Murat Beşer, yepyeni çalışması Sasori ve özel plak baskısı için Çağrı Sinci ile buluştu.
Murat Beşer: Çağrı fiziki format olarak plak senin için ne ifade ediyor?
Çağrı Sinci: Küçüklüğümden çok hatıraları olan bir format. Çünkü amcam plakçıydı ve plak içinde büyüdüm diyebilirim. Hatta ilk scratch denemelerimi İbrahim Tatlıses’in “Ayağında Kundura” şarkısında gerçekleştirdiğimi söyleyebilirim.
Fakat günlük hayatıma aslında yeni yeni tekrardan giriyor açıkçası. Çünkü biz daha çok CD ve dijital (waw) cıyız aslına bakarsanız. Şu anda bana plaktan müzik dinlemek cidden müzik dinlediğimi hissettirmeye başladı. Fakat bu alanda henüz yeniyim.
Murat Beşer: Sen 2000 sonrasında başladın müziğe, dolayısıyla dijital platformlara doğdun. Yaptığınız albümleri hep dijital platformlardan yayınladınız. Onları zaman içerisinde tekrardan plağa aktarma fikri var mı? Çünkü bu bir takıntı ve bir kere kanına girdi mi insanın geriye dönüşü yok.
Çağrı Sinci: Küçüklüğümden beri müziği fiziksel olarak var etmenin kıymetli olduğunu düşünürüm ve bu niyetteydim ama bizim için bu format CD’ydi. Dijital platformlardaki albümlerimizi CD’ye basıp satttık ve dağıttık. Fakat bu CD’lerin geneli yeniden yazılabilir CD’ler olduğu için uzun ömürlü olmadılar maalesef. Bir yerde CD’nin kabını dağıtmış olduk yani. O yüzden hepsini plağa çevirme gibi bir niyetim var açıkçası.

Murat Beşer: Tabi zamanında CD yapıp dağıttın eserlerin aslında home made değil mi? Dolayısıyla senin fiziki anlamda ilk yasal albümün Sasori oldu diyebiliriz.
Çağrı Sinci: Bu plağı kendi imkanlarımız ile yurt dışında bastırıp ülkeye getirdik. Yasal’dan kastın Yurt içi basılan ve Kültür Bakanlığı arşivlerine girecek olan bir baskı ise o heralde Zaman Sinekleri olacak.
Aslında bak şimdi aklıma geldi. 2001 yılında Hip Hop Menü 2 adlı bir toplama albümde şarkılarım çıktı benim. Tabi benim albümüm değildi ama, Complation’a iki parça ile katılmıştım ama bana ait ilk bandrollü albüm Zaman Sinekleri olacak.
Murat Beşer: Peki Sasori nerede ve kaç adet basıldı?
Çağrı Sinci: Sasori İspanya’da toplamda 300 adet basıldı. Sınırlı sayıda olmasını istedik. Ticari kaygılarla değil de,” bakın biz böyle bir çalışma yaptık, göz atın” niyeti ile yaptığımız bir albümdü. Fakat hiç öngöremediğimiz bir ilgi oldu. Yeniden bastıracak mıyız? Niyetimiz 300’den fazla bastırmamak. Bu albümün limited edition olmasını istiyoruz.
Keyone Amsterdam’da şu an The Alchemist’in takıldığı Coffee Shop’un önünde nöbet tutyor, yakalayıp verecek bir tane (gülüşmeler), ya da RZA’nın adresini bulursak kargolayacağız vb. Yani bu niyetle bastık aslında. Hem limited edition bir plak sevdiklerinin elinde olsun hem de bizim kıymet verdiğimiz sanatçılara ulaştıralım mantığı ile girdik bu dünyaya.
Murat Beşer: Yani tabi 300 adet plağın herhangi bir ticari karı olmaz bence de. Prestij için basılabilir.
Çağrı Sinci: Prestij baskı doğru tabir, bravo. Yarısı ile masrafını çıkartalım yarısını da dağıtalım istedik açıkçası.
Murat Beşer: Peki bu 300 plak şimdi nerde? Kaçı geldi kaçını dağıttın?
Çağrı Sinci: 100’e yakınını dağıttım. 200’e yakını da Amsterdam’da. Gümrük problemlerinden dolayı gelemedi. 190 adetlik bir paket yapmıştık ancak geri gönderdik. Çok fazla maliyetli oldu vergi bakımından. Bunun ticari bir ürün olmadığını bir türlü ikna edemedik. Önümde İzmir konseri var ve elimde plak yok maalesef. İnsanlar da küsüyor açıkçası. Henüz maliyeti de çıkması açıkçası.
Murat Beşer: Tabi bir plağı ne kadar az basarsan maliyeti de o kadar yüksek oluyor. Bu şartlar altında maliyetini çıkarması da çok zor o çerçeveden baktığında. Memlekete uzun zamandır Gümrük’te yaşanan sorunlar sebebiyle plak gelmiyor. Bunun sonucunda da Yurt içinde plaklar fahiş fiyatlara çıkıyor.
Çağrı Sinci: Bir de hep aynı plakların dönmesine sebebiyet veriyor.
Murat Beşer: Sasori nasıl bir proje peki?
Çağrı Sinci: Şöyle, Keyone Japonya’ya yılda bir kez DJ’lik yapmaya gidiyor ve o kültüre takıntılı. Biz de Wu Tang dolayısıyla çok severiz Uzak Doğu kültürünü ama Keyone cidden bu kültüre takmış bir insan.
Sasori Keyone’ın Tokyo gezilerinden topladığı plaklardan yaptığı beatler ile oluşmuş bir albüm. Albümün büyük bir kısmında Sasori adında 60’larda yayınlanan meşhur bir Japon polisiye dizinin film müziklerinden faydalanılan beatler bulunuyor. Velhasıl Keyone bana beat’leri dinletti ve açıkçası ben kendim çok istekli oldum. Beatler çok hoşuma gitti ve üstüne rhyme okumak istedim. Hatta Keyone “Abi bu bir beat albümü, lütfen” demesine rağmen çok ısrarcı oldum ve kabul etti.
Sonrasında ben bir hikaye yazmaya başladım. Sasori akrep demek. O kelimeyi alıp bir karakter yaratıp sıfırdan orjinalindeki polisiye dizisi ile alakası olmayan bir şekilde baştan bir öykü yazdım ve bu öyküyü (sanki bir filmin soundtrack’i gibi düşünerek) albüm haline getirdim. Hatta bu hikayeyi bir çizgi roman yapmak niyetindeyim.
Murat Beşer: Aslında bir yerde Prince’in Purple Rain albümüne çok benziyor.Onun da bu ay 40. Yılı oldu.
Çağrı Sinci: Tabi, biraz andırıyor. Sasori’de çok az rap var. Yani benim albümlerimdeki yoğun rap bu albümde yok. Niyetim esasında bir atmosfer yaratmaktı ve gelen tepkilerden o atmosferi yaratabildiğim anlaşılıyor, ne mutlu. Zaten plağın bir yüzünde benim okuduğum kısımlar var. Diğer yüzünde ise sadece beatler var.
Murat Beşer: Peki bu sampleların Japon plaklarından alınmış olması ve senin bu beatlerin üzerine okuyor olman senin daha önceki albümlerde yansıttığın tarzını vb. değiştirmene sebebiyet verdi mi?
Çağrı Sinci: Yazım anlamında yarattı diyebilirim. Bu esnada da birkaç tane eserden faydalandım. Ho Amca’nın seçme şiirlerinden oldukça faydalandım. Oradan çok güzel tabirler aldım. Klasik olmuş Uzak Doğu çizgi romanlarından faydalandım. Okuma stili olarak değişen bir şey olmadı ama. Yazım olarak bu hikayeyi oluşturmak biraz da zorladı açıkçası.

Ahmethan Vural: Albüm başından sonuna kaç ayda ortaya çıktı?
Çağrı Sinci: Hikayeyi yazmam bir yılı buldu. Kaydetmemiz de bir sene sürdü. Scratchler ve beatmastering de bir yıl desen toplamda esasen üç sene çalışıldı albüm üstüne.
Ahmethan Vural: Bir de kapak çok güzel Çağrı. Onun da hikayesini anlatabilir misin?
Çağrı Sinci: Tabi, Kapak sevgili Turbo üstada ait, Tunç Dindaş’a. Onun halihazırdaki bir çizimini yakıştırıp, biraz değiştirip bu hale getirdik. Koi balıkları, bir tapınak kapısı, ejderhalar vb. zaten Hür Ejderha şarkısına da bir atıf var burda.
Grafik tasarım ise Keyone’a ait. Ben mesela Obi’nin ne olduğunu bilmezdim ama bizim çalışma ile birlikte ne kadar havalı olduğunu anladım. Dediğim gibi plaktaki bütün tasarım Keyone’a ait. Hatta o kadar titizlendi ki, bir şarkının sample’ını dijitalden almıştı ancak içine sinmedi. Bir Tokyo seyahatinde plağını buldu ve sample’ı oradan kayıt etti albümümüz için.
Murat Beşer: Peki bu plağı Japonya’da bastırmayı düşündünüz mü? Maliyet mi engel oldu?
Çağrı Sinci: Plak baskı işine hiç karışmadım. Keyone’ın uhdesindeydi o iş. Japonya’da bastırmadık ama Japonya’ya yolladık. Şu anda çok meşhur birkaç plakçıda bizim de plağımız bulunuyor.
Murat Beşer: Bir albümünü plağa basma fırsatı eline geçse hangi albümünü basmak istersin?
Çağrı Sinci: Aslında biz Sasori’ye başlarken plak çıkartmak üzerine başladık. Hani ben bir albümümü plağa basayım bu hangisi olsundan ziyade konsept olarak plaklık bir iş yapalım dedik. Hatta ilk niyetimiz önce plağı çıkartıp sonra dijitale koymaktı ama bazı aksaklıklar oldu önce dijitalde yayınladık.
Şu an başka bir albümümü plağa basma niyetim olsa şu an hangisini basardım diye düşündüğümde Çığlık ve Çığ albümlerini basardım. Hatta niyetim de o. Bu iki albümü plağa basacağım. O ikisini tek albüm olarak basacağım bu arada. Zaten o iki albüm aslında tek albümdü ama o dönem iki farklı EP olarak çıkmamın daha mantıklı olduğunu söylediler. Biraz da aslında memnun değilim bu kararımdan çünkü Çığ, Çığlığın yanında kaynadı gitti. Şimdi bu iki EP tek plakta aslına dönecek.
Murat Beşer: Bir albüm plak olarak çıkınca zaten yeni çıkmış gibi oluyor, öyle bir etki bırakıyor. Bir de plağın daha farklı bir kitlesi var. Belki de senin çevrende kümelenmiş olan klasik dinleyici kitlenin yanında farklı kitlelere de ulaşma fırsatı veriyordur?
Çağrı Sinci: Kesinlikle, Sasori’de aynen bahsettiğiniz gibi oldu. Hem yeni çıkan albüm heyecanı anlamında hem de farklı kitlelere ulaşma noktasında.
Farazi’nin Hayalet Islığı plağı da aslında bize unuttuğumuz bir şeyi hatırlattı. Plak doğası gereği bütün albümü dinleme ihtiyacını ortaya çıkaran bir meta. Dolayısıyla lirik ya da beat anlamında bütün albüme yayılan hikayeler için de biçilmiş kaftan.
Eskiden de Rap camiasında bu işleri CD ve posterlerle yapardık ama plak daha gerçekçi ve kalıcı.

Ahmethan Vural: Ben kaydı da açıp dinledim bu arada plaktan. Gayet iyi bir kayıt ses anlamında elinize sağlık tekrardan. Çağrı şimdi de seni sen yapan 5 albüme geçmek isterim. Hayatında yer etmiş, senin hikayeni tamamlayan 5 albüm say desek bunlar hangileri olurdu?
Çağrı Sinci: İlk olarak Islamic Force’un Mesaj albümünü söylerim. O albüm ilk kez elime geçtiğinde ben writer’dım. Nürnberg doğumlu mahalleden bir abim vardı, aynı zamanda B-Boy hocamdı kendisi, kasete çekip vermişti bana. Al bunu dinle diğerleri yalan demeyi de ihmal etmemişti (gülüşmeler)
O albümden sonra bendeki writer’lık hevesi çok daha arttı fakat bu albüm aslında benim MC’lik kariyerimi başlattı diyebilirim.
Daha sonra Wu Tang’in 36 Chambers’ı gelir. Tabi yabancı rap’ler dinliyorduk Eminem vb ama hiç bir imajına denk gelmeden sadece dinleyerek keşfettiğim bir albümdü 36 Chambers ve çok güçlü gelmişti bana o dönem. Türkçe Rap’i daha az dinleyip Amerika ve Fransa’ya bakmam aslında o albümle başlar, 2002 civarları.
Daha sonra Fransız rapinden Supreme NTM’nin yine aynı isimli albümüne bayılmıştım. İngilizce albümlerden hiç değilse bir şeyler anlıyordum ama lirik olarak hiçbir şey anlamadığım halde bu kadar çok sevdiğim bir albüm hatırlamıyorum.
Bir sonraki albüm ise Nas’in Illmatic’idir. Bu albümü sevme sebebim ise hikayesindeki muhteşemliği ve 16 yaşındaki bir çocuğun hayatı kavrama becerisidir.
Bir sonraki albüm ise – ki önem sırasına göre diz desen ilk sırada bu gelirdi – Non Phixion – The Future Is Now albümüdür.


