Beat Talks – The Ringo Jets: Rock’n Roll İçin Kendimizi Zorlamıyoruz, Zaten Bizim DNA’mızda Var!

Batıkan Baksı
Okuma Süresi: 20 Dakika

The Populist’te gerçekleştirdiğimiz Batıkan Baksı ile Beat Talks serisinin Mart ayı konuğu memleketin en rock’n roll gruplarından The Ringo Jets oldu. Lale, Tarkan ve Deniz ile grubun ilk gününden bugününe kadar uzun uzun söyleştik; grubun tarihine hep birlikte bir bakış attık.

Seneye 15 yıllık bir grup olacak The Ringo Jets. Biraz da bu yüzden 2010’ların başlarına gitmek istiyorum. Kraker adlı bir grupla hepinizin yolu kesişti aslında ve sonrasında yolunuz hiç ayrılmadı. Birbirinizle ilk bir araya geldiğiniz günü hatırlıyor musunuz ya da o dönem “tamam ya bizden iyi grup olur” dediğiniz süreç nasıl gelişti?

Direc-t ve Özgür Peştimalci

Lale: Biz Kraker’de çalarken aslında ben Özgür Peştimalci’nin yerine çalıyordum. O askere gitmişti ve ben de grup sekteye uğramasın diye Kraker’e girip çalmaya başlamıştım ve Deniz de girmişti o sırada. İlk ben mi başlamıştım Kraker’de?

Deniz: Galiba, evet.

Lale: Ve biz çok şımarıyorduk Deniz ile. Yani maksimum 60’ların başı olması gereken bir grup sound’unda Deniz ile ben karşılıklı çılgınca çalıyorduk. Hayır diyemezsin değil mi Deniz? (Gülüyor)

Deniz: Tabii canım! Şöyle bir şey diyeyim. Biz çok yüksek volümlü, enerji patlamalı şekilde çalmayı seviyorduk. Lale ile birbirimizi de daha önceleri başka gruplarda görmüştük. Aynı sahnede arka arkaya çalmıştık. Lale, Kraker’den bahsedip gitarist arıyorlar deyip bir de çaldıkları grupların da The Rolling Stones, Kings, Bob Dylan gibi isimler olduğunu söyleyince o zamanlar vaktim de vardı. “Tamam” dedim, “bu grupta çalınır”. Tarkan da o dönemlerde nasıl çalınıyorsa öyle çalmak istiyordu.

Tarkan: Distortion yoktu mesela, fuzzy bir ton da yoktu. Daha beat garage olduğu için daha temiz bir sound’umuz vardı, bu Lale ve Deniz ile değişti.

Deniz: Biraz da çerçeveyi zorlamış olduk tabii.

Lale: Ben biraz abanınca Deniz de gaza geldi. 50’ler garaj sound’una döndü birden. Sonra Özgür de askerden dönünce dedik ki “acaba daha garage, rock’n roll bir grup kursak mı? Hatta Deniz de olmalı bu grupta, basçımız yok olmasın da” dedik. Deniz de “ben seninle çalmayı çok özledim” deyince “o zaman niye The Ringo Jets’e girmiyorsun?” Dedim ve deyiş o deyiş. İlk provaya girdik ve o gün bugündür devam ediyor.

“Hep istediğimiz şeyi yapmak istedik…”

Tabii 15 yıl öncesinden bahsedecek olursak Türkiye’deki rock da epey dönüşüme uğramaya başlamıştı. Yani o 80’ler sonu 90’lar ve 2000’ler sound’u ister istemez piyasanın şartlarına yenik düşmüştü. Peki sizce The Ringo Jets’in çizdiği yol aynı zamanda bir kumar değil miydi? Düşünsenize Türkçe Rock artık alternatif bir hâle dönüşmüş ve epey dizginlenmiş, sizse çılgınca gürültü yapıyorsunuz. 


Lale: Yani hiçbir zaman kimse için yapmadık biz bunu. Dolayısıyla hep istediğimiz şeyi yapmak istedik ve istediğimiz şeyi duyamıyorduk genelde tam da dediğin gibi. Kumarsa evet, kumarbazız bu durumda.

Peki hiç düşünmediniz mi; biz bunu yapıyoruz ama mekanlar da günü geldiğinde bizi yavaş yavaş ileriye atacak, sistemin dışına itecek. Çünkü mekanlarda yine alternatif isimler, sektör ve sisteme uyumlu insanlar çıkmaya başlayacak diye?

Lale: Yani tabii ki sektörü ve sistemi düşünürsen hiç akıllıca değil. Ama biz de akıllı değiliz zaten. Ama tam da tahmin ettiğimiz gibi gitti çünkü hani hissedersin ya bir şeyleri. “Bu belki buraya olmayacak ama bir yere olacak” dersin. Ve grup neredeyse başladığı andan itibaren yurt dışında ilgi görmeye başladı. Sonucunda biz de yurt dışında turlamaya başladık. Yani bizim ilk 5, hatta 7 senemiz, Türkiye’den çok yurt dışında çalmakla geçti.

Deniz: Aslında o dönemde yurt dışında da rock ölüyordu ama Türkiye’de daha fazla öldü tabii. Paralel gidiyordu dünyadaki değişimle Türkiye’deki de. Biz 2010’larda müziğe yeni başlayan insanlar da değildik. O dönem sadece “benim bu müziğe katabileceklerim neler” diye düşünüp piyasayı takip bile etmiyorduk. O yüzden bunları analiz ederek yola devam etmedik.

Lale: Neyi dinlemek isterler değil de, ben ne yapmak istiyorum” diye soruyorduk. Çok beylik bir şey gibi duyuluyor ama yapması en zor eylemlerden biri. İdealist olmak da değil bu, elimizin hamurundan çıkan şeyi yapmak. Herkesin sahneye çıkma amacı farklı, bizimkisi de o sırada üçümüzün zevk aldığı müziği yapmak.

Kraker

Yine Kraker’e döneceğim hazır sıcağı sıcağına konuşurken. Başta aslında daha farklı bir tür yapıyormuşsunuz ancak Direc-t’in davulcusu Özgür Peştimalci’den sonra tarzlar biraz değiştiği için TRJ kurulmuş. Kraker ile The Ringo Jets arasında bir karşılaştırma yapacak olsanız bunu nasıl bir ayrımla anlatırsınız?

Lale: Ne kadar farklıydı acaba, hiç bilemiyorum. Çünkü The Who da vardı içinde, The Beatles da, The Rolling Stones’da. Bunlar aynı zamanda The Ringo Jets’ti baktığında. Mesela Özgür, askerden döndüğü gibi devam etti. Alex vardı zaten, mesela Alex şimdi The Ringo Jets’te. Ben Özgür’ün yerine girince Alex, Tarkan, Deniz ve ben çaldık, bildiğin The Ringo Jets’in kopyası.

Peki grup grubu doğurdu diyebilir miyiz?

Tarkan: Kraker aslında benim grubumdu. Mekanlarda çalabilmek için cover’lar seçtik. İnsanlar o stili de pek benimseyemedi. “Red Hot Chili Peppers niye çalmıyorsunuz” diyorlardı mesela, The Cure soruyorlardı. Aslında Kraker benim beste grubumdu ama onu gerçekleştiremedik, sonra da The Ringo Jets’in hikayesi başladı.

“Bir şey olmayı zorluyorsan, zaten o değilsindir…”

Sizinle Radio Ringo’nun çıktığı dönem yaptığım röportajda “Gerçek bir rock’n roll grubu olarak doğduysanız oradan geri dönüş yoktur” demiştiniz. Zaten sizi de diğerlerinden farklı kılan mayanızdaki rock’n roll. Yani farklı türlerle içli dışlı olup, farklı sound’lar deneseniz de günün sonunda rock’n roll’a geri dönüyorsunuz. Peki bu ruhu yaşatmak için kendinizi zorluyor musunuz yoksa zaten her şey olduğu gibi ortaya çıkıyor mu?

Lale: Kendinden çıkıyor, zaten bir şey olmayı zorluyorsan o değilsindir. Ama hiç zorlamadan biz provaya girdiğimizde ısınmak için bir şeyler çalarız ve çıkan melodiler genelde bluesy ve rock’n roll tatlarda oluyor.

Deniz: Rock’n roll için kendimizi zorlamıyoruz zaten DNA’mıza işlemiş! Yani özel bir şey yapmıyoruz. Genelde zaman içinde konfor alanımızdan çıkmak için kendimizi zorluyoruz. Başka şeylere yönelmeye çalışıyoruz, keşif amaçlı. Yoksa zaten cebimizde olan sezgisel bir müzik birikimimiz var. İşlemiş o içimize, bunu hep fark ediyorum.

Lale: Şöyle ağlak bir müzik bekler misin bizden, bunu yapacağıma öleyim daha iyi gerçekten. (Gülüyor)

Her grubun arkasında mutlaka ilham aldığı “onlardan feyz alalım ama kendi adımızı duyuralım” dediği gruplar var neticede. Sizden ayrı ayrı duymak istiyorum bu hikaye başlarken, kimler gibi olmak vardı aklınızda? Çünkü mesela siz onlardan ilham aldınız ama belki bugün sayısız insan Lale Kardeş, Deniz Ağan ya da Tarkan Mertoğlu olmak istiyor.

Lale: Aslında çaldıklarımız söylüyor kimlerden feyz aldığımızı. Ama özellikle “onlar gibi olalım” dediğimiz birileri olmadı tabii. O kadar doğal bir araya gelip doğal çalmaya başladık ki, illa birilerinin beklediği gibi “şu olalım” durumu yaşanmadı. Belki Beastie Boys diyebiliriz başka kim olabilir? Geliyor mu aklınıza?

Deniz: Açıkçası geliyor. Sevdiğimiz grupların her birinden belki küçük ayrıntılar alabiliyoruz ama komple idealize etmiyoruz. Benim müziğe başlama sebebim The Beatles’tı mesela hiçbir zaman da değişmedi. Fakat buna rağmen The Beatlesvari bir şey yapmadım hiç, öyle diyeyim.

“Enstrüman sesi kesildiği anda normale dönüyoruz…”

Sahnede epey gürültü çıkaran bir grupsunuz ama mesela şimdi de görüldüğü gibi aslında çok tatlı insanlarsınız. Sahneye çıktığınızda nasıl bir motivasyon sarıyor etrafınızı? Mesela Lale’nin davul çalarkenki vahşiliği, Deniz ve Tarkan’ın genelde kirli gitar tonlarıyla sahnede bambaşka bir aura yaratıyorsunuz bence. Yani sahne üzerindeki personalarınızla sahneden indiğinizdeki personanız nasıl çakışmıyor?

Lale: Bana bir 20 dakika gerekiyor sahneden indikten sonra, gözlerim dönmeye başlıyor çünkü. Ama bu arada biz sahnede neysek oyuz, ayrı bir karaktere de girmiyoruz. İstesem de oynayamam zaten, dümdüz sahneye girip çalıyoruz.

Deniz: Üçümüz de kendimizi vokalistten çok enstrümanist olarak tanımlıyoruz aslında. Sahnede şarkı söylüyoruz ama asıl olarak enstrümanla bir bütün hâlindeyiz. Asıl gürültüyü çıkaran da o, kendini kaybettiğin an enstrümanla bütünleşiyorsun ama Lale’nin dediği gibi biz bir persona yaratmıyoruz. Enstrüman sesi kesildiği anda normale dönüyoruz.

Lale: Sahneye niye çıktığına bağlı, kimisi sahnede kendini büyük hissetmek için çıkıyor, biz sadece çalmak için çıkıyoruz ve çalıyoruz.

Bence müzik sizin için bir deney alanı, zaten sahneye çıkarken giydiğiniz üzerinizdeki önlük / tulumlar bana hep müzikal bir deneyin içindeymişiz gibi hissettiriyor. E peki hâl böyleyken siz bir şarkı yaparken o şarkıyı nasıl masaya yatırıyorsunuz? Her biriniz kendi içinizde kendi uzmanlıkları olan isimlersiniz ve bu da deneyin bir parçası sonuçta.

Lale: Onu bizim doktorumuz konuşsun, Tarkan?

Tarkan: Tamamen içimizden nasıl geliyorsa onu yapıyoruz, nasıl uygun görüyorsak. Yani mesela ritim güzelse, onun etrafına koyuyoruz parçayı da.

Lale: Profesör gibi sürekli kesip biçer, çok seviyor Tarkan bunu yapmayı. Sürekli parçaları birleştirmeye çalışıyor. Genelde Deniz ya da Tarkan bir riff’le ya da fikirle gelir, ben de oraya en uygun davulu bulurum. Çoğunlukla ayak uyduran taraf ya da sözleri yazan kişi olurum. 

Deniz: Sürekli zaman harcıyoruz. Son zamanlarda single’lar çıkardık ama genelde albüm odaklı bakıyoruz üretime. Mesela sık sık kapanırız. Radio Ringo için Kadıköy’de stüdyoya giriyorduk her gün, iki hafta boyunca sabah akşam beraberdik. Aslında dediğin gibi de bir deney yapmış oluyorduk.

Lale: En delimiz Tarkan yine bu konuda. Stüdyoya en önce gelir, aralarda çıkmaz ve en son da yine o çıkar. Kahve arası verdiğimizde mesela Tarkan davula geçip bize ritim gösterir. Tarkan telefonunda kaç tane tamamlanmayı bekleyen riff örneği var?

Tarkan: 300 tane.

Lale: Biz bunları kaydedecek vakit ve kaynak bulsak, bizden nefret edersiniz o kadar çok fikir var kenarda.

Müziğin içinde olan insanlar olarak aslında her şeyden önce birer dinleyiciyiz ve her dinlediğimiz şarkı ya da grup bizim için bir okul. Ama müzik yapanlar için yer aldıkları gruplar da bir okul aslında. Üçünüz için konuşuyorum, The Ringo Jets sizin için nasıl bir okul oldu bu 15 yılda?

Lale: En gencimiz konuşsun, en öğrenci sensin. (Deniz’e dönüyor)

Deniz: Geçmiş grupları düşünüyorum, Eskiz ilk grubumdu mesela ama ilkokul gibi diyebiliriz ona. Kraker’de çok şey öğrendim. Tarkan ile bir araya gelince özellikle gitarist olarak inanılmaz şeyler öğrendim. Sonra okulu bırakmış olabilir miyim acaba? (Gülüyor) The Ringo Jets’in hep içindeyim ve bu yüzden sanki dışarıdan bakma fırsatım olmadı. Ama çok fazla şey kattığını da biliyorum.

Lale: Ben böyle bir şeyin mümkün olabildiğini öğrendim. Sahnede çalarken altın bir an için 13-14 yılını verebileceğini. Çünkü bence bu bir delilik, para kazanmaya odaklanmadan bir müziğin, bir grubun peşinden gitmeyi öğrendim. Ben müzik okumuş bir insanım, iş gözüyle bakmam normal esasında ama bu aşk gibi bir şey oldu bizim için. Etkilendin değil mi? (Gülüyor)

Tarkan: Daha iyi bir şarkı yazarı olmuşumdur herhalde, gitarist olarak da çok geliştirdim kendimi. Bir de daha iyi bir takım oyuncusu oldum.

İnönü Stadyumu, 2022, The Ringo Jets

2022 yılında İnönü Stadyumu’nda mor ve ötesi’nden önce sahne aldığınızda sizi izlerken tüylerim diken diken olmuştu. Hani böyle sevdiğin insanların başarılarını görünce duygulanırsın “helal olsun be!” dersin ya, öyle olmuştum ve bence nefis bir performanstı. Yapısı gereği trio sayılacak bir grupsunuz ve boyut olarak büyük sahneleri doldurmak için heybetli bir müzik yapmak lazım. The Ringo Jets için o stadyum konseri nasıl bir deneyimdi? Ondan önce Sziget’te mi çıkmıştınız?

Trans Musicales

Lale: Yok, Primavera ve Trans Musicales’de çıktık. Primavera’ya çıkan İlk Türk grubuyuz. Orada da bayağı bir kalabalığa çalmıştık. Trans Musicales’de zaten 5000-6000 kişi vardı tabii stadyumla karşılaştırılamaz ama tamamıyla yabancı bir kitle olduğunu düşünürsek hakkında fikri olmayan insanlara kendini tanıtacaksan bu bir challenge’dır.  Yurt dışındaki büyük festivallerde de buradaki gibi çalıyoruz biz zaten. İnönü’de de provalarını hep yapan ve sürekli çalışan bir grup olduğumuz için rahat geçti.

Deniz: İnönü Stadyumu’nun zorluğu da vakit olmamasıydı ama sahne tecrübemizle o açığı kapadık. Birinden duymuştum, sahne büyüdükçe işler daha da kolaylaşıyor diye. Gerçekten doğru.

Lale: Gerçekten çok basit, 8-10 kişiye çalmaktan daha kolay. Ki sound olarak da pek küçük bir grup sayılmayız. Ama sahneye çıkıp yanımda Tarkan ile Deniz’i gördüğümde her şey bitiyor. Seyircilerin de rüzgarını aldık mı sörf yapar gibi bir zevk alıyorsun. Hele ki seyircilerin gözlerine tek tek bakmaya çalıştığında daha da keyifli oluyor.

Deniz: Çalana kadar gerçekten çok büyük bir heyecan vardı ama o heyecan olmazsa da bence olmaz.

Feyz aldığınız dönem bakımından aslında analog sound’lara daha yakınsınız ama mesela geçen günlerde hepimizi şaşırtıp 80’lere daldınız, epey de elektronik ve synth kafalarda şarkılar duyduk sizden. 87 EP’si nasıl ortaya çıktı ve oralarda dolaşmayı da sevdiniz mi?


Deniz: Kesinlikle. Fitili ateşleyen bir sebep olmasa bile ortaya farklı şeyler çıkınca bunu denemek çok zevkli oluyor. Bugün bir vesileyle black metal şarkısı bile yapsak eğleniriz muhtemelen. Ama mesela bakınca durup dururken de yapmazdık belki. O bir dizi için tasarlanmıştı, dizi de olmayınca şarkılar elimizde kaldı. Parçaları da sevdik, öyle olunca yayınlamaya karar verdik.

Lale: Ama synthesizer’larla oynamayı haddinden fazla sevdiler ve benim davulum da elimden alındı. Davulu sıkıştırıp hi-hat sesi, trampet ses aldılar. Ozan Çanak da bunları drum machine’e loop’una çevirdi. Yani drum machine’ın sample’ı benden ama çalma kısmı Ozan Çanak’taydı.

Bence Türkiye’nin rock ortamında ayrıksı bir yeriniz var, bunu neden söylediğimi merak ediyor olabilirsiniz ama sokakta çok fazla The Ringo Jets tişörtü giyen insan görüyorum. Hatta heyecanlanıyorum da. Ama mesela sizin Türk bir grup olduğunuza inanmayan insanlar da var. Türkçe şarkılar yapmaya başladıktan sonra fan kitlenizde artma olduğunu düşünüyor musunuz? Bağımsız bir grupsunuz sonuçta ve organik bir dinleyici kitleniz var bence ki bu bir grubun en çok isteyebileceği şeylerden biri.

Lale: Biz kurulduğumuzda ilk 5 sene “The Ringo Jets yine Türkiye’ye geldi gidemedim” diyen insanlar vardı. Ama şu an öyle bir durumun olduğunu pek sanmıyordum hele ki Türkçe şarkılar yapmaya başladıktan sonra.

Deniz: Deli bir değişiklik sezmedik biz bu konuda.

Lale: Tek bir parça o kadar kitle getirir mi bilmiyorum ama Ayrılık Olsa Bile ya da Yadigar Ejder epey yayıldı, kısa sürede milyondan fazla dinlendi. Bu bence bizim için büyük bir sayı. Dolayısıyla grubun yayıldığının farkındayız ama yeni insan getirdi mi bilmiyoruz.

İnsanların arasında dolaşıp sahayı görünce mümkün bence bunu fark etmek.

Esmeray

Lale: Belki kitle de biraz değişiyordur. Çünkü mesela 2010’larda Peyote, Babylon gibi mekanlarda çok kendine has bir kitle her konsere geliyordu. Ama şimdi farklı dinleyiciler de gelmeye başladı. Yadigar Ejder’i FIFA’dan dinleyip gelen oluyor, Ayrılık Olsa Bile’yi seven çiftler oluyor. Eskiden sadece deri ceketli tipler oluyordu konserlerde, şimdi bir daha farklılaştı, onu görüyorum.

Mesela Türkçe parça demişken, Esmeray’ın Ayrılık Olsa Bile şarkısının bu kadar tutulabileceğini bence zamanında Esmeray bile tahmin etmemiştir. Geçen haftaki konserde bu sefer arkadan izledim o şarkıyı, tüm mekan inliyordu seyirci sesiyle. Ayrılık Olsa Bile’yi cover’lama fikri nasıl çıkmıştı?

Lale: Tabii şarkının orijinali Delirium’dan Jesahel. O da 1971 olsa gerek. Sonra Esmeray bu şarkıyı çeviriyor buraya göre. Pop parçalar da boşuna pop parça olmuyor gerçekten ve Esmeray bu kadar cool bir karakter olmasa biz de böyle bir cover yapmayı düşünmezdik bile.

Deniz: Yadigar Ejder de Ayrılık Olsa Bile de ilk iki Türkçe şarkımız. Biraz da Türkçe şarkı yapmak için bizi teşvik etmesine yönelik parçalar. Türkçe nasıl duyuluyoruz diye merak ediyorduk, ortaya bu cover’lar çıktı.

Ya bir de sizin ilk EP’niz The Lunchpack, bildiğin do it yourself tadında çıkmış ve 120 kopya satmış bir çalışma. Lale, senle geçen gün konuşurken beni çok mutlu eden bir şey söylemiştin yine bir do it yourself kaset geliyor diye. O iş ne oldu? Ne zaman takacağız teyplere bu kaseti?

Lunchpack

Lale: Ben The Lunchpack’i sandviç paketlerinden yapmıştım, o yüzden adı Lunchpack. Bir haftada 120 sattı. Yeni kaseti de çok sınırlı sayıda çıkaracağız, zaten kasetçaları olan kaç insan var ki şu an? Ama 100 civarında kaset çıkarırız diye düşünüyoruz. 87’yi kasete basmayı düşünüyoruz zaten. Fakat bir yandan da kasetin kalan boş kısmını da doldurmak gerekiyor bizce. Ona henüz karar veremedik yoksa harekete geçeceğiz. Önceki plak şirketiyle izinleri halletmemiz gerekiyor. Ama muhtemelen önümüzdeki kışa bunlar hazır olur ve zaten başka merch’ler de gelecek, grupça merch seviyoruz.

Yeni t-shirt’ler isteriz!

Lale: T-shirt olur, şapka olur. Ama bak mesela ben kulak tıkacı yapmayı düşünüyorum (Gülüyor). Çok ironik olmaz mı: “The Ringo Jets kulak tıkaçları, konsere girerken takınız…” Bence çok güzel şaka!
The Ringo Jets’in 2025 planları neler? Bol bol yeni konserler mi, yeni albüm mü, yoksa bir süre daha EP / single’lar üzerinden mi ilerleyeceksiniz?

Lale: Yurt dışı planlarımız tekrar başlıyor. Pandemiden sonra biraz durmuştuk grup olarak. Tekrar yurt dışı ve hatta bu sefer yeni kıtalar diyelim. Mesela Amerika kıtası. Birtakım sevdiğimiz gruplarla, bildiğiniz gruplarla neden olmasın? Tam isim veremiyorum, festivalin de adını veremiyorum ama sürprizler var. Yine orada kayıt yapma ihtimalimiz de çok yüksek. Turnelerden bahsetmeyeceğim tabii şu an, tarihler belli değil henüz.

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir