Sunn O))) – Black One
Drone metalin Seattlelı öncü grubu Sunn O))), ismini aldığı amfi markasının ağırlığını müziğine yansıtırken, 2005 tarihli Black One albümüyle bu karanlık atmosferi bambaşka bir boyuta taşıdı. Albümün tüyler ürpertici kapanış şarkısı “Bathory Erzsebet”in kayıt süreci ise tam bir kabus senaryosunu andırıyor. Şarkının vokallerini üstlenen ve klostrofobisi olan Scott Conner (Malefic), o saf korku ve çaresizlik hissini kayda geçirebilmek için bir cenaze arabasının içindeki gerçek bir tabuta kilitlendi. Yanında sadece bir mikrofonla tabutun içinde bıraktığı bu sesler, ortaya tam da beklendiği gibi sarsıcı, rahatsız edici ve adeta öte alemden geliyormuş hissi veren o meşhur vokal performansını çıkardı.
Matmos – A Chance to Cut Is a Chance to Cure
Albümün konsepti gereği Martin Schmidt ve Drew Daniel, cerrahi önlük ve maskelerini takıp ellerinde ses kayıt cihazlarıyla bizzat ameliyathanelere girdiler. Pek çok gerçek operasyonda kullanılan matkap, testere ve diğer tıbbi aletlerin çıkardığı “nahoş” sesleri kaydederek şarkılarının temelini oluşturdular. İşin en şaşırtıcı tarafı ise, bu kadar ürkütücü kaynaklardan beslenen albümün aslında oldukça enerjik ve dinlemesi keyifli bir havaya sahip olması. Ayrıca “For Felix (And All The Rats)” adlı parçada gerçek bir fare kafesini enstrüman olarak kullanmışlar.
Paul Horn – Inside
“Çocuk dahi” olarak başladığı müzik yolculuğunda Nat King Cole ve Duke Ellington gibi devlerle aynı sahneyi paylaşan caz ve new age öncüsü Paul Horn, 1969 çıkışlı Inside albümüyle sınırları resmen zorladı. Horn, bu ikonik albümü dünyanın en büyüleyici yapılarından biri olan, Şah Cihan’ın eşi için yaptırdığı Hindistan’daki Tac Mahal’in tam kalbinde kaydetti. Muazzam bir akustiğe sahip olan bu tarihi anıtın içinde üflediği flüt sesleri, ortaya tahmin edebileceğiniz gibi acayip atmosferik ve gizem dolu bir iş çıkardı. Bu deneyimden o kadar etkilenmiş olacak ki, ilk kayıttan tam 20 yıl sonra Tac Mahal’e geri dönüp bir de devam albümü patlatmış.
Einstürzende Neubauten – Stahlmusik
Alman endüstriyel müzik efsanesi Einstürzende Neubauten, vizyon konusunda işi bambaşka bir boyuta taşıyan grupların başında geliyor. Grubun 1980 çıkışlı ilk albümü Stahlmusik, tam da ismine yakışır şekilde Batı Berlin’deki bir otoyol köprüsünün devasa çelik ayaklarından birinin içinde kaydedilmiş. Düşünsenize; sadece 1,5 metre yüksekliğinde, daracık ve zifiri karanlık bir metal boşluğun içindeler… Aydınlanmak için el fenerleri, amfi niyetine eski bir transistörlü radyo ve kayıt için de bildiğimiz sıradan bir kasetçalar kullanmışlar.

Sigur Rós – ()
İzlanda’nın Björk ile beraber en büyük gururlarından olan Sigur Rós, 2002 çıkışlı meşhur “()” ile post-rock dünyasında resmen bir efsane yarattı. Vokalist Jón Þór Birgisson’un tamamen uydurma bir dil olan “Hopelandic” ile seslendiği bu albüm, duygusal olarak aydınlık ve karanlık diye ikiye bölünmüş bir yapıya sahip. Ancak asıl olay kayıt yerinde gizli; ekip başta eski bir NATO üssünü gözüne kestirse de işler planladıkları gibi gitmeyince, çareyi 1930’lardan kalma terk edilmiş ve suyu boşaltılmış bir yüzme havuzuna yerleşmekte bulmuşlar. Hatta koca miks masasını içeri sokabilmek için binanın çatısını bile geçici olarak sökmüşler. O boş havuzun sunduğu benzersiz doğal yankı ve akustik tınılar, albüme tam da o aradıkları gizemli ve devasa atmosferi kazandırmış.
Efterklang – Piramida
Danimarkalı post-rock üçlüsü Efterklang, 2012 çıkışlı dördüncü albümleri Piramida için maceranın dozunu iyice artırıp rotayı Kuzey Kutbu’na, Norveç’in Svalbard takımadalarındaki terk edilmiş bir Rus maden kasabasına kırdı. Adını bu hayalet kasabadan alan albümün mutfağında, ekibin oradaki ıssız ve buz gibi atmosferden topladığı 1000’den fazla field recording yatıyor. Paslı boruların tınlamasından boş binaların ürpertici yankısına kadar o coğrafyanın ruhunu yansıtan her sesi müziğe ilmek ilmek işleyen grup, ortaya öylesine etkileyici bir iş çıkardı ki albümün turnesinde Sydney Opera Evi ve New York Metropolitan Müzesi gibi dev mekanlarda orkestrayla sahne aldılar.
Cowboy Junkies – The Trinity Session
Toronto’daki 1847 yapımı “Church of the Holy Trinity” kilisesinde gerçekleştirilen kayıtlarda grup, modern stüdyo hileleri yerine tüm müzisyenlerin tek bir mikrofonun etrafında çember oluşturduğu oldukça yalın bir yöntem tercih etti. Kilisenin Gotik mimarisinden gelen o devasa ve mistik akustik, hem grubun kendi bestelerine hem de yorumladıkları klasiklere bambaşka bir derinlik katarken ortaya çıkan sonuç o kadar ikonikleşti ki; ekip yaklaşık otuz yıl sonra aynı kiliseye geri dönüp albümün güncellenmiş bir versiyonu olan Trinity Revisited’ı kaydetmeyi de ihmal etmedi.
Killing Joke – Pandemonium
Dört yıllık bir aradan sonra iddialı bir dönüş yapan grubun vokalisti Jaz Coleman; “Exorcism”, “Millennium” ve albüme adını veren “Pandemonium” şarkılarının vokalleri için Mısır’daki Büyük Giza Piramidi’nin yolunu tuttu. Dünyanın yedi harikasından biri olan ve Firavun Keops’un mezarı olarak bilinen bu antik yapının tam kalbindeki Kral Odasında gerçekleştirilen kayıtlar, albüme o mistik ve tekinsiz atmosferini veren en önemli unsur oldu. Bu akılalmaz kayıt sürecinin tüm perde arkasını merak edenler, grubun The Death And Resurrection Show adlı belgeselinde bu tarihi anların detaylarını izleyebilirler.
Can – Tago Mago
Krautrock’ın ve modern müziğin en büyük ilham kaynaklarından biri olan Alman grup Can, 1971 tarihli efsanevi albümleri Tago Mago ile çıtayı bambaşka bir yere koydu. Radiohead’den John Lydon’a kadar sayısız ismin “borçlu olduğu” bu grubun; o hipnotik, avant-garde funk ritimleri ve deneysel tınılarıyla dolu başyapıtı, aslında Köln yakınlarındaki 15. yüzyıldan kalma görkemli bir şatoda, Schloss Nörvenich’te hayat buldu.


