Umut Hanioğlu, ambient müziğin çıkış noktası kabul edilen “Music for Airports” albümünün ışığında Brian Eno’nun müziğini inceliyor.
Brian Eno için ne düşünürsünüz bilmem, ben kendisinin müziğini iyi bildiğimi iddia edemem. İlk aldığım plağı en meşhur albümlerinden biri de olan “Music for Airports”(1978) olmuştu. Bu albümde Eno, aslında avangard sanatçıların yaptıkları bir müzik türünü popüler kültürün kıyısına taşımış demek çok ileri gitmek olmayacaktır. Muzak denen, bizde asansör müziği olarak adlandırılabilecek, Amerika’da mağazalarda ve kamusal alanlarda kullanılagelmiş olan bu müziği “şirket müziği” olarak da adlandırmak mümkün bence. O kadar sıkıcı bir formu var. Brian Eno bu albümü yaptığında ana akım medyadaki bazı eleştirmenler avangard Muzak olarak görmüşler. Pitchfork, bu senenin başında yaptığı bir değerlendirmede müziğin yıllar içinde geçirdiği dönüşümden bahsediyor, albümlerin dikkatle dinlendiği günlerden bugün başka bir şey yapılırken kullanılan bir tür arkaplan “aktivite”sine dönüştü müzik deniyor. Bunda da Eno’nun az da olsa payı olabilir.

“Music for Airports” biraz da Almanya, Köln’deki uluslararası havalimanının tasarımından etkilenilerek kotarılmış. Modernist brutalist bu havalimanının tasarımcısı Paul Schneider-Esleben’in Kraftwerk müzik grubundan Florian Schneider’in babası olması da ilginç bir ayrıntı. Brian Eno’nun müziğini oluşturmasında öncü rolü üstlenen daha deneysel gruplar arasında Almanya’dan Popol Vuh ve Fransa’dan Elaine Radigue gibi isimler bulunuyor. Pitchfork’un bu albüm için 10 puan vermesi de kayda değer bir durum olsa gerek. Hatta bu yayın kuruluşunun albümü tüm zamanların en iyi ambient albümü seçtiğini de söylemek gerekiyor. Kendisi de gergin bir uçak yolcusu olan Eno bu albümü insanların ölüm fikrinin olasılığına alışmaları için yaptığını da bir noktada belirtmiş. Albüm dünya çapında 5 farklı havalimanında çalınmış. Soft Machine’den Robert Wyatt’ın akustik piyanosuyla albümde iki parçada varlık gösterdiğini de belirteyim.
Bu albümü sakinleşmek istediğinizde, meditasyon yaparken veya ne bileyim yoga, pilates sırasında dinleyebilirsiniz. Sahilde mesela, bir yandan yeni kesilmiş çim kokusu, bir yandan martıların ve denizdeki dalgaların hafif uğultusuna eşlik edebilir bu müzik. Yeşil yaprakların hışırdayışını izlerken hayallere dalabilirsiniz belki. Boş duran pahalı sürat teknelerinin denizde hafif hafif sallanmasına uzaktan bakabilirsiniz. Uzakta silüetleri görünen adalara bakıp iç geçirebilirsiniz. Evet şu anda bu satırları Kalamış sahilinde yazıyorum.

Aslında albümün kompozisyonu teknik olarak komplike değildir. Sonlara doğru (plağın ikinci yüzünün ikinci parçasında) havada mekanik bir gerecin içinde hızla giderken, bu bir uçak olabilir, veya bir uzay aracı, atmosferde dolaştığınız hissine kapılabilirsiniz.
1978’de yayınlanan Eno’nun bu altıncı stüdyo albümü “ambient müzik” tanımını ilk kullanan albüm olmasıyla da biliniyor. İnsanları sakince düşünmeye sevk eden müziğe bana kalırsa günümüzde çok ihtiyaç var. Televizyon şovları, sosyal medya ve haberler üçgeninde yolunu ve akıl sağlığını kaybetmek tehlikesi içindeki metropol insanı Brian Eno’ya bir şans vermek isteyebilir. Arkaplan müziği olarak önem verilmeyebilir de, yine de ilginç bulanlar olacaktır diye düşünüyorum.


