müzik festivallerinden biri oldu. Hele ki bu festivalin adının Woodstock, mirasının 30 yıla dayanması… Fiyaskonun boyutunu unutulmaz seviyeye taşıdı. 1969, aşk, sevgi ve barış mottosuyla tarihe geçti. 1999, 30 yılda dünyanın yaşadığı kapitalist değişimin en sınır tanımayan tokatlarından birini Woodstock’a attı ve muhtemelen geri dönmemek üzere bu defteri kapattı.

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir