1990’lar, Türkiye’de pop müziğin yalnızca bir tür olarak değil, bir kültürel alan; bir dışavurum noktası olarak yeniden kurulduğu yıllardı. 1980’lerin politik ve ekonomik travmalarından çıkmakta olan ve hızlı tüketimin toplumun her yanını sardığı 90’larda insanlar müzikte hem daha hafif hem de daha rafine bir dil ve bunun yanında daha yeni şarkıcılar / müzisyenler arıyordu. Arabesk ve taverna, hâlâ güçlüydü ancak şehirli orta sınıfın gündelik duygularını, aşkını, yalnızlığını ve hayal kırıklıklarını taşıyacak yeni de bir anlatıya ihtiyaç vardı. Dolayısıyla 90’ların Türkçe Pop’u da bu boşlukta yükselişe geçti ve bu yükseliş, yalnızca melodilerle değil; gelişen prodüksiyon anlayışı, söz yazarlığı ve yorumculuk diliyle gerçekleşti. Aşkın Nur Yengi de tam bu kırılma anında ortaya çıkan bir kadın figür olarak 90’ların pop estetiğini şekillendiren temel seslerden biri hâline geldi. Fakat onun dönemdaşlarından bazı spesifik farklılıkları vardı. Vokal tekniği zaten güçlüydü ancak müziğe bir konservatuvarlı bakış açısıyla daha ciddi yaklaşıyor, sahne ve stüdyo disipliniyle beraber çalıştığı isimlerin de radarına giriyordu. 90’lar Türkçe Pop’u başlatan ve birçok müzik yazarı tarafından da 90’ların ilk gerçek Türkçe Pop albümlerinden biri olarak anılan “Sevgiliye” albümüyle solo çalışmalarına başlayan ve yıllar içerisinde kendi yolunu çizen Aşkın Nur Yengi, 90’lar boyunca neler yapmıştı? Gelin hatırlayalım!

Konservatuvardan pop sahnesine…
Aşkın Nur Yengi’nin müziğe yaklaşımını anlamak için onun müzikal altyapısına ve bu alandaki eğitimine bakmak şart esasında. Ortaokul öğrenimine Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nda çello öğrencisi olarak başlayıp 11 yıllık öğrenim sürecinden sonra mezun olan Yengi, zaten bu sıralarda henüz çok küçük yaşlardayken Sezen Aksu’nun vokalisti olarak çalışmaya başlayınca, gelecekteki yolu da yavaş yavaş çizilmeye başlamıştı. Konservatuvarlı olduğu için müziği zaten bir bütün olarak kabul ediyordu; çok sesli müzik bilgisi, nefes kontrolü, artikülasyon ve tonlama gibi konulardaki hâkimiyeti, Aşkın Nur Yengi’yi de dönemdaşlarından ayırıyordu. 1987’de Harun Kolçak ile birlikte Grup Periyot adıyla ‘Güzel Şeyler Söyle’ şarkısıyla Eurovision Şarkı Yarışması’nın Türkiye Finalleri’ne katılmıştı, yine aynı yıl Kolçak ile birlikte Kuşadası Altın Güvercin Şarkı Yarışması’nda ‘Yeniden’ şarkısını seslendirmiş, iyiden iyiye pop sahnesinde kendisini göstermeye başlamıştı.
Türkçe Pop’ta bir estetik manifesto: Sevgiliye (1990)

Aşkın Nur Yengi, 1989 yılının Ağustos ayında Melih Kibar’ın stüdyosu olan Melki’de Onno Tunç’un aranjörlüğünü, Sezen Aksu’nun prodüktörlüğünü üstlendiği ilk albümü “Sevgiliye” için hazırlıklara başlamıştı. 1989 yılının Haziran’ında Çeşme Uluslararası Müzik Festivali’nde Türkiye’yi temsil eden Aşkın Nur Yengi’ye Yannis Koutouvos’un Yunan ezgilerini seslendirme teklifiyle temelleri atılan bu albümde 4 beste (Çağırma Beni, Başka Bir Şey, Ayrılmam, Susma) Yunanca şarkılardan Sezen Aksu’nun yazdığı sözlerle yerli uyarlama olacaktı, ‘Seni Aldattım’ şarkısı Fransızca ‘Mon Chanteur Préféré’den uyarlanacaktı; geri kalan 5 şarkı ise tamamen Şehrazat ve Sezen Aksu tarafından yazılmış sözlerden oluşacaktı. Albümün kadrosu epey doluydu; Harun Kolçak, Özkan Uğur, Turhan Yükseler, İsmail Soyberk, Turgut Alp Bekoğlu, Erdem Sökmen, Mustafa Süder, Levent Altındağ gibi isimler işin mutfak kısmında Aşkın Nur Yengi’ye destek oluyordu Onno Tunç zaten işin bel kemiğini oluşturuyordu. 1990’ın ilk günlerinde, 30 Ocak 1990’da çıkan “Sevgiliye”, ilk 4 ayda 500 bin satmıştı, Ağustos 1990’da satış 750 bine yükselmişti ki tarihler Mayıs 1991’i gösterdiğinde satışlar 1 milyonu geçmişti.
Başarı ivmesini yakalayan Yengi, yeni albüm hazırlıklarına başlamıştı: Hesap Ver (1991)

Aşkın Nur Yengi, “Sevgiliye”nin başarısının hemen ardından ikinci stüdyo albümü için ilk albümünden daha da büyük bir kadroyla çalışmaya başlamıştı. Albüm yine Sezen Aksu’nun prodüktörlüğünde yapılacaktı ama bu sefer Onno Tunç’un adı bu albümde yoktu. 2 Eylül 1991’de yayınlanacak ve şişeden bile müzik yapılabileceğini kanıtlayacak “Hesap Ver” albümünde 5 farklı aranjör yer almıştı. Martin Spencer, Aykut Gürel, Fahir Atakoğlu, Turhan Yükseler, Uzay Heparı albümü kendi bakış açılarıyla uçururken Aysel Gürel ve Sezen Aksu da sözleriyle Aşkın Nur Yengi’yi Türkçe Pop dinleyicilerinin favori şarkıcılarından biri yapmaya hazırlanıyordu. İmer Demirer’den Ercan Irmak’a,Levent Yüksel’den Erdem Sökmen’e yıldız müzisyenler geçidi olan albüm ‘Nazlanma’, ‘Serserim Benim’, ‘Karanfil’ gibi şarkılarla yine güçlü bir çıkış yaparken; Yengi, Sezen Aksu okulundan ayrılacağı 15 Temmuz 1993 çıkışlı son albümü “Sıramı Bekliyorum”da da yine ilk albümündeki formülü uygulayacak; 4 adet cover şarkıyı seslendirecekti. Ancak bu albüm ilk iki albümde olduğu kadar çok ses getirmeyecek, asıl yükselişi 1994 yılında çıkan “Kara Çiçeğim” ile yapacaktı.
Sezen Aksu’suz ilk albüm: Kara Çiçeğim (1994)

İlk albümünden itibaren Sezen Aksu’dan aldığı destekle ilerleyen Aşkın Nur Yengi, radikal bir kararla Sezen Aksu’dan bağımsız bir albüm çıkarmaya karar vermişti. Bu albümde artık besteci kimliğini de ortaya koymak istiyordu ve albümün süpervizörlüğünü de kendisi üstlenmişti. Diğer albümlerine göre daha etnik öğeler de içerecek olan “Kara Çiçeğim”, 1994’ün son günlerinde, 12 Aralık’ta dinleyicilerle buluşacaktı. Albümün en iddialı parçası, aynı zamanda açılış şarkısıydı. Aşkın Nur Yengi denildiğinde akla gelen ilk şarkılardan biri olan ‘Ay İnanmıyorum’un söz ve müziği Aşkın Nur Yengi imzası taşıyordu ve büyük bir patlama yaratmıştı. Diğer albümlerde birlikte olduğu isimlerin yanında Erkan Oğur, Erdinç Şenyaylar, Mısırlı Ahmet, Orhan Hakalmaz, Ümit Sayın, Zeynep Dizdar, Uğur Bayar, Adnan Karaduman, Barış Bıktım, Göksun Çavdar, Ergün Şenlendirici gibi isimlerle albümde çalışan Aşkın Nur Yengi, 1994’te Kurtuluş dizisinde Fikriye Hanım’ı canlandırmış ve oyunculuğunu da göstermeye başlamıştı.
Rock soslu şarkılarla yeni denemeler: Haberci (1997)

Alttan alta gelmekte olan Türkçe rock dalgası; arabeskten popa kadar sayısız türde kendini de göstermeye başlamıştı 1990’ların ortalarından itibaren. Orhan Gencebay dahi 1996’da çıkardığı “Kiralık Dünya” albümünde rock yapacağını ilan etmiş, şarkılarında elektrik gitar soloları kullanmaya başlamıştı. Pop müzikte de rockerlarla yapılan iş birlikleri artmaya başlamışken Aşkın Nur Yengi de 1997’de çıkaracağı 5. albümü “Haberci”de böyle bir deneme yapacaktı. “Haberci”, klasik Aşkın Nur Yengi sound’unu taşıyacaktı ancak müzik direktörlüğünü İskender Paydaş’ın üstlenmesiyle sound’da radikal bir değişiklik duyacaktı dinleyenler. Mesela bas gitarlarda İsmail Soyberk’in yanında bir deTarkan Gözübüyük’ü görüyorduk, üstelik Gözübüyük bir de elektrik gitar çalıyordu. Synthesizer’ları da üstlenen Tarkan Gözübüyük, aynı zamanda tonmeister’lık kısmında da yerini almıştı. AlbümdeErdem Sökmen, Çetin Akdeniz, Cengiz Ercüment, Seyfi Ayta, Özer Arkun, Bülent Altınbaş, İlyas Tetik, Levent Altındağ, Turgut Özüfler, Ercan Irmak, Özcan Şenyaylar, Cihan Okan, Harun Kolçak gibi isimler göze çarpıyordu ve albüm Aşkın Nur Yengi diskografisinde oldukça ayrıksı bir yere yerleşmişti. Çıkış şarkısı olan ‘Yabani’ bugün bile en sık dinlenen Yengi şarkıları arasında yer alırken, albümdeki ‘Sana Değmezmiş’ parçası, bir diğer rock sound’u içeren şarkılardan birisiydi. 1.5 ayda 220.000’lik satışa ulaşan Haberci, Aşkın Nur Yengi’nin 90’larda çıkardığı son başarılı albüm olmuş; seneyi kapattığı 17 Haziran 1999 çıkışlı “Aşk Kazası” beklenilen ilgiyi üzerine çekememişti.
Bugünden bakınca Aşkın Nur Yengi’nin 90’lardaki yeri neydi?
Bugün 90’lar Türkçe Pop’u yeniden keşfedilirken, Aşkın Nur Yengi’nin erken dönem işleri hâlâ şaşırtıcı bir dirilik taşıyor. Bunun temel nedeni de aslında bu şarkıların sadece dönem hissine yaslanmaması. Mesela “Sevgiliye” albümü bugün bile dinlenildiğinde, nostaljik bir anıdan çok, hâlâ ilk günkü heyecanı taşıyan bir pop albümü olarak karşılık buluyor dinleyicilerde. Şarkı yazımı, düzenleme anlayışı ve vokal yorumu da zaman karşı direnebilen bir bütünlük sunuyor. Bu direnç gücünün arkasında da, 90’ların henüz en başında pop müziğin henüz tam anlamıyla formülleştirilmemiş olması yatıyor. “Sevgiliye” veAşkın Nur Yengi’nin o dönemki üretimleri, henüz “hit yapma algoritmalarının” devreye girmediği bir dönemin ürünü. Bu da özellikle “Sevgiliye”yi bugünden bakınca bir referans kaynağına dönüştürüyor: Pop müzik nasıl hem duygusal hem de rafine olabilir sorusunun erken ve güçlü cevaplarından birini de gözler önüne seriyor. Aşkın Nur Yengi’yi kendine has ve ayrıksı bir yere götüren özelliklerden birisi de doğru zamanda doğru isimlerle kurduğu yaratıcı iş birlikleri ve bu iş birliklerinden beslenip doğru noktada ayrılabilme cesaretini gösterebilmesi. Sezen Aksu ve Onno Tunç gibi iki büyük yaratıcı figürle çalışıp, onların gölgesinde kalmadan kendi sesini koruyabilmek her sanatçının başarabileceği bir şey değil, nitekim Yengi, bu dengeyi kurabilmiş nadir isimlerden biri.


