Dünya Denen Seyyarede 40 Yıldır Şarkı Söylemek: Bulutsuzluk Özlemi

Batıkan Baksı
Okuma Süresi: 11 Dakika

Koskoca, kırk yıllık Bulutsuzluk Özlemi! Anlatmakla biter mi? Batıkan Baksı’dan Beatsommelier’e özel bir Bulutsuzluk Özlemi incelemesi…

Henüz ilk yılında yaşadığı bir askeri darbeyle tüm kültürel hayatı sallantıya uğramış 80’ler Türkiye’sinin son yıllarında bazı çevrelerin sık konuştuğu ve bunu bir soruya döktüğü onlara göre epey önemli bir mesele vardı. “Türkçe sözlü rock müzik yapılır mı?” Yalnızca 10 sene kadar önce ünü yurt dışına kadar yayılan Anadolu Pop / Rock gruplarının yaptığı şarkıların bu kadar çabuk unutulduğu bir ortamda, bunu sormak bazılarınca doğru olabilirdi. Çünkü soran kişiler 60 sonları ya da 70’lerde henüz doğmuşlardı ve o dönemin üretimleri yalnızca hayallerinde saklıydı. Siyasi konjonktürün bir kısmını sildiği toplumsal hafıza da bu üretimleri pek ortaya çıkarma niyetinde değildi zira artık 1990’lar kapıdaydı ve artık yeni şeyler söylemek gerekiyordu. Turgut Özal’ın 1983’te başbakan olmasıyla benimsediği politikalar, ülkenin yüzünü Batı’ya çevirmeye başlayınca hâliyle Amerikanlaşma da peşinden geliyordu. Öyle ki bugün de çok iyi bildiğimiz bir rast food zinciri Türkiye’deki ilk şubesini de 1986 yılında Taksim’de açmıştı. Artık buluşma yerleri Taksim’deki PTT’ye ek olarak bir de bu zincirin şubesinin önü oluvermişti. 

Amerikan kültürünün Türkiye’de kendini iddialı bir şekilde göstermeye başlamasıyla grupların İngilizce şarkı yapma eğilimi de artıyordu. Çünkü Türkiye’de ithalat her ne kadar artmış olsa da hâlâ bazı ürünlere ulaşılamıyordu ve özellikle müzik yapanlar ekipman eksikliğini çok yaşıyordu. Böyle bir ortamda da gruplar, yurt dışına yönelik müzikler yapmak amacıyla İngilizce sözlü şarkılar besteliyordu. Bilhassa 80 ortalarında kurulan metal gruplarının benimsediği bu tavır, kendilerinden bir dönem büyük isimler tarafından eleştiriliyordu. O isimlerin başını çeken Nejat Yavaşoğulları, hem Türkçe şarkıları savunuyor hem de “Ben Türkçe hissediyorum, Türkçe aşık oluyorum ve tabii ki de yaptığımız müzik Türkçe olmalı” diyerek oklarını yabancı dilde şarkı yapan dönemdaşlarına çeviriyordu. 1984 yılında kurduğu ilk Türkçe sözlü alternatif rock grubu unvanını taşıyan Bulutsuzluk Özlemi ile en başından beri Türkçe rock’ın yapılabileceğini söyleyen Yavaşoğulları, bu iddiasını grubun 1989 yılında çıkardığı ikinci albümü “Uçtu Uçtu” ile göstermişti. Yenilikçi sound’unun yanında etkileyici sözleriyle ortaya gerçek rock şarkıları çıkaran Bulutsuzluk Özlemi, 90’lar Türkiye’sinin yüksek tempolu gündeminde yüksek BPM’li pop şarkılarının arasında yeni bir döneme ve protest kimliğini daha da ileriye taşımaya hazırlanıyordu.

“Sesler ve şekiller giderek belirsizleşiyordu…” / Bulutsuzluk Özlemi – Güneşimden Kaç (1992)

Dönemin ruhunu belki de en iyi yansıtan sözlerden birisi albüme de adını veren ‘Güneşimden Kaç’ şarkısının son verse bölümüne aitti. 90’ların her şeyi hızlıca tüketen popüler kültürü, sesleri ve şekilleri belirsizleştirirken, neredeyse her gün çıkan ve kalıcı olacağından şüphe duyulan farklı isimler müzik dünyasında da sesini duyuruyordu. Peş peşe açılan özel televizyon ve radyo kanalları demokratik bir yayıncılık sunmaya çalışıyor, bu yayınlara da içerik gerekiyordu ister istemez. En iyi içerik de Türkçe Pop olacaktı ancak kimsenin farkında olmadığı, pek de sessiz sayılmayan bir dip dalga kendisini göstermek üzereydi. 80’lerin sonunda zehri yavaş yavaş almaya başlayan gençler, rock müziğin büyülü dünyasıyla tanışarak kendi alt kültürlerinde büyümeye ve çok yakında da seslerini yükseltmeye başlayacaktı. Ne tonda bir müzik yapacağını ikinci albümüyle gösteren Bulutsuzluk Özlemi; Uçtu Uçtu, Sözlerimi Geri Alamam, Acil Demokrasi, Beynim Zonkluyor gibi şarkılarıyla rock dinleyicilerini çoktan kendi yörüngesine çekmişken 1991 yılının son günlerinde yani Kasım ayında bir sonraki albümü “Güneşimden Kaç” için stüdyo çalışmalarına başlamıştı. 

Dönemin meşhur İstanbul Gelişim Stüdyosu’nda tüm söz ve müzikleri Nejat Yavaşoğulları’nın elinden çıkan “Güneşimden Kaç”ın kayıtları yapılırken kadroda önceki albümen sadece bir kişi değişmiş, bir kişi de yer almamıştı. Uçtu Uçtu’da Nejat Yavaşoğulları, Akın Eldes, Richard Hamer, Sina Koloğlu ve Filip Sümbülkaya’nın yer aldığı toplulukta Kanöz Ozan’ın çaldığı (Kanöz Ozan albüm kayıtlarının hemen ardından gruptan ayrılmıştı) bas gitarlar bu albümde Demirhan Baylan’a emanet olacaktı ki Kanöz Ozan’dan boşalan koltuğa oturan Baylan ile başlayan bu birliktelik de 1994’te sona erecek, yalnızca bir stüdyo albümünde beraber çalışmış olacaklardı. Ayrıca Sina Koloğlu da bu albümde klavye çalmamış, gazetecilik görevine o dönem daha ağırlık vermişti.  3 ay gibi kısa bir sürede hazırlanan albüm 12 şarkıdan oluşuyordu ve sözleri bakımından hayata dair bir derdi olan, protest yönünü koruyan ve sound bakımından daha 90’ların dokusunu hissettiren bir albümdü. Diğer Bulutsuzluk Özlemi albümleriyle kıyaslama yapıldığında daha sakin tınılarda ilerleyen ve buram buram metropol kokan çalışmanın konuk listesi de epey kalabalıktı. Okay Temiz’in perküsyon, Tahsin Ünüvar’ın soprano ve tenor saksafon, Selim Atakan’ın klavye çaldığı albümde Murat Çekem ve Emre Özgen geri vokal yapmış, Halit Kakınç ise ‘Devran Dönüyor’un korosunda yer almıştı. 2019 yılında çıkan plak baskısıyla arşivcileri sevindiren Güneşimden Kaç’ın o dönem kayıtlarını gerçekleştiren isim Bülent Tezcan, mix’leri üstlenen isimse Uğur Başar olmuştu ki bahsi geçen plak baskısı için özel mastering aşamasını da üstat tonmaister İhsan Apça üstlenmişti. Albümden yaklaşık 1.5 sene sonra 4 Temmuz 1993 tarihinde Sting’in İstanbul’da verdiği konserde ön grup olarak sahne alan Bulutsuzluk Özlemi, bu albümden de şarkılar söylemişti. Türkiye’nin gündemi 1993’te yaşanan türlü olaylarla ısınmaya başlarken Bulutsuzluk Özlemi’nin bir sonraki albümü “Yol” çok farklı bir politik iklimde raflardaki yerini alacaktı.

“Biraz ışık, biraz akıl…” / Bulutsuzluk Özlemi – Yol (1998)

Her grubun ilk albümü o grubun en iyi albümü olmak zorunda da değil, o grubun manifestosu niteliğini taşımak da. Ancak hepimiz hemfikiriz ki her grubun mutlaka bir daha üzerine çıkamayacağı çok özel bir tane albümü olur. İşte Bulutsuzluk Özlemi’nin manifestosu olarak da anabileceğimiz “Yol” albümü benim öznel yorumuma göre grubun yaptığı en iyi albüm. Zaman zaman “Uçtu Uçtu”ya gönlüm kaysa da “Yol”un Türkçe rock’a açtığı yol çağının çok ötesinde. Biraz önce “Güneşimden Kaç”ı anlatırken “Yol”un çok farklı bir iklimde yayınlandığını söylemiştim. Sadece politik olarak olsa yine idare edilebilecek bir durumdan söz edebiliriz ancak albümün çıktığı dönem, müzikal olarak da çok büyük bir karmaşadan geçiyordu. 90’ların başında şeytan gibi görülen rocker’lar bir anda tüm radyo kanallarında, televizyon programlarında, müzik kanallarında, dergiler ve gazetelerde boy göstermeye başlamıştı. 

Protest müzik bir şekilde kendine farklı damarlar bulup ilerlese de, 90’ların ortalarından itibaren rock müzik, popülerleşmenin etkisiyle eski protestliğini yitirmeye başlamıştı. 70’lerdeki Anadolu Pop’u yeniden diriltmek isteyen ancak Unkapanı’nın yarattığı bir akıma dönüşen yeni nesil Anadolu Rock grupları (90’lardaki ticari kaygılarla pop’tan rock’a dönüşmüştü), dönemin karmaşasında türküleri yorumlarken popçular da o sırada elektronik müziğe doğru kaymaya başlamıştı. Yeni bir bin yıla sadece 2 yıl kalmış, herkes 2000 yılında uçan arabalarla gezemeyeceğimizi kanıksamaya başlamıştı. 1992 yılında Kaan Ertem’in çağrısıyla yeniden bir araya gelen Moğollar, 1994 yılında “Moğollar ’94” albümünü yayınlayarak protest duruşlarını ortaya koymuştu ancak asıl 1996 yılında çıkardıkları “Dört Renk” albümünde yer alan ‘Bir Şey Yapmalı’ şarkısı protesto ve grevlerin adeta marşı olmuştu. Darbenin ardından demokratik düzenle 15. yıla girmiş olan Türkiye, o dönem siyasi krizlerle boğuşuyordu ki ayrıca üst üste gelen şok dalgaları toplumu sürekli sarsıyordu. Bu ortamda da 80’lerde apolitik olduğu bilinen gençler yavaş yavaş seslerini çıkarmaya başlıyordu. İşte Bulutsuzluk Özlemi de 90’ların çok aydınlık gibi görünen ancak loş sayılan atmosferinde dinleyenlerin hayrete düşeceği kadar sivri bir dille yaşananları özetlemeye çalışıyordu. Şarkılarda neler yoktu ki? Başlık parası derdi, şeyhlerin gölgesinde yaşayan insanlar, toplumdaki varoluş sancıları, dünya savaşları, çarpık şehirleşme, yabancılaşma, Cumartesi anneleri, üniversitelerdeki gerilimler ve daha fazlası… 

Topluma ışık tutmak isteyen grup, yine tüm söz ve müzikleri Nejat Yavaşoğulları’nın yaptığı 52 dakikalık 14 şarkıyı kaydetmek için 97 yılının soğuk bir Kasım gününde stüdyoya girdiler. Heybelerinde daha önceki albümlere kıyasla daha sert bir sound ve daha vurucu sözler vardı. 1995 yılında çıkardıkları canlı konser albümü “Yaşamaya Mecbursun”u saymazsak grubun 1992’den beri kaydedeceği ilk albüm olacaktı. Sina Koloğlu gruba yeniden dönmüş; Filip Sümbülkaya davulları Utku Ünal’a bırakmış, Demirhan Baylan’ın bas gitarları 1994’te Murat Tükenmez’e devretmesinin ardından 1996 yılında Sunay Özgür’ün topluluğa katılmasıyla o dönemki son hâlini almıştı Bulutsuzluk Özlemi. Tabii ekip yalnızca bundan ibaret değildi, her albümde olduğu gibi bazı konuklarla şarkılara güç katmıştı grup. Okay Temizperküsyondaydı mesela Turhan Yükseler, Hammond Org çalıyordu; Yavuz Çetin, Kenan Vural ve Sumru Ağıryürüyen geri vokalleri üstlenmişti. Ali Suat Tükel, Oğuzhan Balcı, Gülşah Tütüncü, Başak Erdem kemanda; Cenk Öztürkviyolonseldeydi. Kayıt ve mix koltuğunda İhsan Apça oturuyordu ama mix’te Nejat Yavaşoğulları da görev üstlenmişti. Tarihler, 1998’in Şubat ayını gösterdiğinde albümün kayıtları bitmişti ve her zamanki gibi Ada Müzik etiketiyle yayınlanacaktı. Türkiye’deki rock dinleyicileri 5 Kasım günü geldiğinde raflarda görecekleri “Yol” ile derin bir nefes çekecek, beraber yola düşecekleri, emek isteyen özgürlüğü kazanabilmek için Yavaşoğulları’nın sesine seslerini katacaklardı. 

Bulutsuzluk Özlemi, 90’larda bıraktığı son iz olarak “Yol”u seçmişti. Yine Düştük Yollara, Harran Ovası, Özgürlük Emek İster, Seni Görmem Lazım, Dede Baba Oğul, Yök’ün Yıldönümü gibi şarkıları dillere pelesenk olan grup; bir sonraki albümleri için o kadar da bekletmeyecekti ama 2001 yılında çıkan “Numara” halefi kadar politik meseleleri değil daha çok toplumsal çarpıklıkları, değişimleri ve dönüşümleri dile getirecekti. Bulutsuzluk Özlemi, kendi tarihinde 40 yıla yaklaşırken; bu kadar yıla 8 stüdyo ve 3 live albüm sığdırdı, 5 tane de single yayınladı. Duruşunu hep koruyan Bulutsuzluk Özlemi bugün hâlâ aynı coşku ve inançla müziğini devam ettirirken bize de onların karşısında şapkamızı çıkarmak düşüyor.

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir