Büyüyen sadece Babylon’un ünü değildi, çalışanların ve Pozitif şemsiyenin altında oluşan yapıların sayısı da artıyordu. Bunlardan biri de Doublemoon plak şirketiydi. Alternatif müzik dışında, bizim müzisyenleri farklı kültürlerden gelenlerle buluşturan projelere imza atıyorlardı. 1997 yılında kurulan Doublemoon, ellinin üzerinde albüm yayınlamıştı.
Kurdukları komplike sistem tıkır tıkır işliyorken, kendi iradeleri dışında gelişen faktörler de doğanın yasaları gereği gelişiyor, koşulları değiştiriyordu. Nihayetinde İstanbul gibi bir metropolün gece hayatında 14 yıl gibi bir zaman, lider olarak kalmak için çok uzundu. Bu bile Babylon’un hikayesini “başarı” kategorisi altında anlatmak için yeterliydi.

Bugüne değin Babylon tam bir Lale Devri misali bir yükseliş dönemi yaşarken aslında etraftaki gelişmeler pek iç açıcı değildi.
2013 yılına gelindiğinde, biraz belediye tarafından yürütülen rant politikası, biraz da toplumun kendisinde ve insan malzemesinde yayılan kalitesizleşme kendini iyiden iyiye hissettiriyordu. Beyoğlu’nun gece hayatı düzensiz ve kanunsuz bir hale gelmiş, bilhassa Asmalımescit’te sokaklara atılan masalardan, bistrolardan yürüyecek yer kalmamıştı. Babylon, hiçbir şekilde içkiyle dışarıya çıkmaya izin vermezken, diğer mekanların önünde hem ellerinde içkili insanların hem de müziğin sokaklara taşması mahalleyi çirkinleştirmişti. Babylon bu konuda son derece hassas bir politika izlerken, diğer mekanların müziği tamamen hoparlörlerin dışarıya konmuş şekilde vermesi, bu tip barlarınaçılması insanların yürüyecek yer bulmaması, müşterinin daha şeyden oradan ulaşırken 25-30 dakika kaybetmesi, acil durumda hiçbir ambulans ya da itfaiyenin girmesinin mümkün olmaması; uzayıp giden sorunlar listenin satır başlarıydı. Beyoğlu’nun önemli bir sorunu daha vardı, o zamanlar mazgallar kapatıldığı için bazı günlerde (muhtemelen lodosta) çok ciddi bir koku yayılıyordu Babylon’un içine. Bu giderilmesi mümkün olmayan bir müşteri şikayetine yol açmıştı.
Sadece bu değil tabi, biraz da Babylon geçen zaman zarfında eskimişti. Bakım görmesi, elden geçmesi gerekiyordu. Hepsinin üzerine Gezi olayları patlayınca dayanılması güç bir hal ortaya çıkmış oldu. Her hafta sonu bir olay olması, Beyoğlu’nun boşalması, polisin yolu çevirmesi gibi olumsuz etkenler Babylon’u Asmalımescit’ten ayrılmaya itmişti.
Mehmet’in erken vefatını da dahil edersek, Babylon için en önemli kırılma noktaları 2013 yılında yaşanmıştı. Aslında bu sadece Babylon’un değil, tüm Asmalımescit’in kaderini etkilemişti. Pozitif’in yüzde 80 hissesi Doğuş Grubu’na satılmış, Babylon Asmalımescit’ten çıkarak eski bira fabrikasının olduğu BomontiAda’ya taşınmıştı. Oysa benim gibi hayatının güzel günlerini orada geçirenler o kadar alışmıştık ki Asmalımescit’teki Babylon’a, evimiz gibiydi. Etrafındakiler mekânı ta başından beri tanıklık etmiş bizlerden sorar hale gelmişti.
***
Eskiden yeniye geçiş bir günde olmamıştı. Önce BomontiAda’da yenileme çalışmaları yapılmış, bu yaklaşık bir yılı bulmuştu. Yeni Babylon 2015 yılının yeni sezonunda kapılarını açtı. Yeni yer eskiye oranla daha büyüktü, 700-750 insan kapasiteliydi ama ruhen çok farklıydı. Birlikte müdavim profilinde de birtakım değişiklikler gözlenmeye başlamıştı. Asmalımescit’in öğrenci ağırlıklı ve daha genç olan profili yerini biraz daha yaş ve gelir grubu ortalaması yüksek bir topluluğa bırakmıştı. Yanı sıra bir de bu transferde kuşak, hatta kuşaklar değişmişti. Önce yeni yeri yadırgamıştık ama zamanla alışmaya başladık. Baktık ki, mekânın sahipleri ve ilgilileri de mutsuz değildi.

15 yıllık tecrübeleriyle gerçek ve hayallerindeki mekânı yeniden tasarlayacak yeni bir yer bulmuşlardı. Sahne arkası,sahne, ön kulis her şey çok tekrardan sıfırdan tasarlanıp dörtdörtlük bir altyapıyla hazırlanacak bir fırsat geçmişti ellerinde. Onun için Bomontiada’yı seçmişlerdi. Zaten çok seçenek de yoktu, Babylon’u taşıyacak uygun bir ortam bulmak çok çok zordu.
Pozitif’çilerin, Doğuş Grup ile çalışmaları çok şey değiştirmişti. Öncelikle finansman açısından büyük rahatlık olmuş ve hem Bomontiada’yı hayata geçirebilecek hem de Volkswagen Arena’nın o büyük maliyetinin altından kalkabilecek; yani 2 tane çok büyük yatırımı Doğuş sayesinde bitirebilmişlerdi. Bir başkası; büyük stadyum konserleri ve Kapadokya gibi birtakım etkinlikleri de yapma fırsatları oldu. Eskiden olduğu gibi sosyal sorumluluk projelerini de ihmal etmiyorlardı. Örneğin Soma faciası yaşandığında mayıs ve haziran ayındaki tüm etkinliklerden elde edecekleri gelirleri faciada zarar gören insanlara bağışlama kararı almışlardı.
***
Bu süreçte Çeşme’de yaptıkları yazlık operasyonunu en çok Mehmet istemişti. Çünkü o zamanlar yazları İstanbul’da mekanlar açık değildi, herkes kapatıyordu. Babylon’da kapatıyordu çünkü ihtiyaç yoktu ve kapattıklarında dört ay elemanlar boşta kalıyordu.
Alaçatı’da yapılan ilk Oldies But Goldies etkinliği Çeşme’de bir mekân açma fikrini güçlendirmişti. M.F.Ö.’nün de sahne alacağı bir parti aşırı yağış nedeniyle yarım kalmıştı. Tam sahnede manidar bir biçimde Eurythmics’in “Here Comes theRain Again” parçasını çalarken acımasız bir sağanak bastırmıştı. Set-up’a sıçrayan elektrik kaçağından son anda kurtulmuş, CD keyzimi kaptığım gibi yüksek sahnenin merdivenlerinden aşağı dar atmıştım kendimi. M.F.Ö. ekibi ise plajın arkasındaki otelden dışarı adım bile atamamıştı. Etkinlik tamamlanamamıştı ama Pozitif’çilerin kafasındaki zincirin eksik halkası yerine gelmişti; insanların çok ilgiyi gösterdiği bir geceydi ve oradaki potansiyeli görmüşlerdi. Ondan sonra o fikrin peşine düştüler zira oralarda mekân açmak kolay değildi. Alaçatı’da herkes için çok mutlu zamanlar geçti, özellikle dördüncü senede tam oturtmuş, Pozitif’çiler işi öğrenmişken mekân sahibinin belediyeyle arasındaki sıkıntıdan dolayı Ayayorgi’ye taşınmak zorunda kalmışlardı. Ama Ayayorgi asla bir Alaçatı değildi ve hiçbir zaman oradaki havayı yakalayamadı.
Pozitif’in 2013 yılında Doğuş Grup ile imzaladığı sözleşme beş yıllıktı. 2018’de bu sözleşme bittiğinde artık Ahmet ve Cem için ayrılma zamanı gelmişti. Aslında ayrılığın başka sebepleri de yok değildi. Pozitif’çiler beyaz yakalıların yanında çok romantik ve idealist kalıyordu. Mehmet’ten sonra bu işi yapmayalım psikolojisinde hiç olmadılar, tam tersi onun adını yaşatmak uğruna bile yapmaları gerekiyordu veMehmet’ten sonra beş sene devam ettirmişlerdi.
Pozitif’çiler hep adları gibi iyimser oldu, piyasaya teslim olmadan kendi kurallarını koyarak yaşadılar. Artık Babylon’dahiçbir kurucu üye kalmadı. Ahmet ile Cem ayrı ayrı yollarına gittiler. Eski Babylon’dan da Yeni Babylon’a bir Oldies But Goldies, bir de her yıl Mehmet Uluğ anısına yapılan geceler kaldı.


