Yeni bir ses: Wolf Alice

Ant Arın Şermet
Okuma Süresi: 5 Dakika

Bebek adımları

Wolf Alice’in hikâyesi, 2010 yılında Ellie Rowsell ve Joff Oddie’nin akustik bir ikili olarak attığı mütevazı bir adımla başladı. Adlarını Angela Carter’ın kısa bir öyküsünden alan grup, çok geçmeden bu sade başlangıcın sınırlarını zorlamak istedi ve daha gürültülü bir kimliğe yöneldi. Bu kararın neticesinde Rowsell’in çocukluk arkadaşı Sadie Cleary’nin bas gitara, Oddie’nin arkadaşı James DC’nin de davullara geçmesiyle genişleyen grup 2012’de Sadie ve James’in ayrılışıyla günümüzdeki kadrosuna ulaştı. Joel Amey’nin davula, Theo Ellis’in de basa geçmesiyle Wolf Alice, yürümeye hazırdı. Ancak önce bazı bebek adımları gerekiyordu. Aynı yıl SoundCloud üzerinden ücretsiz paylaşılan ‘Leaving You’, BBC’nin radarına girdi. Böylelikle NME, Wolf Alice’ten haberdar oldu. 2013 sonunda BBC Radio 6 Music tarafından Birleşik Krallık’ın en çok hakkında blog yazısı yazılan sanatçısı seçilmeleri, Wolf Alice’in artık sadece bir “heyecan verici yeni grup” olmadığını kanıtladı. İlk albümleri “My Love Is Cool” da bu ihtiyacın sonunda doğdu. “My Love Is Cool”, Wolf Alice’in yıllar boyunca şekillenen müzikal kimliğinin ilk kez net bir bütün hâlinde ortaya çıktığı albüm oldu. Yazım süreci erken dönem konserlerinde test edilen şarkılarla, Dirty Hit sonrası daha kontrollü stüdyo çalışmalarının birleşmesinden oluştu. Shoegaze, grunge ve folk etkilerini bir araya getiren sound, Ellie Rowsell’in hem kırılgan hem de sertleşebilen vokaliyle karakter kazandı. ‘Bros’, ‘Moaning Lisa Smile’ ve ‘Giant Peach’, albümün hit parçalarıydı.

My Love Is Cool Albüm Kapağı

Mercury’i kazanmak

Wolf Alice’in 2017 tarihli “Visions of a Life” albümü, grubun ilk dönemindeki shoegaze ve grunge referanslarını daha temiz ve bilinçli bir şarkı yazarlığıyla harmanladığı bir eşik noktasıydı. Albümün yazım süreci Londra’da, turneler arasındaki dağınık ama istikrarlı çabanın sonucuydu. Wolf Alice, özellikle Ellie Rowsell’in içine açan şarkı sözlerini öne çıkaran melodik kararlarla albümün kırılgan olduğu kadar güçlü duygu temelini oluşturdu. Beck, Nine Inch Nails, M83, Air, St. Vincent ve Deafheaven’la çalışmış Justin Meldal-Johnsen, albümün prodüktör koltuğundaydı. En temel dokunuşu da grubun dinamizmini parlatmak yerine, her parçanın özündeki duygusallığı görünür kılmayı başarmasıydı. Bu yaklaşım, albümün Mercury Prize’ı kazanmasında azımsanamayacak bir etkiye sahipti. ‘Don’t Delete the Kisses’ gibi parçalarda Rowsell’in sesi neredeyse yersiz yurtsuz bir yakarışla öne çıkarken, vokali bir güç gösterisine değil, kırılgan bir anlatıya dönüştü. Aşk, belirsizlik ve gençlik hallerini büyük metaforlar yerine küçük detayların ışığında anlattığını söylemeden geçmemek lazım.

“Visions of a Life”ın 2018 Mercury Prize zaferi, Wolf Alice’i bir anda “umut vadeden” bir gruptan çağdaş İngiliz rock’ının önemli isimlerinden birine dönüştürdü. Asıl başarılarıysa bu ani görünürlüğü paniğe kapılmadan, kimliklerini koruyarak yönetmeleri oldu. Ödül sonrası süreçte grup, daha büyük sahnelere ve festivallere açılırken üretimi aceleye getirmedi. Ki Türkiye’de bugüne kadar verdikleri tek konser 2018 yılında bu albümün turnesindeydi. Bu yaklaşımın en net karşılığı, 2021’de çıkan “Blue Weekend” oldu. Albüm, Mercury sonrası beklenti baskısına rağmen grubun en rafine, en duygusal işi olarak karşılandı. Ellie Rowsell’in anlatıcı kimliği daha görsel, daha kişisel bir boyuta taşınırken, grup ana akıma yaklaşmaktan korkmadan kendi karanlık tonunu korudu. Aynı dönemde Harry Styles’ın Avrupa turnesinde açılış yapmaları, Wolf Alice’i çok daha geniş ve farklı bir dinleyici kitlesiyle buluşturdu. “Blue Weekend” sonrası bağımsız bir plak şirketi olan Dirty Hit’ten ayrılıp Columbia Records’a geçen grup, büyük adım için hazırdı.

Büyük adım

Wolf Alice, The Clearing ile kariyerinin en bilinçli ve sakin adımını atarken, albümün yazım sürecini Londra’nın Seven Sisters bölgesinde geçirip kayıtları Los Angeles’ta Greg Kurstin prodüktörlüğünde tamamladı. Grup için “The Clearing”, ilk üç albümünü çıkardığı Dirty Hit döneminin kapanışı ve Columbia üzerinden başlayan yeni bir sayfa anlamına gelmekte. Bu geçiş, estetik bir kopuştan ziyade sesin ve anlatının sadeleşmesiydi. Yetmişler pop/rock geleneğinden beslenen ama bugünün Londra’sına sıkı sıkıya bağlı klasik bir albüm olarak tanımlayabileceğimiz albüm, Fleetwood Mac günümüzde çıkan bir grup olsa neye benzerdi sorusunu tek başına cevaplıyor. Stevie Nicks’e olan hayranlığını ve ondan aldığı ilhamı her zaman paylaşan Ellie Rowsell, sanatçının solo kariyerinin yapıtaşlarından 1981 tarihli “Bella Donna” albümünden etkilendiğini söylemişti.

Ellie Rowsell

“The Clearing”in hem oyunbaz hem de ciddi oluşu, Wolf Alice’in müziğinin de bir özeti aslında. Yeni bir ses arayan İngiliz indie, alternatif sahnesinde parlayan grup, kendi sesini bulma yolculuğunda 2025 itibarıyla net alışkanlıklara sahip. Grubun yaşadığı olgunlaşma 2018’de kazandığı Mercury’e bir kez daha aday olmalarını sağladı. Bu sefer ödülü Sam Fender kazansa da Wolf Alice zaten ‘kazanan’ olmanın ne anlama geldiğini biliyordu. Tam da böyle bir dönemde, grubun altın çağının içindeyken 8 sene sonra yolları tekrar İstanbul’a düşecek. 15 Temmuz akşamı Küçükçiftlik Park’ta izleyeceğimiz Wolf Alice’in müziği kadar sahnesinin de harika olduğunu geçen Kasım ayında canlı izlemiş biri olarak garanti edebilirim!

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir