Birçok Yönden Yaşadığı Topluma, Dünyaya Yabancı ve Uyumsuz Olanlar, Genellikle İşleri Yoluna Koyan, İşlerin İlerlemesini Sağlayan Kişilerdir.
Kadebostany Cumhuriyeti’nin kurucusu “Guillaume de Kadebostany” günümüz pop/elektronik müziğinin önde gelen isimlerinden. Ayrıca İsviçreli yapımcı ve besteci Kadebostany, hit yaratmadaki ve duyguları sağmadaki becerisiyle de modern pop sound’larını şekillendiriyor.
Türkiye’de de çok sevilen ve ülkemizde de birçok konser veren Kadebostany, 2026’ya yeni albümü “The Outsider”ı yayımlayarak merhaba dedi. Yeni albümünde Selin Çıngır, Barış Demirel, Deniz Özçelik (Den Ze) gibi bağımsız Türk müzisyenlerle iş birliği yapan Kadebostany, Cumhuriyet’ini büyütmeye ve adından bahsettirmeye devam ediyor.
Kadebostany ile buluştuk, yeni albümü The Outsider’a, İstanbul sevgisine ve albümde çalıştığı Türk müzisyenlere dair konuştuk. Kadebostany Cumhuriyeti’nden herkese selamlar, keyifli okumalar!
Merhaba, yeni albümün “The Outsider” yayımlandı, tebrikler. Nasıl hissediyorsun?, yeni albümün yapım süreci ile başlayalım.

Merhaba, iyiyim, teşekkür ederim. Bir yandan oldukça heyecanlı bir yandan da garip bir şekilde çok sakin hissediyorum. Yeni bir albüm yayımlamak her zaman bir teşhir ve maruz kalma anıdır ama aynı zamanda da rahatlama anıdır.
Bu şarkılar uzun bir süre benimle birlikte yaşadı, bu yüzden onları dünya ile paylaşmanın getirdiği rahatlamayı yaşıyorum. Albümün yapım süreci de çok doğal gelişti. Belirli bir zamana ait trendleri veya sound’ları kovalamak istemedim. Zaman içinde nefes alabilen, melodi ve duygu odaklı şarkılar yaratmak istedim.
Muhtemelen The Outsider yaptığım en samimi albümlerden biri.
Bu albüm ile birlikte yoğun bir turneye çıkacaksın. Türkiye’deki dinleyicilerini ve İstanbul’u özledin mi? Turne kapsamında Türkiye’ye dönme planları var mı?
Evet, özlüyorum. Doğrusu Türkiye hiçbir zaman haritadaki ya da turnedeki bir durak gibi gelmedi. Türkiye’deki seyircilerin duygusal açıklığı ve ilgisi konserleri çok yoğun hale getiriyor, bu durumu seviyorum.
Bu yüzden kesinlikle Türkiye’ye dönmeyi dört gözle bekliyoruz. Türkiye artık benim için ziyaret ettiğim bir yerden ziyade bağ kurduğum bir yer. Bunu her çaldığımızda hissediyorum.
Peki, bir yabancı ya da dışlanmış biri olarak bu albümü nasıl tanımlıyorsun ve bu albümün teması nasıl oluştu? Bir yabancı ve dışlanmış olmak hakkında neler düşünüyorsun?

Kendi adıma bir yabancı ya da dışlanmış biri olmak olumsuz bir şey değil. Hatta bu tanım ve tavır benim için özgürlük anlamına geliyor. Açıkçası sizden beklenenlerin dışında, daha uzak bir yerde durduğunuzda, olayları daha farklı bir açıdan görebiliyorsunuz. Albüm de bu bakış açısı üzerine inşa edildi ve bu görüş albümü derinden etkiledi.
The Outsider; kimlik, aidiyet ve farklılıklarınızı saklamak yerine kucaklamaya dair sessiz bir gücü temsil ediyor, bunu anlatıyor. Birçok yönden yaşadığı topluma, dünyaya yabancı ve uyumsuz olanlar, genellikle işleri yoluna koyan, işlerin ilerlemesini sağlayan kişilerdir.
Ayrıca yeni albümde Selin Çıngır, Barış Demirel, Den Ze gibi bağımsız Türk müzisyenlerle çalıştın. Bu kararı nasıl ve neye göre verdin?
Birlikte çalışacağım, iş birliği yapacağım isimleri coğrafi konumlara göre seçmiyorum. Tamamıyla duygularıma, bana hissettirdiklerine göre seçiyorum. Gerçek hissettiren karakteristik bir ses veya müzikal bir kişilik duyduğumda, içgüdülerimi takip ediyorum.
Selin, Barış ve Den Ze çok güçlü bir duygusal iz bırakıyorlar. Onların bu samimiyeti ve yoğunluğu benim müziğe yaklaşımımla doğal bir şekilde örtüşüyor. En iyi iş birlikleri stratejik olanlar değil, kaçınılmaz hissettirenlerdir.
Selin Çıngır, Barış Demirel ve Den Ze ile nasıl tanıştınız? Hepsi de çok yetenekli, bağımsız müzisyenler. Hatta Barış aynı zamanda trompetçi. Albüm sürecine nasıl dahil oldular ve bu albüm için İstanbul’a geldin mi, burada zaman geçirdin mi?

Müziğin insanları birbirine bağlayan kendine özgü, benzersiz bir yolu var. Selin, Barış ve Den Ze ile ortak sanat çevremiz, bağlantılarımız aracılığıyla tanıştık. İlk görüşmemizden, tanıştığımız ilk andan itibaren çok benzer bir müzikal anlayışa sahip olduğumuzu hissettik. Bu tanışıklık ve müzikal anlayış da albüme kendiliğinden çok organik bir biçimde yansıdı.
Yıllar boyunca İstanbul’da çok fazla zaman geçirdim ve İstanbul bana sürekli olarak ilham verdi, vermeye devam ediyor. Bu şehir; kültürel açıdan çok zengin, duygusal açıdan çok katmanlı ve her zaman hareketli.
Aslında senin müzikal köklerin elektronik müzikte ve yeni albümündeki etnik, oryantalist unsurlar da kendini belli ediyor. Bir yapımcı olarak müziğinin gelişimini nasıl görüyorsun? Ayrıca baba da oldun. Baba olmak müziğini etkiledi mi?
Eğer merakınızı korursanız, evrim kaçınılmazdır.Zaman içinde müziğin daha çok özüne odaklanmaya başladım. Artık bir şeyleri kanıtlamak yerine müziğin özünü ifade etmeye, buna odaklanmaya çalışıyorum.
Baba olmak ister istemez hayatınızdaki birçok şeyi değiştiriyor. Özellikle zaman ve sorumluluk algınız kesinlikle değişiyor. Babalık belki sanatçı kimliğinizi değiştirmiyor, o yerinde kalıyor ama farkındalığınızı derinleştiriyor. Baba olduğunuzda gerçekten önemli olan şeylere daha dikkatli ve yakından bakıyorsunuz.
En nihayetinde müzik, kalıcı bağları aktarmakla ilgilidir.
Sen aynı zamanda bir hit yaratıcısısın. TikTok gibi sosyal medya platformları sayesinde de daha geniş kitlelere ulaşıyorsun, müziğini daha büyük kitlelere ulaştırabiliyorsun. Hit yaratıcısı olmak üzerinde bir baskı yaratıyor mu, bu konuda izlediğin bir yol var mı?

Baskı, beklentilerle yazmaya başladığınızda ve koşullandığınızda ortaya çıkar. Ben yaratıcı alanımı her zaman bu tür seslerden, gürültülerden korumaya çalışıyorum. Ayrıca hit şarkılar yaratmak planlayabileceğiniz bir şey değildir. Bu tür şarkılar insanlarla gerçekten duygusal bir bağ kurduğunda ortaya çıkar.
Benim bu konudaki sorumluluğum, yaratıcı süreçte dürüst kalmaya çalışmak. Rakamlara, dinlenmelere çok fazla odaklanırsanız, müzik yapmaya başladığınız ilk nedeni kaybetmeye başlarsınız.
Son olarak şunu sorayım, geçtiğimiz aylarda “Saint Stacy” ile bir röportaj yaptım. İstanbul’a solo bir konser vermek için de geldi. Aranız nasıl, hâlâ görüşüyor musunuz? Gelecekte tekrar iş birliği yapma ihtimaliniz var mı? Röportaj için de teşekkür ederim. Görüşmek üzere, sevgiler…
Saint Stacy gerçekten harika bir sanatçı ve ona gerçekten çok büyük bir saygı duyuyorum. Açıkçası biriyle müzik yaptığınızda, ortak bir şeyler yarattığınızda aranızdaki bağ yaşamaya devam eder, kalır. O yüzden ne olacağını bilemiyorum. Buna kesin bir cevap vermek zor.
Gelecekteki iş birliklerimi, çalışmalarımı da şimdiden planlamıyourm, buna göre hareket etmiyorum. Doğru şarkılar ne olacağına, işlerin nereye gideceğine karar verir. Müzik karşılaşmalardan oluşur ve bazı hikayeler de devam etmek için yazılmıştır.
Röportaj için ben teşekkür ederim, görüşmek üzere.


