Beat Talks: Metalium- “Metal Dinleyicisi Hâlâ Ateşli, ama Dijital Çağ Dinleme ve Konser Motivasyonunu Değiştirdi!”

Batıkan Baksı
Okuma Süresi: 10 Dakika

Türkiye’de metal müziğin öncü gruplarından Metalium, 40 yıla yaklaşan yolculuğunda inişleriyle, uzun aralarıyla ama her zaman sahici ve sert tavrıyla sahnede olmayı sürdürüyor. 1985’te kurucu Mazhar Şiringöz’ün öncülüğünde başlayan hikâye, 1988’deki efsane Moda Sineması – Speed Metal Attack I konserinden, 2020’deki “Tenebris” albümüne kadar uzanan güçlü bir miras taşıyor. Biz de Mazhar Şiringöz ile hem grubun tarihini hem Türkiye’de metalin dönüşümünü konuştuk.

Metalium olarak 1985te üniversite yıllarında başlayan yolculuğunuzu düşündüğünüzde, sizi bu müziğe iten en güçlü motivasyon neydi? 40 yıl öncesinin müzik ortamıyla bu zamana baktığımızda sebepler de dürtüler de çok farklı diye düşünüyorum.

Tabii ki en başta dinleyerek giriyorsunuz bu işe. Çok fazla bu tarzda örnek de olmayınca, bir süre sonra çalma dürtüsü ve isteği ortaya çıkıyor. Bu hemen olmuyor tabii mesela benim bu müzikle tanışmam lise yıllarıma denk geliyor ve materyal bulmak çok zordu. Ama grup olayı ciddi anlamda üniversiteye dayanıyor evet. Aynı kafada birilerini bulunca da mıknatıs gibi çekiyorsunuz birbirinizi. Örnekler çoğunlukla dışarıdan, dinlediğin gruplar, müzisyenler oluyor ve bir anlamda özeniyorsun, çalmak istiyorsun sen de.

Peki o dönemde İstanbulda metalci olmak nasıldı? Size karşı toplumdan nasıl tepkiler geliyordu? Malum 80’lerin sonlarından itibaren metalcilere karşı sistematik bir ötekileştirme ve şeytanlaştırma eğilimi vardı dünyada olduğu gibi Türkiye’de.

Doğru biz şeytanın çocuklarıydık haha! Uzaylı gibi bakıyorlardı, yani o dönem daha fazla aksesuar taşıyorduk galiba gerçi şu anda da çok görüyorum ama o dönemde daha çok dikkat çekiyorsun. Zinciri, bilekliği, t-shirtler de masum değil, saçlar bazılarımızda uzun vs. Saldırılar da oluyordu epey –benim hiç yaşamamış olmam bir şans haha– Ama bir de şöyle bir durum vardı: Metalci gördüğümüzde selamlaşıyorduk, bazen sohbet ediyorduk tanımasak da.

Bence o dönem bu ötekileştirme dalgasının yanında en büyük sorunlardan birisi de enstrümana, iyi ekipmana ve sesinizi duyurabileceğiniz mekanlara ulaşmaktı. Peki siz diğer dönemdaşlarınız gibi bu zorlukları nasıl aştınız?

Evet yaşadık tüm bunları ama seviyorduk işte ve tüm bu şartlarda çabalamak da mutlu ediyordu. Ulaşabildiğimiz ekipman ve enstrümanla yapıyorduk, çalıyorduk. Mekan konusu daha zor tabii hatta bazı grupların ilk konseri düğün salonu benzeri yerlerde oldu. Sonra sinema salonları devreye girmeye başladı ki biz bu konuda şanslıyız bence çünkü ilk konserimiz efsanevi Moda Sineması konseri malum. 

“İlk konserimiz Moda Sineması’nda Speed Metal Attack I’di; salon tıka basa dolmuş, koltuklar kırılmıştı.”

Dillere destan bir konseriniz var 1988’de, çoğu metal dinleyicisinin bildiği. İlk konseriniz olan Moda Sineması’ndaki Speed Metal Attack I sahnesi, sizin için nasıl bir kırılma noktası oldu?

Bu inanılmaz bir şeydi çünkü Metalium olarak ilk konserimizdi ve yıllar sonra efsane olan bir konser. Bu topraklardaki bu türde yapılmış ve o dönemin popüler 3 grubunu bir araya getiren ilk konser. Elbette daha önce küçük çaplarda konserler oluyordu ama bir sinema salonunda sadece thrash, speed çalan 3 grubun bir arada olması çok özel yapmıştı bu konseri. Seyircinin ilgisi de bilinir, kapasitesini aşan sayıda seyirci, sonunda kırılan koltuklar ve kapanan sinema. Salon tıka basa dolmuştu ve dışaırda kalanlar da vardı. 

Metalium

Türkiyede thrash metalin öncülerinden biri olmak size nasıl bir sorumluluk yükledi? Ve yine bu öncülükle birlikte ilk albümünüz çıktığında Türkiyede bu sertlikte bir müziğin varlığı nasıl karşılandı?
İlklerden olmak elbette çok ayrıcalıklı ve heyecan verici. Senden sonra gelenler için de bir örnek oluşturuyorsun. İçindeki bütün duyguları ve birikimi de koymak istiyorsun ortaya. Bizden önce Pentagram’ın albümü çıkmıştı tabii sonrasında ilk albümümüz “Behind the Power” çıktı ve bu türün rüştünü ispatlamaya destek oldu sanırım. O dönemde de çok iyi geri dönüşler aldık ve hâlâ o albümden çalma listelerimizde yer verdiğimiz parçalar var.

Metalium’un kadrosunda bu zamana kadar çok değişimler oldu ama bu zaten müzik gruplarının değişmez kaderi. Hâliyle gidenlerin ya da gelenlerin etkisiyle grupta illaki değişimler ve dönüşümler olmuştur. Bu kadro değişimleri Metalium’u nasıl etkiledi?

Evet haklısın grubun devamlılığı kolay değil, düşün yani birbirinden farklı yapıda insanlar bir araya geliyor ve her ne kadar da aynı kafada olsan grup kimyası başka bir şey. Birlikte çaldığımız her eleman çok şey kattı tabii ki. Farklı bakış açıları ve farklı müzikal zevkler etkiliyor olumlu anlamda. Mesela “Behind the Power”daki davulcumuz Melih (Rona) caz davulcusuydu ve çok farklı bir boyut kattı ataklarıyla vs. Mesela Yetkin (Taşkın) aramıza katıldığında en genç üyemizdi ve hâlâ öyle hahaha! Farklı bir jenerasyondan geliyordu, farklı bir müzikal kafası vardı ve bunu “Tenebris”te görüyoruz.

“Suffer gibi bir albüm yapmanın katkısı büyük oldu; 15 yıl sahneden uzak kalsak da unutulmadık…”

Kadro değişimlerinin yanında Metalium’un uzun bir arası var aslında. Bu ara boyunca neler yaptınız ve Metalium’un yıllarca aktif olmamasına rağmen unutulmamasını ve Türkiye’deki metal dinleyicileri tarafından dinlenmeye devam etmesini neye bağlıyorsunuz?

Biz 1995’de “Suffer”ı yayınladıktan sonra sanırım 2 konser verip çekildik. Uzun süre piyasada değildik evet. Fakat bu sürede arkadaş olarak hep bir aradaydık. Sadece müzik yapmıyorduk. Yine konserlere gidiyorduk, piyasadan kopmamıştık. Bu konuda Suffer gibi bir albüm yapmanın da bu dönemde bahsettiğin şekilde bir katkısı oldu sanırım. Uzun yıllar götürdü bizi galiba ve bir de “hep dönecekler” diye bir beklenti ve umut da vardı sanki. 

(2000’deki mini konserleri saymazsak) 15 yıllık aranın sonucunda tabii ki grubun karakterinde de değişimler olmuştur. Neticede hem Türkiye’de hem de yurt dışında metal de değişti. Üstelik geri döndüğünüzde rock müzik de yavaş yavaş ana akımdan çekilmeye hazırlanıyordu. 2010’daki geri dönüş Metalium’un tarihinde nasıl bir yere sahip?

Evet  2000 yılındaki konserlerde rahmetli Çağlan için tek geceliğine sahnedeydik. 2010 yılındaki özel gecede de (ki bizim adımıza yapılan bir saygı gecesiydi) sadece o gece çalma niyetindeydik. Fakat sahneden inip kulise geldiğimizde birbirimize baktık ve özlediğimizi fark ettik. Sonrası malum yeniden prova stüdyolarına dönüş ve üretim. Bu esnada da son değişiklikler oldu bugünkü kadro da oluştu. 

2020de çıkan Tenebris”, albümünüz yine uzun bir sessizliğin ardından geldi. Bu albüm sizin için nasıl bir yeniden söz söyleme biçimi oldu ve bu albümü yaparken beklediğiniz dönüşü alabildiniz mi dinleyicilerden?

Tenebris

Aslında süreç 2010 konseri sonrası başlamıştı evet ama işlerimizin yanında zaman ayırabildiğimiz için eskisi kadar çabuk ilerleyemedik. Fakat istikrarla ilerledik ve ürettik. Ayrıca Suffer sonrası çıta yüksekti onu aşmak gerekiyordu. Bu da bizi biraz mükemmeliyetçi yaptı. Çok fazla zaman harcadık besteler ortaya çıkarken. Bu süreçte bir de Ayhan ayağını kırdı ve 2 yıl kadar rölantide kaldık. Ama heyecan çok farklıydı yani bu kadar uzun zaman sonra yeni bir albüm yayınlayacaksın, nasıl olacak, nasıl tepkiler alacak? Sadece parçalar değil, nerede kaydedileceği, miks, mastering, kapak, sunuş, pazarlama derken kısaca her şey çok iyi olmalıydı ki bu kadar beklediler ama sonuç harika oldu desinler. Ve öyle oldu. Tek şanssızlığı salgına denk gelmesi oldu maalesef.

80ler ve 90larda metal dinleyicisi olmak ile bugün arasındaki en büyük fark sizce ne? Festivallere ve konserlere bakınca dinleyicilerin hâlâ ateşli olduğunu görmek mümkün ama sanki old school dönemde, müzik başka bir bağ yaratıyordu metalciler arasında. Doğru mu?

Burada birkaç farklı parametre var. En başta dijital streaming, dinleme ve hatta konserlere gitme motivasyonunu çok değiştirdi. Çok daha kolay ve çabuk üretim oluyor ama çabuk da tükeniyor. Ben de hâlâ ateşli bir seyirci olduğunu düşünüyorum. Konserlerin ve festivallerin çoğalması çok önemli bu anlamda ama sürdürülebilir olması da çok önemli ki o da ülke şartlarına çok bağlı. Müziğe ulaşmak çok kolay artık ve yeri geliyor evden bile konser veya festival seyredebiliyorsun. Bunlar hem güzel hem de bizim dönemlerden fark yaratan etkenler. 

Bir de eskiden beri özellikle ilk kuşak metalciler arasında büyük bir dayanışma görüyoruz. Mesela Tenebris albümünüz Babajim’da kaydedilmişti, Tarkan Gözübüyük’ün de teklifiyle. Bu tür dayanışmalar o günden bugüne gelen metal kültürünü nasıl etkiledi?

E bu çok özel ve önemli bir durum. Özellikle bizim jenerasyonda olan bir durum tabii çünkü o dönemin zorluklarını yeri geldiğinde destek olarak ve dayanışma ile aşıyorduk. Sağ olsun biz kayıt için gittiğimizde Tarkan teklif etti, “bizden çıkalım” diye bizim için de harika oldu tabii ve istediğimiz gibi bir albüm oldu. Burada Arın Baykurt adını anmadan geçemeyeceğim, albüme prodüktör dokunuşlarıyla başka bir hava verdi.

Son olarak Metaliumun önümüzdeki yıllar için planları neler? Yeni bir albüm gündemde mi? Ya da az önceki soruya paralel olarak yeni konserlerde buluşacak mıyız?

Yeni şarkılarımızı bir an önce yayınlamak istiyoruz ve sanırım EP formatında olacak. Sonrasında da daha çok sahne.

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir