Deep Purple’ın 1972 tarihli Machine Head albümü… Bu albüm için rock müzik tarihinin kolektif hafızasındaki ilk akla gelen albümlerden diyebilir miyiz? Şu an sevgili okurun aklına benim aklıma geldiği gibi başka albümler de gelse de Machine Head’in hakkını yememek gerekiyor. Yememek demişken de gelin Montreux’daki talihsiz bir yangının etkisi altında, ısrarcı yaratıcılığın ürünü olarak dünyaya gelen bu albümü sofraya yatıralım.
Bugün tadım menümüzde döneminin müzik ruhunu yakalamakla kalmayan aynı zamanda nesiller boyu süren bir ilham kaynağı da olan Machine Head var.
Albümü dinlerken, farklı şarkılar arasındaki geçişler pek çok öğeyi bir arada sunar: doğaçlama ruhu, patlayıcı enerji ve derin bir melankolinin iç içe geçtiği çok katmanlı bir atmosfer… Tüm bunlar bir legonun parçaları gibidir. Birbirlerine eklemlenir ve voltranı oluştururlar. Yada belki farklı sebzelerin farklı doku ve aromalarının bir türlü yemeğinde bir araya gelmesi gibi…

Albümü tek bir lezzet, tek büyük tabak, tek sanatsal kompozisyon olarak pek çok lezzetle özdeşleştirebiliriz. Ama her parça ayrı bir lezzet olmayı hak ediyor. O halde şimdi, İsviçre’de imal edilerek dünya lezzetine dönüşen albümü Türk sofrasına taşıyalım!
Başlangıç: Highway Star – Meze Akını

Albümünün kaydedildiği Montreux’daki Rolling Stones Mobile Studio’da hayat bulan Highway Star, sürat hissini klavye ve gitar arasındaki ateşli diyalogla yaşatan bir klasik. Otobanlarda “gazlama” hissi veren bu hızlı ve agresif parçayı bir sofrada düşündüğümde; sakince verilen sipariş sonrası garsonların sofranın ortasına meze taburu yığma süreci gözümde canlanır…
Bilmem bu benzetme ile parçanın enerjisini anlatabilmiş oluyor muyum?
Peş peşe, kesintisiz, kendine has temposuyla bir akış içinde gelen minik tabaklar, şarkının ivmeli ritmini damak tadına çevirir. Deniz börülcesinin kendinden kararında tuzu, acılı ezmenin keskin vuruşları, fava ve humusun dingin orta temposu, Ege otlarının damakta hissettiğinde mucizeye evrilen aroması, yağda çevrilmiş kuru kırmızı biberin süzme yoğurt üzerindeki yakıcı cazibesi… Highway Star’ın gitar ve klavye sololarındaki elektrikli kıvılcımlarına ağzınız sulanmıyor mu?
…ve sohbetin kapılarını bir “otoyol yıldızı” ile hızlıca araladık!
“I’m gonna race it to the ground
Nobody gonna beat my car”
Ara Sıcak: Maybe I’m a Leo – Hellim Peyniri

(Uyarı: Bu bölümü tuzsuz Hellim peynirini ara öğünler dahil -beş öğün- farklı şekillerde tüketebilme kapasitesine sahip biri yazıyor.)
Albümün gölgede kalmış bu parçası orta tempolu yapısıyla, sağlam bir groove’a sahip. Öne çıkan bas gitarları, John Lennon esintili ritmik yapısıyla albümün karakteristik bir parçası payesini hakkediyor.
Biricik Kıbrıs’ımızın ızgara edildiğinde kazandığı hafif mangal tadıyla Hellim peyniri, şarkının istikrarlı ama o hafif gevşek akışına yakışır. Sade tüketilebileceği gibi hafif mayhoş nar taneleri ve o tanelerin serin patlamasına tezat kızarmış biber dokunuşu eklemek, gizli gitar rifflerine eşlik edecek tatlar olabilir. Birkaç taze ve keskin nane yaprağıyla ise müzikteki beklenmedik kıvrımlara gönderme yapılabilir.
“Maybe I’m a Leo but I ain’t a lion
I’m hurting oh so bad, I want her now”
Ana Yemek: Pictures of Home –Kuzu Tandır

Grubun içsel yolculuğundan, özlem ve ev hissinden esinlenen parçanın armonik dokusu, Ritchie Blackmore’un gitar soloları ve Ian Paice’in davul ataklarıyla zenginleşir. Kuzu tandırın, tandırdaki uzun ve sabırlı pişirilme süreci, şarkının içten içe gelişen, katmanlı yapısını yakışır. Tereyağda kavrulmuş kuş üzümlü, bademli iç malzemeleriyle karabiberli, tarçınlı bir iç pilav parçadaki farklı enstrümanların uyumlu birlikteliğinin tabağa yansımış halidir.
(Uyarı: İç pilavdaki detaylara burun kıvırıp “ııyyy” diyenleri görür gibiyim. Onlara bir cevabım olacak: Siz iyi bir iç pilav yememişsiniz!)
“Here in this prison of my own making
Year after day I have grown
Into a hero, but there’s no worship
Where have they hidden my throne?”
Ferahlatıcı Bir İçecek: Never Before –Narenciye Kokteyli

Albümün funk dokunuşlu, deneysel titreşimler barındıran ve belki de bu deneysel titreşimler sebebiyle daha az bilinen parçası diyebiliriz. Bu nedenle narenciye kokteylinizi biraz karmaşıklaştırmamız gerekecek: Limon ve portakalın dışında greyfurt, bergamot kabuğu rendesi ve -evet yine- taze nane yaprağı ve/veya biberiye sapı ekleyerek aromatik derinlik kazandırmak bu parçaya yakışacak. Hafif bir soda veya tonik köpüğüyle de, parçanın ilk dinleyişte basit görünen ama aslında renkli sayabileceğimiz ritim yapısına vurgu yapabiliriz.
Bu kokteyl müzikal açıdan iki parça arasında -albümün farklı müzikal dokulara açılan kapıları arası- bir mola gibidir.
Ana Yemeğe Devam: Smoke on the Water –Tütsülenmiş Dana Kaburga

Rock tarihinin en ikonik rifflerinden birine sahip, Montreux Casino yangınından ilham alarak yazılmış bu parça elbette albümün en bilinen parçası!
İsli aromasıyla tütsülenmiş dana kaburgayla bu öyküyü masaya taşıyoruz. Bu tütsülü deneyimi desteklemek için kömürümsü biberiye demetleri, hafif tatlı-ekşi vişneli bir glaze ve/veya odun ateşinde pişmiş arpacık soğanları ekleyebiliriz. Bu belirgin tadı, parçanın net ve unutulmaz rifflerini desteklemesi için kullanıyoruz. Yanında derin gövdeli, duman ve deri notalarına sahip bir kırmızı şarap… Montreux’nün o sisli anılarını damakta dolaştırmak için…
“Smoke on the water, a fire in the sky
Smoke on the water”
Durmak Yok Yemeğe Devam: Lazy – Yavaş Pişmiş Yahni

Grubun Amerikan blues müziğinden etkilenmesinin kanıtı bu parça uzayan org ve gitar sololarıyla rahat bir tempoda ilerlerler. Sabırla pişmiş kuzu yahnisi gibi…
(Uyarı: Kuzu kokar diyenlerdensiniz siz de dana yahni hayal edin!!!)
Yahniye kereviz, defne yaprağı, tarçın çubuğu ve hafif karamelize arpacık soğanlar ekleyerek tadım spektrumunu uzatabiliriz. Böylece parçanın geniş soluklu armonik yapısına gönderme olabilir.
You’re lazy, you just stay in bed
You’re lazy, just stay in bed
You don’t want no money
You don’t want no bread, no
Ağzımız Tatlansın: Space Truckin – Çikolatalı Sufle

Uzayın derinliklerinde coşkulu bir parti hissi yaratan, enerjik final parçası… Çikolatalı sufle gibi… Kaşığın ilk dokunuşuyla içinden fışkıran akışkan çikolata! Bu patlayıcı lezzet ve kakaonun beyin felçleyen etkisi şarkının kozmik yolculuğunu ve sürprizli vuruşlarını damakta hissettirmiyor mu? Bu kuvvetli patlamayı dinginlemek ve biraz da “yıldız tozu” vurgusu yapmak için üzerine portakal kabuğu rendesi eklemek istiyorum. Fakat yanına kaymaklı bir Maraş dondurması şart.
“Come on, come on, come on
Let’s go space truckin’
Come on, come on, come on, yeah
Yeah-yeah-yeah”
Üstüne keskin bir ekspresso ile vuruş yapalım!
Afiyet olsun!


