Rolling Stones deyince akla ilk olarak tabii ki Mick Jagger ve onun şiş dudaklarından esinlenmiş grup logosu gelir. Çünkü Rolling Stones 1974’ten itibaren artık büyük bir turne makinesi ve kültürel şov devidir. Bunu da 1974’e kadar kaydettiği müzikler sayesinde sağlamıştır. Sadece son 30 yıldaki konser şarkı listelerine bakınca 1974 öncesi müzikal üretim zenginliğinden ne kastettiğimi gayet iyi anlarsınız.
Rolling Stones gitarcıları deyince tabii ki akla ilk Keith Richards gelir, adam gitarından bandına konuşmasından susmasına kadar her şeyiyle yürüyen ve nefes alan bir Rock’n’Roll heykeli! Sonra gitarla her şeyi yapabilen ve hiç düşmeyen çalış performansıyla hak ederek adına özel gitarlar üretilen Ron Wood gelir ve tabii ki 27’ler kulübünün efsanesi grubun kurucusu Brian Jones.
Ancak Rolling Stones’un 2020’lerdeki konserlerinde bile çalınan ve en çok istek alan şarkıları 1964-1974 arasındakiler. Keith Richards’ın adeta etten kemikten bir gitar riff’i makinesi olması bir yana, ona sahne içi ve dışında en iyi eşlik eden Ron Wood hatta grubu kuran ve Blues’u slide gitarıyla diğerlerine adeta hatmettirdikten sonra sitar, marimba, dulcimer vs gibi diğer enstrümanlarla Stones’un müzikal skalasını genişleten Brian Jones olsa da Wood-Jones arasındaki Mick Taylor dönemi kayıtlara geçmiş en lezzetli çift gitar paslaşmalarından bazıları… Xavi-Iniesta’nın 10 yıl beraber gitar çalmaları gibi bir şey!
Mick Taylor: Sessiz Virtüöz
Amerika’daki Rolling Stone dergisinin kazma editörleri Mick Taylor’ı tarihin en iyi 37. gitarcısı seçse de son 35 yılda elektro gitarcıların açık ara en ünlüsü ve en ikoniği olan Slash şöyle diyor “Hendrix, Jeff Beck, Jimmy Page hepsi süperdi ama elektro gitar konusunda beni en çok etkileyen Mick Taylor’dır”. Kısa süre önce Guns’N’Roses konserine gidip Slash’ten büyülenen biriyseniz önce “Paradise City”nin o olağanüstü melodik gitar zenginliğini tekrar hatırlamak için açın ve yazının kalanını öyle okuyun lütfen!
Brian Jones’un 27 yaşında ölmesinden iki gün sonra Londra Hyde Park’ta Rolling Stones hem grubun kurucusunu anmak hem de yerine aldıkları yeni gitarcı Mick Taylor’ı tanıtmak için sahneye çıktığında ön grup King Crimson çoktan parkın tozunu atmıştı. Keith Richards bir süredir sadece standart olmayan gitar akortlama sistemleri (En çok açık Sol akortlama düzeneği yani kalından inceye telleri Re–Sol–Re–Sol–Si–Re şeklinde akort ederek) şarkılar yazıyor ve grubun kalanı ona eşlik etmekte zorlanıyordu. Bir kişi hariç, o da o gün Stones ile ilk defa sahneye çıkan Mick Taylor’dan başkası değildi. Fleetwood Mac’i kurmak için gruptan ayrılan ve bizzat Eric Clapton’ın yerine gruba katılmış olan Peter Green’in yerine 17 yaşında John Mayall and the Bluesbreakers’ta başlayan Mick Taylor’ı Rolling Stones’a bizzat John Mayall önermişti.

Efsane Albümler ve Gitar Riff’lerinin Zirvesi
O 300 bin kişinin izlediği bedava Hyde Park konserinden itibaren Mick Taylor’lı Rolling Stones öncelikle canlı performanslarda o günün aksine olağanüstü bir canavara dönüştü ve en çok aranan konser grubu olmaya başladı ve “Get Yer Ya-Ya’s Out!” konser albümü plak olarak basıldı. Sahne ihtiyaçlarına göre saksofoncudan, hammond org’cuya bir sürü müzisyen konser ekibine katıldı lakin Mick Taylor o kadar inceci bir gitaristti ki o kalabalıkta bile tek bir pedal kullanmadan gitarını duyurmayı başardı. Artık “Brown Sugar” ve “Honky Tonk Women”daki Keith Richards’ın kullandığı Açık Sol akortlaması Rolling Stones’un standart gitar akortlama sistemine dönüştü. Efsane albüm “Exile on Main Street”te birçok şarkı Açık Sol’den yazılırken şarkılar çoğunlukla Keith Richards’ın Güney Fransa’da kiraladığı Nazi işgalcilerinden kalma villanın bodrum katında kaydedildi. O günlerde başta Mick Jagger olmak üzere herkes kayıt şartlarından dolayı mızmızlanıyor, Mick Taylor ise içine sanki Robert Johnson’ın ruhu girmiş gibi hiç konuşmadan zevkle çalıp kaydediyordu. Ayrıca tüm o aylar süren turne-kayıt karmaşalarında Stones bazen nefeslenmek için yavaşlıyor ve o Mick Taylor döneminde “Wild Horses”, “Angie”, “I Got the Blues”, Moonlight Mile” gibi tarihleri boyunca en sevilen balladları da kaydediyordu.

“Sticky Fingers” albümündeki “Can’t You Hear me Knocking” sadece büyük tarihçi ve zevkli insan Emrah Safa Gürkan’ın en sevdiği şarkılardan birisi değil aynı zamanda Mick Taylor gitarının baş yapıtı da… İlk 4 dakikası Keith Richards’ın yine Açık Sol’den yazdığı muhteşem riff’lere Mick Jagger’ın olağanüstü vokal performansıyla örülen kompozisyonun yanardağ misali patladığı kısım ise kayıt bitti diye herkes enstrümanlarını yere koymaya hazırlanırken davulcu Charlie Watts’ın asıl aşkı caz swingi ile devam edip Mick Taylor’ın gitarıyla Santana ile aşık atabilecek bir doğaçlamaya başladığı kısım. Diğerleri o kısımdan o kadar etkileniyorlar ki ortada yazılı ve daha önce çalışılmış hiçbir şey yokken herkes koşa koşa enstrümanlarının başına geri dönüyor ve toplam 7 dakika 15 saniye süren bir şaheser ortaya çıkıyor. Tarihin en underrated elektro gitar kayıtlarından birisi…

Stones’un 50. Yıl turnesinde “Can’t You Hear me Knocking” tekrar hem de Mick Taylor’ın konuk olduğu gün sahneye çıktı ve youtube kaydında da duyabileceğiniz gibi Mick Jagger yıllar sonra Mick Taylor’ı “çok sevdiğimiz bir arkadaşımız” olarak takdim ediyor. Mick Taylor-Rolling Stones ilişkisinin en güzel özeti takdiminden performansına o videoda gizli zaten. Sonradan birçok Netflix yapımları sahnelerinde aniden çalan ve adeta o konserle beraber tarihin gizli bir Rock’n’Roll hazinesi gibi tekrar keşfedilen bir şaheser.
Kısa Süren Ama Sonsuz Etki Bırakan Bir Dönem
Mick Taylor 1969’da katıldığı Stones’un en sevilen albümlerinde çalıp 1974’te ayrılmıştı. Grupla son görüldüğü klip “It’s Only Rock’n’Roll” yani suni köpükler içinde denizci kıyafetleri giymiş Mick Jagger hariç herkesin “Allah belamızı versin ne işimiz var bu halde?” gözüktüğü o efsane an! İşin özeti Rolling Stones artık en iyi eserlerini verdiği 1964-1974 arası eserlerinin turne-şov-persona üçgeninde pastasını yiyeceği gelecek 50 yılının miladını o abartılı klipte adeta ilan etmişti. Grup elemanlarının sevgililerinden grup logolarına, sürekli katılım rekorları kıran turnelerinden yeni albüm lansmanını Spotify ortaklığıyla Barcelona formasına taşıyacak reklam stratejilerine artık 1974’ten sonraki Rolling Stones günümüze kadar devam edecek altın yumurtlayan bir Rock’n’Roll Tavuskuşu Şovu! Mick Taylor bu süper şov için fazla sessiz, fazla içine kapanıktı ve üstelik şarkıları o yazsa da albümler yayınlanınca besteci hanesinde hep Jagger-Richards yazıyordu. İşin aslı Mick Taylor ayrıldıktan 7 yıl sonra yayınlanan “Tattoo You” albümünün en iyi şarkıları yine yıllar önce Mick Taylor’ın çaldıklarındandı! Beste tartışması bir yana, Mick Taylor yeni Rolling Stones’un adeta en güçlü sesiydi ama hiç de bir Rolling Stones üyesi gibi yaşamaya niyeti yoktu: Konser biter bitmez hiç aldatmadığı eşinin ve dört yaşındaki kızının yanına koşuyordu. Arada bir 3 ay boyunca çok uzun süren bir turnede Keith Richards’ın sahne dışı yaşamına ayak uydurmaya çalışırken neredeyse hastalıklardan genç yaşta nalları dikiyordu!

Mick Taylor’ın Stones macerası, halen devam eden Rolling Stones’un hiç bitmeyen kariyerine göre çok kısa belki. Hatta Mick Jagger’ın onu ilk kez grubun hayranlarına tanıttığı Hyde Park konserinde Brian Jones anısına sahneden uçurduğu kelebeklerin ömrü kadar kısa! Ancak Mick Taylor’ın Stones dönemi çaldığı gitarın etkisi kelebek etkisinden de büyük hatta Mick Jagger’ın o meşhur kelebekleri uçmaları için serbest bırakırken Brian Jones anısına okuduğu Adonais şiirinin yazarı Shelley’nin etkisi gibi belki de öldükten sonra gerçekten anlaşılacak. Ben Slash’in tarafındayım ve Mick Taylor’ın Stones döneminin nasıl da her şeyden önce gitarıyla Amerika-İngiltere arası ses duvarlarını yıktığını herkesin anlayacağı günü bekliyorum. Londra’daki henüz U21 yaşlarındaki Brian Jones-Keith Richards-Mick Jagger üçlüsünün (Mayall, John Lennon, Who ekibi vs diğerleriyle beraber) Amerikalı siyahlardan öğrenip şekillendirdiği Yeni Blues Rock’ının nasıl Beatles-Stones-Who vs’nin Amerika konserleriyle British Invasion’a dönüşmesi tarihsel kırılmalarsa Mick Taylor dönemi Rolling Stones’un albümleri de o dönemde Blur’ün Britpop-Grunge arası duvarları yıkan Song 2’su gibi bir fenomen aslında! Hem de 5,5 stüdyo albümü boyunca süren bir fenomen. İskoç-İngiliz melez Slash nasıl son 35 yılın en ikonik Amerikalı gitarcısı oldu dersiniz, inanmayan ona sorsun!


