Uçan Balinalar: Gojira

Ant Arın Şermet
Okuma Süresi: 9 Dakika

Fransa, çok önemli bir müzik geleneğine sahip olsa da söz konusu metal müziğe geldiğinde çoğu Batı Avrupa ülkesine göre oldukça geride kalıyor. Anthrax’in 1988 tarihli albümü “State of Euphoria”da yer alan ‘Antisocial’ şarkısı, Fransız Trust grubundan uyarlanan bir eser olurken benzer dönemde bu ülkeden çıkan gruplara bakınca adını geçirebileceğimiz bir grupla karşılaşamıyoruz. Elbette milenyumla birlikte bu durum yavaş yavaş değişmeye başlıyor. Les Discrets, Peste Noire, Deathspell Omega, Alcest derken ülkenin güney batısındaki Bayonne’dan gelen iki kardeşin kurduğu grup, işi çok farklı bir noktaya taşıdı.

1996’da kurulup 2001’e kadar Godzilla ismiyle var olan Gojira, aynı sene çıkardığı “Terra Incognita” albümüyle birlikte farklı olduğunu hissettirdi. 2 sene sonrasında gelen “The Link”, bu düşünceyi taçlandırırken grubu kıtaya tanıttı. Ancak 2005’e geldiğimizde metal müzik dünyası uçan balinalar ve evrendeki en sert maddeyle tanıştılar. “From Mars to Sirius”un dinleyiciyle buluştuğu 7 Eylül 2005’ten sonra kulağına sert müzik takılmış bir müzikseverin Gojira adını duymama şansı kalmadı.

“From Mars to Sirius” ile Gelen Büyük Sıçrama ve Uluslararası Başarı

From Mars to Sirius albüm kapağı

Duplantier biraderlerin, yanlarına gitarda Christian Andreu, bas gitarda Jean-Michel Labadie’yi almasıyla başlayan maceranın sıçrama noktası olan “From Mars to Sirius”u ayrıştıran birkaç temel nokta bulunmakta. İlk iki albümdeki agresif olduğu kadar teknik tarafta da ağır basan gitar ve davulları, çok daha temiz bir sound’la buluşturan grup, aynı zamanda metal müzik içerisinde oldukça akılda kalıcı melodiler ürettiler. Gojira denince akla gelen gitarların kemikleştiği albümde Joe Duplantier ile Christian Andreu’nun birbirleriyle olan uyumları da dinleyicileri mest etmişti. Ki Mario Duplantier isimli bir süper Mario’nun davulda dört nala koşmasını da düşününce Gojira’nın büyük plak şirketleriyle masaya oturması an meselesiydi. Bir de ‘Flying Whales’, ‘The Heaviest Matter of the Universe’ ve ‘Global Warming’ gibi klasikleri tek albüme sığdırması, hit üretme güçlerinin de ispatıydı. Ancak ilk üç albümlerini yaptıkları Listenable Records’a yakışan bir veda için 2008’de “The way of all flesh”le tanıştık. Sonsuz yaşamın anahtarı olan ‘Oroborus’la açılan albüm, ‘Toxic garbage island’, ‘The Art of dying’, ‘Esoteric Surgery’ ve grubun diskografisindeki değeri tam olarak verilmemiş şarkılardan ‘Vacuity’e ev sahipliği yapıyordu. 75 dakikalık süresine rağmen dinleyiciyi sıkmayan ve tekrara düşmeyen grup, tek şarkı içinde bile kendini yenileyebilme iştahıyla 2010’lara geçmeden önce mesajı net veriyordu. Yeni on yıl, Gojira’nın on yılı olacaktı. Yeni bir plak şirketi, daha temiz bir sound ve görsel dünyaya verdikleri önem bu hamlenin temelini oluşturacaktı.

“L’enfant Sauvage” ile Büyükler Ligi, “Magma” ile Evrensel Tanınırlık

L’enfant Sauvage

4 albüm boyunca Listenable Records’la çalışıp dünya çapında tanınırlığa ulaşan Gojira, 2012’de yayınladıkları “L’enfant Sauvage”la birlikte büyüklerin ligindeydi. Warner Records’a bağlı ekstrem grupların güvendiği plak şirketi Roadrunner’la imzalayan grup, o güne kadar yaptıkları en prodüksiyonlu albüm için New York’taki Spin Studios ile Fransa arasında mekik dokudu. Ortaya çıkan sonuç bu çabaya değdi. Albüm, ismini Fransız yönetmen François Truffaut’nun aynı isimli eserinden alırken bir yandan grubun epik bir albüm yapma isteğinin sonucuydu. Yıllarca birlikte müzik yapıp en alttan zirveye çıkmayı başarmış grubun görece birbirleriyle gerginlikler de yaşadığı kayıt süreci, gerginlikten devşirilen enerjinin albüme pozitif yansımasıyla baştan sona hitle dolmuştu. Albüme adını veren şarkının yanı sıra ‘The Gift of Guilt’, ‘The Axe’, ‘Born in Winter’, ‘Explosia’, ‘Mouth of Kala’ ve fazlasının bulunduğu albüm, saygın metal müzik dergilerinin tamamının yıl sonu listesinde ya zirvede ya da zirveye birkaç basamak mesafede yer aldı. 2013’te kapsamlı bir Avrupa turnesi için Lamb of God ve Dethklok’la yola çıkan grup, Lamb of God frontman’i Randy Blythe’ın Çekya’da tutuklanıp 37 gün boyunca hapiste tutulunca bu turne iptal oldu. Sonrasında tek başına bir turneye çıkarak 2013’ü bitirdi. Elbette 2015 sonuna kadar ara vermeden sürdürdüğü büyük festivaller turnesini saymıyoruz. Hatta bu sayede 2014 ve 2015’te İstanbul’a da adım atan grup, birbirinden unutulmaz iki konser verip binlerce insanı bir kez daha tavlamıştı. Ben de o konserlerde aklını kaybedip küçük dilini yutanlardandım…

Magma

Gojira, ilk günden beri üstüne koya koya ilerlese de asıl patlamasını 2016’da yaptı. O güne kadar metal müzikle yolu kesişmiş insanların global ölçekte bildiği bir grupken ‘Silvera’ ve ‘Stranded’ın bulunduğu “Magma” sayesinde metal müzik dinlemeyen insanların bile radarındaki bir grupa dönüştüler. Bu sayede maddi ve manevi anlamda 15 yılda kazandığının daha fazlasını tek albümde kazandılar. Roadrunner etiketiyle çıkan ikinci albümleri olan “Magma”, New York’un kült stüdyolarından Silver Cord’da kaydedildi. Prodüktörlüğünüyse tüm Gojira albümlerinde olduğu gibi Joe Duplantier yaptı. Bu albümün başarısındaki etkenlerden biri aslında “L’enfant Sauvage”ın başarısına dayanıyor. 2014’e kadar Fransa’da yaşayan Gojira frontman’i Joe Duplantier, New York’a taşındı ve kendi sözleriyle müziğe dair birçok şeyi burada tekrar öğrendi. Avrupalı bir grubun, ABD’de başarılı olmasının ne kadar zor olduğunu ama ne yaparlarsa başarılı olabileceklerini de çözen Joe, kardeşi ve grubun davulcusu Mario’yu yanına çağırıp albümü yazmaya başladı. Ancak hayat onları bir noktada gafil avladı. Anneleri kansere yakalanınca apar topar Fransa’ya, aile evine döndüler. Annelerinin son günlerinde yanında oldular. Ancak bu deneyim onları iyice karamsarlığa itti. Albümün ismindeki magma da buradan gelmekte. 2015 yılının Temmuz ayında annelerini kaybettikten sonra stüdyoya dönüp başladıkları işi çok daha karanlık ve yas dolu bir şekilde sonuca erdirdiler.

“Annemizi kaybedince geçmişe dair anılarla geleceğe dair korkuların karıştığı bir duygu içindeydik; tüm duygular içimizde yanıyordu. Magma, içimizde kaynayan bir şeyin dışavurumu: dokunamayacağımızı ama sonunda patlayacağını biliyorduk. Bu albüm, o dönem hissettiklerimiz için mükemmel bir anlam taşıyor.

Bir de Duplantier kardeşlerin favori gruplarından olan, aynı isimli 70’lerden Fransız bir progresif rock topluluğu da mevcut ancak, söylediklerine göre, albümü yayınlamadan önce bunu fark etmişler…

Fortitude Dönemi, Grammy Adaylıkları ve Olimpiyat Performansı

Fortitude

Gojira için kayıplar maalesef ki sadece anneleriyle sınırlı kalmamıştı. 2018’de, 2012’ye kadar Gojira’nın menajerliğini yapan ve grubun bugünlere gelmesinde büyük emeği olan Nick John, tıpkı anneleri gibi kanser yüzünden hayatını kaybetmişti. 2019’u gözlerden ırak geçiren grup 2020’de bir şeyler yapar mı demeye kalmadan patlayan pandemiyle birlikte kimsenin gözü müzik görmez olmazdı. Ancak Gojira durmadı. Uzaktan yapılan kayıtlar ve amazonlara odaklanan “Fortitude” ile 2021’in ilk yarısında boy gösterdiler. Bu albümün mesaisi aslında 2018’de Silver Cord Stüdyoları’nda başlamıştı. Gelgelelim yaşananlar sebebiyle dinleyiciyle buluşması 30 Nisan 2021’i buldu. ‘Born for One Thing’, ‘Amazonia’, ‘Another World’ üçlüsüyle başlayan albüm, tam bir enerji patlamasıydı. Gojira’nın bugüne kadarki en sert albümlerinden biri olan “Fortitude”, elektronik ögelerin katılması ve vokallere farklı dokunuşlar katılmasıyla, yenilikçi de bir albümdü. Yer yer kullanılan Gospel tarzı vokallerin, Joe Duplantier’in sesiyle birleşimi özgünlüğün sözlük tanımıydı da diyebiliriz. Ayrıca Joe Duplantier bu albümü, “başımıza ne gelmiş olursa olsun güçlü olmak ve kendimizin en iyisi olmak zorundayız” diyerek tanımlamıştı. Albümün kapağı da Joe Duplantier tarafından tasarlandı ve boyandı. Kardeşi Mario, ona savaşçılar ve şövalyelerle ilgili çok sayıda tablo getirdi. Ek olarak, Gustav Klimt’in 1898 tarihli yağlı boya tablosu Pallas Athena ile Yuvarlak Masa Şövalyelerini gösterdi. Joe Duplantier, bir yerli halk mensubunu temsil etmek istediği için, tüm bu unsurların kendi yorumuyla birleştiği bir çalışma ortaya çıkardı. “Magma”da 2 dalda Grammy’e aday gösterilip eli boş döndükten sonra “Fortitude” sayesinde de 1 kere Grammy’e aday gösterildiler ancak sonuç değişmedi. Sonucun değişmesi için Olimpiyat tarihine geçen bir performansa ihtiyaçları vardı.

Conciergerie

Fransız Devrimi sırasında infaz edilmeden önce Marie Antoinette’in tutulduğu hapishane olan Conciergerie’ye yerleşip Olimpiyat tarihindeki ilk metal performansını sergileyen Gojira, ‘Mea Culpa (Ah! Ça Ira!) ile ilk Grammy’sini kazandı. Ancak başarısı sadece ödül değildi.

2024 Paris Olimpiyat kutlamaları

Tüm dünyada görünürlük kazanan Gojira’nın aurası, açılış töreninin önüne geçti. Ağustos’ta bu kaydı yayınlayan grup, 2000’ler ve 2010’larda ulaştığı başarıları 2020’lere da taşıyacağını gösterdi. ‘Mea Culpa’yı yayınladıktan sonra açıkladıkları yaz turnesi kapsamında 10 senelik İstanbul hasretine son verecek Gojira, günümüzün en büyük metal gruplarından biri. Her zaman kaliteyi, yenilik ve merak duygusuyla harmanlayan gruptan 2026 gibi bir de yeni albüm gelse tadından yenmez.

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir