
Zurich Bar’dan Cafe Beatles’a…
Cafe Beatles’ın Sakız Ağacı’ndan evvel başka bir sokakta açılmıştı kapısı. Ancak burayı anlatabilmek için önce Metin Gençdoğan’ın Ankara’da yetmişli yıllarına gitmek gerek. Metin lise yıllarında, Ankara Küçükesat’ta babasına ait Açıkhava Ferah Sineması’nı işletiyordu. 2600 kişilik sinemada yazın konser organizasyonları ve Yeşilçam oyuncularıyla söyleşiler de yapmaktaydı. Bir Aşıklar Gecesi’nde Aşık Veysel, Neşet Ertaş, Ruhi Su, Aşık Mahzuni Şerif, Aşık İhsani, Şah Turna gibi ozanlar dinleyicileriyle buluşmuş, ayrıca Cem Karaca, Emel Sayın, Belkıs Akkale, Semiha Yankı burada sahne almışlardı. Aynı yıllarda, okuldan arta kalan zamanlarda arkadaşının abisi Cemil Bey’e ait olan Cemil Plak adında bir plakçı dükkanında çalışmaktaydı Metin. Ercan Pasajı’nda, merdiven altında beş metrekarelik bir yerin özelliği yerli plak olmaması, dönemin yabancı pop-rock plaklarını satmasıydı. Ancak bu zor bir işti, çünkü yabancı plakların ne ithalatçısı vardı, ne de toptancısı…
Meclisin hemen arkasında Jüsmat dedikleri, Amerikalı askerlerin çalıştığı bir yer vardı. Tayini çıkan askerler ayrılırken lojman çıkışında eşyalarını satardı; gömlekten blucine, enstrümandan plağa… Onlar da aldıkları plakları dükkânda satıyor ya da sadece bir tane olduğu için kiraya veriyorlardı. Mazhar Alanson da müşterileriydi. İzzet Öz ise bu plakları çarşamba saat dokuzda radyoda istek programında çalıyor, ama istek yapacak kişi bulamıyordu. Bunlar da programın dönmesi için uydurma isimlerle istekte bulunuyor, hatta liselerden liste topluyorlardı, adınız radyoda söylenecek diye… Bu dükkânda Hıncal Uluç’un menajerliğini yaptığı Modern Folk Üçlüsü’nü tanıtmışlar, ayrıca Cem Karaca ve Moğollar’a izdihamın yaşandığı imza günü yapmışlar, Ankara’da rock müziğin yaygınlaşmasında önemli bir rol oynamışlardı. Cemil Plak daha sonra üst katında (sesini Yekte şarkısıyla herkesin bildiği ama henüz yüzünü tanımadığı) Alpay’ın da çorap sattığı Fam adında bir yerin bulunduğu Soysal Pasajı’na taşınmıştı.

Metin zamanla iş hayatına atılmış, İstanbul’a Merter’e yerleşerek tekstil piyasasına girmiş, ama bulunduğu ortamlarda plak çalmayı ihmal etmemişti. Bir dönem İsviçre’de Zürih’te yaşayan kardeşi Kaan kanına girdi, yıl 1998:
– “Abi, Taksim’de çok güzel rock barlar var, gel bir tane de biz açalım!”
İlk buldukları yer İmam Adnan’ı dikine kesen Öğüt Sokak’taydı. Önceden gay bar olan bir mekânı devraldılar. Bir ay içinde tadilatla yepyeni bir yer haline getirmişlerdi. Metin Ankara’daki o rock müzik havasını burada yaşatmak istiyor, ama kardeşi o devrin kapandığını düşünüyordu. Zürich Bar böylelikle açılmış, “toplumun senden istediğini vermeyeceksin, sen istediğini topluma verirsen kalıcı olursun” diyen Metin haklı çıkmış, dışarıdaki tabelada plak resmiyle açılan Woodstock ruhlu mekân dolup taşmaya başlamıştı. Artık birilerini içeri alamıyorlardı yer darlığından. Gece saat üçten sonra içki vermiyorlardı, çünkü dörtte kapatmaları gerekiyordu. Nitekim bu böyle sürdürülemedi, saat sabah altıda yedide bile zar zor kapatır hale gelmişlerdi.
Metin’in İsviçre’den temelli dönen kardeşi, Avrupa’da tanıştığı tekno müzik akınını burada yaşatmak istiyordu. Metin ise bu müziklerin kendine uzak olduğu gerekçesiyle Zürich Bar’ı kardeşine bırakma niyetiyle yeni bir mekân arayışına girmişti. Sakızağacı’nda kilisenin arkasında bir binanın ikinci katını göstermişlerdi. Burası travestilere giyim eşyası satan bir kadının dükkanıydı; 60’şar metrekarelik 2 tane oda ve 40 metrekarelik bir boşluk ve küçük bir terastan ibaret. İçerisi kırık döküktü ama aşağıda dönemin en güzel yerlerinden biri olan Vazgal Kafe’nin varlığı onu cesaretlendirmişti. Odaları bordoya çalan bir ördek başı yeşiline boyayarak kolları sıvamıştı. Mekâna usta mimar falan sokmadan her şeyi kendi yapıyordu.

Duvarları biteviye Led Zeppelin, Pink Floyd, Bob Marley, Bob Dylan, John Lennon, Jimmy Hendrix posterleriyle bezemiş, bu posterlerle birlikte asılı gitarı ise Lay Lay Lom’dan Ali hediye etmişti. Ortaya çıkan yer şaşırtıcı biçimde, Beatles’ın Himalaya dağlarının eteğinde yer alan Hindistan’ın Rishikesh bölgesinde inzivaya çekilerek beste yaptığı eve benzemişti. Bunu söyleyen mekânda uzun yıllar DJ’lik yapacak olan Kadir Aytekin. Bu yüzden buraya Cafe Beatles ismini münasip görmüşlerdi. Bu isim buranın ruhuna ve konseptine de uygun düşmüştü. Çünkü ilkeleri olan ve bu ilkelerden taviz vermeyen bir yer istiyorlardı. 68 ve 78 ruhu plaklar aracılığı ile ayakta kalacaklardı. Müzik konusunda ilkelerini izah edebilecek en iyi örnek şuydu. Bir müşteri garsona:
– “Yanımızda CD var, koyabilir miyiz?” demiş, aldığı yanıt:
– “Alternatif falan değil di mi?”
Mekân açıldıktan sonra çalışanlardan müdavimlere kadar herkes bu ortak ruhun etrafında kenetlenmiş ve bir kültürü yaşatmışlardı. Cafe Beatles, bir kültürün ülkedeki bölgedeki şubesi ya da fan kulübü gibi olmuştu. En iyi reklamın müdavimler tarafından yapıldığını gördükleri için de dışarıya uzun zaman bir tabela asma ihtiyacı bile duymamışlardı. Ağa Camii’nin sokağında, minicik bir giriş kapısından, her basamakta gıcırdayan ahşap merdivenlerle çıkılan Cafe Beatles, antika eşyalarla dolu, yumuşacık koltukları olan, günün her saati loş, ambiyansı etkili, kafa dinlemek için ideal, insana evinde hissettiren, iddiasız gibi görünen bir mekân olmuştu. Oturma odanız gibi görebilir; isterseniz koltukların yerlerini bile değiştirebilirdiniz. Bir yanda bir Beatles matruşkası, cam kenarında eski bir dikiş makinesi ve tek kişilik kilitsiz bir tuvalet… Bir de Metin’in taraftarı olduğu Galatasaray’ın forma ve bayrakları…

Cafe Beatles’da önceleri alkol yoktu, bu bir tercihti. En romantik olanı alkol satışı yokken çay, kahve, sıcak çikolata içip makarna veya salata yiyebildiğiniz, haftanın dört günü canlı müzik dinleyebileceğiniz bir yerin olmasıydı. Yıllarca alkollü mekân çalıştıran biri olarak, burada müziği ve kültürel yapıyı ön planda tutmak istiyordu. Oysa o zamanlar ruhsat çok kolaydı ama bilhassa istememişti. Alkolün girişi ise sigara yasaklarının başlaması sonrasında mecburiyetten olmuştu. Onu da ellerini korkak alıştırarak veriyorlardı çünkü birilerinin sarhoş olmasını istemiyorlardı. Bu prensibe de sonuna kadar sadık kalmışlardı. Bilhassa kadınların rahatsız olmalarını istemedikleri için, şayet sarhoş olan biri varsa, Sakız Ağacı Taksi’den tanıdıkları şoförlerden birini çağırırlar, ilgili kişiyi evlerine bırakırlar, evine girip ışıklarının yandığını telefonla teyit ederlerdi.
2003 yılında burası kısa bir süre kapanmış ve yeniden açılmıştı. Açtıkları dönem kafelerin ve alkolsüz yerlerin ruhsat alma şartı yoktu. Ancak mekâna alkol gelince polis ruhsat almaları gerektiğini bildirdi. İşlemleri halletmişlerdi ama o süre zarfında kapalı kalmışlardı.
Devam edecek…


