Kendrick Lamar – good kid, m.A.A.d city (2012)
Kendrick Lamar’ın 22 Ekim 2012’de çıkan ilk büyük albümü good kid, m.A.A.d city, Compton’da geçen bir günün hikâyesini sinematik bir şekilde anlatıyor. Albüm, “angry adolescence divided” ve “my angel’s on angel dust” gibi iki farklı anlama gelen ismiyle Lamar’ın gençliğinde yaşadığı tehlikeli deneyimlere atıfta bulunuyor. “The Recipe” ve “Swimming Pools (Drank)” gibi single’larla desteklenen projede, Lady Gaga’nın “Partynauseous” adlı şarkısı iptal edilse de onunla kaydedilen “Bitch Don’t Kill My Vibe” versiyonu daha sonra Gaga tarafından paylaşıldı. Lamar, bu albümün önceki çalışması Section.80’den tamamen farklı olduğunu, mahallesine dönüp eski duygularını yeniden yaşamasıyla ilham bulduğunu vurguluyor.
Green Day – American Idiot (2004)
Green Day’in beşinci büyük stüdyo albümü American Idiot, The Who’nun rock operalarını andıran bir yapıda kurgulanmış ve merkezine “Jesus of Suburbia” adlı öfkeli ama aşkı da arayan bir anti-kahramanı yerleştirmiştir. Albüm, Irak Savaşı dönemindeki gençliğin hayal kırıklığı, öfkesi, kısa soluklu ama yoğun aşkları ve otoriterleşen düzene karşı duyduğu isyanı yansıtır. Aslında grup “Cigarettes and Valentines” adlı başka bir albüm kaydediyordu ancak master kayıtların çalınması üzerine sıfırdan başlayarak bu eseri ortaya çıkardı. 2016’da kayıp bantlar bulunsa da yayımlanmayacağı, yalnızca yeni şarkılara ilham kaynağı olacağı açıklandı.
Pink Floyd – The Wall (1979)
Pink Floyd’un 1979’da yayımlanan efsanevi albümü The Wall, konsept albüm kavramının en güçlü örneklerinden biri haline gelmiştir. 1980-81 turnesi ve 1982’deki film uyarlamasıyla birlikte, hem müzikal hem görsel açıdan çığır açıcı bir deneyim sunar. Albüm, II. Dünya Savaşı sonrası İngiltere’de çocukluğundan, şöhretle birlikte kendi içine kapanan ve sonunda yıkıcı bir hesaplaşmaya ulaşan kurgusal karakter Pink’in hikâyesini anlatır. “Pink” ismi grubun erken dönemlerinde menajerlerin “Hanginiz Pink?” diye sormasından çıkan bir şakaya dayanır. Aslında Roger Waters’ın solo projesi olması planlanan bu eser, 1978’de grubun milyonlarca pound dolandırılması üzerine Pink Floyd adıyla yayımlanmış ve böylece büyük bir finansal destek sağlanmıştır.
David Bowie – The Rise and Fall of Ziggy Stardust and the Spiders From Mars (1972)
David Bowie’nin 1972 tarihli konsept albümü, glam rock’ın en görkemli ve teatral örneklerinden biridir. Bowie, ışıltılı ve mesiyanik alter egosu Ziggy Stardust’u yaratarak rock tarihinin en kapsamlı öz-mitolojilerinden birini sahneye taşır. Mick Ronson ile birlikte yazdığı “Hang on to Yourself” ve “Suffragette City” gibi parçalar cazibeli pop ile blues gücünü harmanlarken, “Ziggy Stardust” rock’ın ilk ve en güçlü power ballad’larından biri olmuştur. Albümün adı, Brecht/Weill’in kapitalizm eleştirisi taşıyan Aufstieg und Fall der Stadt Mahagonny operasından ilhamla alınmıştır. Bowie’nin rock mitolojisine yönelik keskin eleştirisi bu albümde sahne bulurken, 1973’te Ziggy karakterine veda ettiği konser de aynı isimli 1979 belgeseline konu olmuştur.
The Roots – Undun (2011)
The Roots’un 2011’de yayımlanan undun albümü, kurgusal karakter Redford Stephens’ın (1974-1999) kısa yaşamını varoluşsal bir bakışla yeniden anlatır. Tersine kurgulanmış hikâyede dinleyici, ölümünden sonra yönünü kaybetmiş Redford’un içsel sorgulamalarıyla karşılaşır ve onun hayatındaki dönüm noktaları üzerinden özgür irade ile kaderin kesişimine tanık olur. Albüm, suçlu olarak doğmayan ama hayatını anlamlandırma çabasıyla o yola sürüklenen bir gencin öyküsünü aktarır.
Nine Inch Nails – The Downward Spiral (1994)
Nine Inch Nails’in ikinci stüdyo albümü The Downward Spiral (1994), depresyondan intihara sürüklenen bir adamın yarı otobiyografik hikâyesini işler. Albüm, Sharon Tate’in 1969’da Manson ailesi tarafından öldürüldüğü evde, Trent Reznor’un stüdyoya dönüştürdüğü ve kapısına o dönem yazılan “Pig” kelimesine atfen “Le Pig” adını verdiği mekânda kaydedilmiştir. Reznor, Tate’in kız kardeşiyle karşılaştığında yaşadığı çarpıcı yüzleşmede, bu trajediyi istemeden de olsa romantikleştirdiğini fark etmiş ve büyük bir pişmanlık hissetmiştir. Bu deneyim, onun tarihe bakışını değiştirerek Manson kültüne duyulan saplantının ardındaki insani acıyı kavramasını sağlamıştır.
The Beatles – Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band (1967)
The Beatles’ın 1967’de yayımladığı albüm, grubun sahte bir kimlik altında albüm kaydetme fikrinden doğmuş ve yalnızca birkaç şarkıda sürdürülen bu konsept, albümün bütününe yön veren bir çerçeveye dönüşmüştür. Çıktığı dönemde pop müziğin caz ya da klasik kadar sanatsal bir değer taşıyabileceğini kanıtlayan albüm, “albüm çağı”nın başlangıcını simgelemiş, müziğin üretilme ve pazarlanma biçimlerini kökten etkilemiştir. Tüm zamanların en etkili kayıtlarından biri kabul edilen Sgt. Pepper’s, Grammy’de Yılın Albümü ödülünü kazanan ilk rock albümü olmuş, Rolling Stone’un “Tüm Zamanların En İyi 500 Albümü” listesinde uzun süre zirvede yer almıştır.
Pink Floyd – The Dark Side of the Moon (1973)
Pink Floyd’un 1973’te yayımlanan sekizinci stüdyo albümü The Dark Side of the Moon, insan yaşamının evrelerini kalp atışıyla başlayıp biten bir döngü içinde ele alan bir konsept albümdür. Çatışma, ahlak, açgözlülük, zaman ve akıl hastalığı gibi temaları işlerken, Roger Waters’ın günlük hayatın deliliği üzerine düşüncelerini melodik bir incelik ve sinematik bir görkemle yansıtır. “Breathe” ve “Us and Them” gibi şarkılar ile Clare Torry’nin efsanevi vokaliyle ölümsüzleşen “The Great Gig in the Sky”, albümün görkemli yapısına katkı sağlar. 7/4 ritmiyle liste başarısı yakalayan “Money” ise rock tarihinin en sıra dışı hitlerinden biridir. Albümdeki ara geçişler için Abbey Road’da insanlara kartlarla sorular sorularak kaydedilen samimi cevaplar kullanılmıştır.
Marvin Gaye – What’s Going On (1971)
Marvin Gaye’nin 1971’de yayımlanan on birinci albümü What’s Going On, Vietnam’dan dönen bir gencin gözünden toplumun savaş, yoksulluk, çevre sorunları ve adaletsizliklerle dolu gerçeklerini funk, gospel, caz ve zengin orkestrasyon eşliğinde anlatan bir başyapıttır. Gaye, bu albümle Motown’un geleneksel pop sound’undan koparak yaratıcı kontrolü tamamen ele almış, bu hamle Stevie Wonder’ın da aynı özgürlüğü elde etmesine yol açmıştır. “What’s Going On,” “Mercy Mercy Me (The Ecology)” ve “Inner City Blues” gibi şarkılar listelerde zirveye çıkarken, albüm hem ticari hem de sanatsal bir dönüm noktası olmuştur.


