Fırsat bulduğumuz her an en sevdiğimiz sanatçıları konuk ettiğimiz söyleşi formatımız Beatsommelier Jukebox’ın konuğu bu sefer bizi bizden alan Brek!!
Ahmethan’ın arkada çaldığı, Doğa’nın ise merak edilenleri sorduğu söyleşimiz için buyrun.
Doğa: Merhabalar, Jukebox’ın yeni bölümüne hoş geldiniz. Bugün ekip olarak da çok severek dinleyip takip ettiğimiz Brek konuğumuz. Hoş geldin.
Brek: Merhabalar, hoş bulduk.
Doğa: Konseptimiz aynı, hiçbir değişiklik yok. Arkada Ahmethan Vural senin için özel olarak seçtiğimiz parçaları çalacak. Senden de onları tahmin etmeni isteyeceğiz. Olduğu kadar. Ama parçalara geçmeden önce seni tanımak için sorumuz olacak tabii ki. Öncelikle seni dinleyenler olarak müziğe nasıl başladın Brek?
Brek: Ben çok küçükken anneannem bana bir mandolin almıştı. Ama tabii 6 yaşında profesyonel olarak ilgilenmiyorsunuz müzikle. Üniversite okurken bir yandan da davul çaldığım bir grubum vardı. Dolayısıyla ilk sahne aldığım enstrümanım davul diyebiliriz. Sonrasında üniversite ve bölüme pek ısınamadım. Biraz da cahil cesareti ile herhalde şarkı yazacağım, söyleyeceğim, prodüksiyon yapacağım diye bir karar verdim, bir nevi delirdim kendi kendime. Yani müziğe tam anlamı ile ne zaman başladın diye soracak olursan 22-23 yaşları diyebilirim.
Doğa: Boğaziçi’ni bırakma sebebin neydi peki?
Brek: Boğaziçi Genetik bölümü çocukluk hayalimdi. Çok isteyerek, çok severek girmiştim ama Hiç istediğim gibi gitmedi. Laboratuvar hayatını sevmedim. Orada çok rahat sosyalleşemedim. Aynı dilden konuşamadım bölüm arkadaşlarımla.
Benim problemim bu arada, hiç onların problemi değil yani. Bir yandan da işte içimde bu garip bir ateşle, müzik yapmam lazım ama okul olduğu için müziği yapamıyorum, müzik olduğu için okulu yapamıyorum gibi bir sürüncemenin sonunda okulu 3. sınıfta bıraktım.
Doğa: Boğaziçi’ni bırakıp sil baştan başlamak büyük cesaret, tebrikler.
Brek: Evet, biraz deli işi.
Doğa: Bu kararın ekmeğini de bizler yiyoruz yani ne diyelim (gülüşmeler)

Ahmethan: Üniversite öncesi dönemden biraz bahsedebilir misin Berk?
Brek: İzmir’de büyüdüm. Yelken ile uğraşırdım, hatta Milli Takım sporcusuydum. Onun dışında Bornova Anadolu mezunuyum ve Alsancak’ta çok vakit geçirirdik.
Doğa: Müzik yaparken ve bir şeyler üretirken ana motifin nedir? Sana ilham veren şeyler nedir?
Brek: Kafaya en çok taktığım şey zaman mefhumu. Çocukluk günleri, zaman metaforları, rüzgar, doğa ama ucu hep zamana dokunuyor. Şarkılarımın minör hali buralardan geliyor biraz.
Bir de özellikle dinlediğim müziklerden çokça etkilenirim. Tabi 7 yaşına kadar anneannem ve dedemle Cunda’da yaşamıştım, o yüzden deniz ve ada mefhumu da bana çok ilham verir. Bol rüzgarlı tatlı bir çocukluktu.
Doğa: Bu ruh hali şarkılarından bize geçiyor inan. Lirikler bir tık depresifken tonlar yeni aşık olmuşsun tadı veriyor.
Brek: Teşekkür ederim. Aslında bir yandan bu durumdan biraz rahatsızım da. Hüzünlü bir bir vibe vermek niyetinde değilim. Biraz daha aslında tırnak içinde kreatif ve dadaist olmak derdindeyim. Daha delice şeyler yapmak istiyorum.
Doğa: Son zamanlarda sen ve senin yaptığın müzik türünde sevilen birkaç sayılı grup var. Soft Analog gibi, Palmiyeler gibi. Bu türün gidişatı hakkında ne düşünüyorsun?
Brek: Ya açıkçası ben ne tür müzik yaptığım konusunda kendimle hemfikir değilim. Bunu düşünmemeye çalışıyorum çünkü prodüksiyon ve kompozisyona daldıktan sonra insan güncel olan şeylere ulaşabilmenin getirdiği lüksle her janrada bir şey yapabiliyor ve ben her janrada ki müziklere bayılan birisiyim.
Yani Endonezya halk müziğine de bayılabiliyorum bazen ve hadi Endonezya halk müziği yapmaya çalışayım da diyorum. O yüzden tam olarak hangi janrada olduğundan emin olmamakla beraber tahminen işte daha Dream Pop ya da işte Synth Pop gibi yerlerden bahsediyorsunuz.
Soft Analog da Palmiyeler de yakın arkadaşlarım. Her ikisi de kendi yarattıkları alanda oldukça yetkin, vizyon sahibi ve sonsuza kadar müzik yapmaya devam edecek insanlar. Fakat hani sahne nereye gider, konserler nasıl olur, müziklerimiz nasıl evrilir böyle konularda ahkam kesecek kadar yetkin hissetmiyorum kendimi.
Mesela Palmiyeler orjinalinde İzmir’li punk grubu Klink’in elemanlarının kurduğu bir grup. Ben lisedeyken tırnak içinde “metalciyken” onlar punk ekürisiydi. Alsancak’ta onları kaykayları ile kayarken çok görürdük ama aynı fanusun içinde değildik tabi, fakat aşinalık vardı.
İlk yüz yüze tanıştığım Palmiyeler üyesi Barış’tır. Bizim 2015-2016 dönemlerinde Moda’da 5 kişi yaşadığımız ve artık bence İstanbul Underground Müzik Müzesi haline gelmesi gereken bir evimiz vardı. Jakuzi’den Kutay, eski davulcum Yağız Nevzat İpek, Taner Yücel, hep birlikte bir dönem geçirdik. O evdeki gecelerden birinde tahmini 20-25 kişi vardır evde sabah uyandığımda yanımda Barış’ı gördüm, onunla böyle tanıştık (gülüşmeler)
Tanışmamız sonrası da epey iyi anlaştık, birlikte stüdyoya da girdik. Soft Analog ile zaten uzaktan takipleşiyorduk, Ankara IF’te de bir konserimize geldiler. Kulise davet ettik, Ömer’e de bayıldım, deli insanları çok severim. O konserden sonra sanırım ben 1 hafta kadar onların evinde kaldım, eğlendik, muhabbet ettik, müzik yaptık, çok güzel günlerdi.
Ahmethan: O ev kaç yıl var oldu?
Brek: Aslında hala o evde bazı müzisyen arkadaşlar yaşıyorlar. Mesela Fantezi Müzik o evden çıktı. Tuğçe Şenoğul’un Gölgelerine albümü de o evde kaydedildi mesela. Çılgın bir evdi, sonra tabi insanlar yavaş yavaş 30’larına gelmeye başladıkça ayrılmaya başladılar ve daha bir derli toplu oldu.
Ahmethan: Taner’i de en son Second’ın son çalışmasında prodüktör koltuğunda gördük. Elini attığı her işi altın yapıyor.
Brek: Taner çok kaliteli bir insandır, inanılmazdır. Bana da ilham vermiştir hep.
Doğa: Bu soruyu en son Özgün Semerci’ye sormuştum. Sonra herkese sorma kararı aldım. Bir albüm senin olacak. Yerli ya da yabancı fark etmez. Hangi albümün başından sonuna senin olmasını isterdin?
Brek: Beni etkileme miktarı ve yaşı da denklem içerisine alırsak ve yurt dışına çıkmazsam Levent Yüksel’in Medcezir’ine konardım. Hayatımda dinlediğim ilk kaset ve hala bayıla bayıla dinlerim.
Doğa: Albümlerinin akışını takip ettiğimizde karşımıza bir serüven çıkıyor. Türler arası geçişli bir hikaye ya da. Bundan sonrası için denemek istediğin yeni bir tür var mı?
Brek: Strokes etkiliyor beni. Yüksek BPM’li, daha majör tonlarda, gitarın sesinin yüksek olduğu bir ruh halindeyim şu sıralar. O şekilde çalışıyoruz yeni kayıtlarda. Tabi bu demek değil ki farklı bir sürü şey denemiyorum.
Talihli bir şekilde çok iyi bir gitaristle beraber çalışıyorum iki senedir. Bora Yavrucuk, Yangın diye bir grubu var. İnanılmaz bir gitarist ve sağ olsun yani prodüksiyon çalışmalarıma elinden geldiğince dahil olmaya çalışıyor. Zaten benim aklımdaki fikir onun elinden geçtiği an benim için elle tutulur bir müzik haline geliyor. Dolayısıyla aslında icradan çok ben garip tastaklar hazırlayıp Bora’ya çaldırıyorum ya da işte kendim yavaş yavaş çalıp kaydetme şeklinde ilerliyorum.
Doğa: Peki kendi tarzını nasıl buldun? Yani şu anda yaptığın müziğe nasıl adapte ettin kendini?
Brek: Bir ışığa bakarak gitmedim hiçbir zaman. Aslında şöyle bir trik var orada. Etrafında da görüyorum, bir takım müzikler dinleyip o müzikler gibi üretmeye başladığında aslında sonuç hep farklı bir yere gidiyor. O aşamada da sonucun farklı bir yere gitmesi insanı tatminden uzaklaştıran bir şey olabiliyor. Çünkü istediğin gibi, umduğun gibi değil, bulduğun gibi oluyor hikaye. Tam o esnada bir barış yapmak gerekiyor bence. Nereye gidiyorsan, o bulduğun yerdeki kendi fanusunla, kendi kümenle, kendi kalbinle barışma şeklinde. Dolayısıyla benim tarzım çok düşünülerek değil de savrula savrula oluşturulmuş bir jurnaldir diye düşünüyorum.
Ahmethan: Müzik senin için bir kaçış alanı mıdır yoksa bir varoluş sebebi mi?
Brek: Kaçış değil kesinlikle. Bir varoluş sebebi o çok net. Her gün stüdyoda 10 saate yakın vakit geçiriyorum. Hayatım boyunca disiplinli bir işçi olmak fikrine çok inandım. Bütün bu kaosun yanında aslında içinde üretmek ile ilgili garip bir etik ve ahlak duygusu var. Bir taraftan da aslında çok öznel yani bir eser oluştuğunda maddi karşılığı alınmamış olabilir ama manevi anlamda ben yaptım ve oldu hazzı yaşıyorum çoğu zaman.
Doğa: Peki ürettikçe tükendiğin zamanlar oldu mu?
Brek: Tabii tabii. Fakat nasıl desem, tükenmek için üretiyorum gibi bir durum da var. Yani içimdekini boşaltıp ondan sonra yeniden dolmayı bekliyorum. Uyuz bir his de olabiliyor tabi, üç ay bir şarkı ile uğraşıp sonra bu çöp diyerek bir kenara da koyabiliyorsun, bu da çok oluyor.
Doğa: Peki bir şarkı yaptıktan sonra özellikle dinlettiğin arkadaşların var mı? Fikir almak için.
Brek: Fikir almaktan nefret ederim. Hiç gerek yok. En doğrusunu ben biliyorum gibi bir yerden değil de, en doğrusu ile ilgilenmiyorum gibi bir yerden bakıyorum. Hatta en güzeli ile de ilgilenmiyorum, benim olanla ilgileniyorum. Eş dost da bilir bu tavrımı, çok da gıkını çıkarmazlar.
Tabi yakınımdaki müzisyen arkadaşlarıma bir bakın bakalım diyorum ama dinle fakat konuşma gibisinden (gülüşmeler)
Çalan Şarkı: Aisatsana (Aphex Twin)
Brek: Aphex Twin olması gerektiğinden çok sonra girdi hayatıma. Bu kadar marjinal ve sert fikirlerle bu kadar net üretilen eserler ne yalan söyleyeyim bende haset duygusu yaratıyor. Aphex büyük nerd, bayılıyorum. Analog dönemde disketler üzerinden prodüksiyon yapması mükemmel.
Ahmethan: Klasikleşmiş bir sorum var. Seni sen yapan böyle beş tane albüm saysan. Üç de olur, iki de olur.
Brek: İlk kasetim Eminem, “The Marshall Matters” dı. Linkin Park, “Hybrid Theory”, Radiohead “In Rainbows”, Strokes “The New Abnormal” ve James Black “The Colour In Anything” diyerek soruyu cevaplayabilirim.

Çalan Şarkı: Molchat Doma
Ahmethan: Hep merak etmişimdir, synth bazlı müzik Doğu Bloğu ülkelerinde neden daha çok yeşerdi diye. Fikrin nedir Brek?
Brek: Molchat Doma’dan gidecek olursak bence dark post synth hjkayeleri aslında mimari ile de ilgili. Doğu bloğu ülkelerinin mimarisini göz önünde bulundurursak aslında bağlantıyı da bir nebze kavramış oluyoruz. Brutalist mimari işin önemli bir boyutu bence.
Ayrıca soğuk ülkelerde tahminim daha bireysel üretimler öne çıkıyordur diye düşünüyorum.. Synth de bunun için çok ideal, bir de dönem ülkelerinin yerli synth enstrümanları da oldukça kaliteliydi. Yani bence zaten bu dark post-punk hikayeleri hem brutalist mimariyle alakası olan bir şey hem de bir yandan yerli malı synth üretimleri bu üretimi çoğaltmıştır.
Doğa: Mesela müzik konusunda çok muhafazakar olmadığını anladım ben hep. Kendi müziğinde etnik çalgılara yer vermeyi düşündün mü hiç?
Brek: Hayır.
Doğa: Neden? Çok net oldu bir anda.
Brek: Etnik çalgı dendiğinde aklıma doğu-batı sentezi geliyor, hiç sevmiyorum. Yani biraz daha açarsam insanlar bunuı sevebilir, saygım sonsuz ama yapana saygım sonsuz değil. Ki benim ilk çocukluğumun tamamı neredeyse Türk sanat müziği ile geçti anneannem dolayısıyla.
Ahmethan: Belki de şu itici geliyordur, yani pazarlama metasına dönüştürülen bir şey ya bu dopu-batı sentezi ya da adına world music dediğimiz şey?
Brek: Ben çiçekleri dalında seviyorum. Kültürel bir arka planı başka bir kültürel arka planla çarpıştırıp insanları yakalıyor olmaya çalışmak bana kolaycılık gibi geliyor.
Doğa: Peki BabaZula mesela?
Brek: Az evvel belirttiğin kategoriye koymam BabaZula’yı. Murat Ertel müziği Zen’den gelir ki o da doğu batı sentezi kolaycılığından yapmıyor bu işi, harika bir kabare var orada ve saykodelik müziğin norm belirleyen bir albümüdür. Dadaist bir kafada akan bir iş.
Çalan Şarkı: Jefferson Airplane: Today
Brek: Liste çok iyi gidiyor.
Doğa: Peki Beach Boys mu yoksa Beatles mı?
Brek: Yani aslında Beach Boys da Özgün de Beach Boys dedi diye ben Beatles diyeceğim (gülüşmeler). Basit sebeplerle, çok kazmadan The Beatles diyorum. Küçükken babam sık sık çalardı çokça anım vardır. Bir de aslında en çok Paul Mccartney’in şarkılarını seviyorum.
Doğa: Peki o zaman şunu sorayım. Live and Let Die şarkısının Wings versiyonu mu McCartney versiyonu mu yoksa Guns N’ Roses versiyonu mu?
Brek: Guns N’ Roses halini bilmiyorum ben.
Doğa: Gerçekten mi?
Brek: Cehaletimden dolayı özür dilerim ama, bilmiyorum. (gülüşmeler)
Çalan Şarkı: Billie Eilish: BIRDS OF A FEATHER
Brek: Bayılırım Billie Eilish’e. Hatta beni James Blake ile birlikte Mutsuzlar albümümde en çok etkilemiş iki sanatçıdan birisidir. Eilish’in hem poetikliğine hem de basit ancak bütün piyasayı alt üst eden tarzına bayılıyorum.
Doğa: Bu güzel sohbet için çok teşekkür ediyoruz Brek. Yeni çalışmalarını da sabırsızlıkla bekliyoruz.
Brek: Ben teşekkür ederim !!


