Beat Talks: Berke Hartabaş – Beyoğlu Caz Festivali

Doğa Hanoğlu
Okuma Süresi: 4 Dakika

Doğa: Müziğinin hitap ettiği bir kitle var mı? Müziğini ve kendini biraz anlatır mısın?

Berke: Ben Berke Hartabaş, gitar çalıyorum. Ana odağım klasik gitar. Kendimi daha çok hikâye anlatıcısı olarak görüyorum ve içimde derinlerde yaşadığım, hissettiğim bir müzik var. İlk başta bu klasik müzikle başladı, icracılıkla. Aslında papağanlık yapıyordum; başkasının müziğini çalıyordum ve onu icra etmeye çalışıyordum. Daha sonrasında pandemi sürecinde bir darda kaldım. Bir evin içerisindeyim ve insanlar müzik yapıyor, üretiyor… “Ben neden yapamayayım, yapamaz mıyım?” diye düşündüm. Böylelikle caz müziğe yöneldim. Standartlar çalıştım, inceledim. Bu süreçte karpal tünel gibi bir rahatsızlık yaşadım; bir buçuk sene bu yüzden gitar çalamadım. Çalamadığım zamanlarda kompozisyon odaklı ilerledim. Güzel Sanatlar Lisesi çıkışlıyım; bu dönemde de hâlihazırda klasik harmonide kendimi biraz geliştirmiştim, caz harmonisi de bu yüzden kolay gelmeye başlamıştı benim için. Öğrendiğim ve heybeme doldurduğum birçok şeyi gitara, klasik gitara aktarmak istedim. Piyanistleri çok seviyorum; o yüzden klasiği de daha çok piyano gibi kullanmaya çalışıyorum.

Bir hedef kitlem yok, sadece istediğim bir şey var: Beni anlamalarını istiyorum. Ya da ben bir şey anlattığımda o şeyin karşıya geçtiğini ve onların yüzündeki ifadeyi görmek istiyorum. Bir kitleyi hiçbir zaman baz alamam; bu hoş değil. Aslında herkes için üretiyorum ve tekrar edilebilir, sürdürülebilir olsun istiyorum.

Doğa: Tek başına olmaktan ne zaman vazgeçtin? Bu trio nasıl bir araya geldi?

Berke: Bünyemde biriktirdiğim ve topladığım sesler vardı, hepsi tamamen benim bestelerimdi. Bunlar artık bana biraz yük olmaya başlamıştı çünkü gün içerisinde sürekli bu kompozisyonları döndürüyordum. Yoluma devam edebilmek için artık heybemden birçok şeyi bırakmam, yüklerimden biraz arınmam gerekiyordu.

Akabinde böyle bir arayışa girdim ve Mehmet Denizci ile tanıştım; triomuzda flugelhorn çalıyor. Sonrasında Behiç Çivici, basçımız. Daha sonrasında birkaç davulcu ve klavyeci de eklendi aslında fakat beklenmedik gelişmelerden dolayı grupta küçük bir kırılma oldu. Sonuçta herkes hayatını bir şekilde idame ettirmek durumunda. 

Müziği başka açılardan görmeyi seviyorum. Yaptığımız müzik elektronik bir şey oldu fakat daha akustik de olabilirdi. Bu yolda olmak bana başka perspektifler gösteriyor, müziğimi başka noktalardan görmemi sağlıyor. O yüzden ilk başta trio olarak başladık. İlerleyen süreçlerde tekrardan büyümeyi istiyoruz.

Doğa: Beyoğlu Caz Festivali’nde trio olarak ilk sahnenizi aldınız. Eminim ki sahne öncesi hatrı sayılır bir heyecan yaşanmıştır. Sence nasıl geçti, neler hissettin?

Berke: Evet, ciddi bir heyecan vardı. Bir önceki gece sabaha doğru anksiyete kriziyle yatakta titriyordum. Daha önce de sahneye çıktım fakat burada kendimi ifade edecektim; rastgele bir eser çalmayacaktım. O yüzden rahat olmam gerekiyordu. Çok mutluydum; kitle çok güzeldi. Bulunduğumuz alan, Kontraplak, çok güzeldi—müziğime en uygun alanlardan birisiydi belki de. Kendimi ilk ifade ettiğim, sesimi duyurabildiğim alan da Beyoğlu Caz Festivali oldu. Katılan ve ifade sürecime dahil olan herkese teşekkür ediyorum.

Doğa: Dinleyicilerin tepkilerinden de gördüğüm kadarıyla trio olarak çok güçlü bir performans sergilediniz. Son olarak, henüz seni dinleme fırsatı bulamamış dinleyiciler için sormak istiyorum: Müziğini daha iyi anlayabilmeleri adına ilham aldığın sanatçılar kimlerdir?

Berke: Konserde, KontraPlak’ta arkama birkaç tane ECM sanatçılarının plaklarını koydurdum. Beni en etkileyen sanatçılar aslında ECM başlığındaki bütün kemik sanatçılar olabilir ama beni asıl müziğe yönlendiren ilk isim Guinga oldu; Brezilyalı bir yerel gitarist. Daha sonrasında Ralph Towner ile tanıştım; Amerika’da sınıflandırılamayan müzisyenler arasında. John Abercrombie diyebilirim.

Sonrasında şöyle bir şey oldu: Free caz ya da bebop standartları bana çok fazla hitap eden şeyler değildi ama kendi müziğim için akor takiplerini ve doğaçlamaları öğrenmem gerekiyordu. Böylelikle kuzey cazıyla tanıştım. Esbjörn Svensson benim için belki de en büyük ilham kaynağı. Tuva Halse, iki ya da üç yıldır takip ettiğim bir sanatçıydı—az önce onun konserinden çıktım. Ekstra olarak Mathias Eick’i de söyleyebilirim.

Teşekkürler, melodi üreten insanları seviyorum.

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir