Queensbridge Houses, New York’un en büyük sosyal konut projelerinden biriydi ve namı hiç de iyi değildi. 1970’lerin sonunda ve 80’lerin başında suç, uyuşturucu ve yoksullukla anılan bir bölgeydi. Bu beton blokların arasında büyüyen Nasir Jones, çocukluk yıllarında kelimenin tam anlamıyla sokakla müzik arasında bir yol ayrımındaydı. Babası, caz trompetçisi Olu Dara sayesinde müziğin evde sürekli çaldığı bir ortamda büyüdü. Ancak annesiyle yaşadığı sıradan hayat, dışarıda gördüğü sert gerçeklerle bir kırılmaya gidiyordu. Sokak köşelerinde duyduğu hip-hop, hem bir kaçış hem de bir ifade biçimi haline geldi. Run-D.M.C. ve Rakim gibi efsanelerden ilham alan Nas, kısa sürede poetik bir söz yazım tarzı geliştirdi. Henüz ergenlik döneminde iken büyük abisi Jungle aracılığıyla Queens’in rap çevreleriyle tanışması sayesinde tercihini sokaktan değil, müzikten yana yaptı. Onun yeteneği, kısa sürede prodüktör Large Professor’un dikkatini çekti ve ilk kez Main Source’un ‘Live at the Barbeque’ şarkısında dinleyicilerin karşısına çıktı. O andan itibaren, New York’un yükselen genç yeteneği olarak anılmaya başlandı.
1992’den 1994’e kadar geçen iki yıllık dönemde Nas, sokakta gördüklerini ve yaşadıklarını not defterlerine döktü. Bu defterler, daha sonra “Illmatic”in temel taşları olacaktı. Albümün yazım süreci, bir gencin hayatta kalma mücadelesiyle sanatsal arayışının kesişimiydi. Nas, şarkılarında sadece gangster hayatını yüceltmekle yetinmiyor, aynı zamanda gözlemci bir şair gibi sokakların ruhunu aktarıyordu.
New York ve ilham kaynakları

“Illmatic”i, tanımlamak için uzun ve şaşalı cümlelerden uzak durmamız gerekirse tek bir şey diyebiliriz: hayatta kalma öyküsü. Tam olarak bundan bahsediyor Nas. Şarkılarda Queens’in gri sokaklarından yükselen umutlar, hayaller, kayıplar ve hayatta kalma mücadelesini çırılçıplak gerçeklerle işleyen Nas; suça bulaşmadan yaşamanın zorluğunu, arkadaşlarının yok oluşunu ve sokakların çekiciliğini suçlu bir biçimde dile getiriyor. Bu yönüyle albüm, gangster rap’in klişelerinden sıyrılıp bireyin gözünden çok daha insani ve derin bir anlatı sunuyor. Bu sebeple doksanlarda sıkça yapılmış, “Illmatic”i gangster rap çatısı altına almanın anlamsızlığını aradan geçen 30 küsur yılda ifade edebiliriz. New York rap sahnesinde “Illmatic”, bir dönüm noktasıydı. 1990’ların başında hip-hop daha çok eğlenceye veya sokak kültürünün yüzeysel yansımalarına odaklanırken, Nas’ın albümü bir edebiyat eseri ciddiyetindeydi. Rakim’den aldığı poetikliği sokakla harmanladı. Ortaya zamansız ve New York çıkışlı olsa da mekansız bir başyapıt koydu. Jay-Z, The Notorious B.I.G. ve Wu-Tang Clan gibi dönemin ağır topları arasında bile, Nas’ın getirdiği gerçekçilik ve edebi yoğunluk takdir edildi.
Uyku, ölümün kuzenidir

Albümün zımba gibi açılışını yapan ‘N.Y. State of Mind’, hip-hop tarihinin en akılda kalıcı şarkılarından biri. DJ Premier’in karanlık, minimalist beatleri üzerine Nas, New York’un gri gökdelenleri ve tehlikeli arka sokaklarını adeta bir film yönetmeni gibi resmeder. Aklınızda daha net bir görüntü oluşsun isterseniz Spike Lee’nin, New York çetelerini anlattığını düşünün. Henüz 20 yaşındaki bir gençten çıkan bu lirik yoğunluk, dinleyeni hem hayran bırakır hem de ürkütür. İlk satırdan itibaren, rap müziğin sadece bir eğlence olmadığı gerçeğiyle tanışıyoruz. “Illmatic”e de yansısa da özellikle bu şarkı bir belgesel, bir sokak şiiri niteliğinde. Şarkıdaki akış, bilinç akışının kusursuz bir örneği. Keskin ve doğru gözlemler, ani geçişler ve kesintisiz bir gerçeklik bombardımanı dinleyicinin hayatı algılama şekline saldırmaktan geri durmaz. Nas’ın sesindeki gerginlik ve kararlılık, sözlerin ağırlığını daha da artırır. Hem nasıl artırmasın ki, ‘uyku, ölümün kuzenidir’ diyen bir şarkıdan ve o şarkının bulunduğu bir albümden bahsediyoruz.
- Puan: 10/10
- Tür: Rap
- Yayın: 1994
- Süre: 39 dakika
- Label: Columbia
Ürün sayfası ve detaylar için Beatsommelier websitesine göz atabilirsin!


