Dünyayı Durdurmak İçin Söyleyenler…

Sümeyra Gümrah Teltik
Okuma Süresi: 12 Dakika

Savaş! İnsana dair en acı sahnelere şahit olduğumuz o bitmek bilmeyen trajedi… Yüzyıllardır sanatçılar, bu bombalı, silahlı vahşetin karşısında sözleri ve müzikleriyle direniş gösteriyor. 

Bazen bir keman konçertosunda, bazen meydanda haykırılan bir rock parçasında, bazen bir annenin mırıldandığı ninnide şahit oluyoruz bu direnişe…  YETER! DURUN! 

Bu yazıda barışın, adaletin ve insanca yaşamanın müzikal manifestosunun izini evrensel bir harita üzerinde sürmeye çalışacağız. 

Klasik Müzikten İlk Savaş Karşıtı Eserlere

İlk savaş karşıtı melodiler kuşkusuz ki insanlık tarihi kadar eski… İnsanın ciğerini yakan ağıtlarla, anaların göz yaşlarıyla suladığı usulca mırıldanan ninnilerle başladı bu hikâye… Fakat biz, modern zamanların biraz gerisinden başlayacağız anlatmaya. Çoğu kişi tarafından saray şatafatının, baloların müziği sanılsa da klasik müzikteki yıkımın ve acının sesine kısaca bakalım. 

18. yüzyılın sonlarında J. Haydn’ın Missa in Tempore Belli (Savaş Zamanı Ayini), dönemin politik çalkantıları içinde huzursuz tınılarıyla bazı yorumcularca anti-militarist bir yaklaşım olarak değerlendirilir. 19. yüzyılda P. I. Çaykovski’nin 1812 Uvertürü, bir zaferin görkemini yansıtsa da, top seslerini taklit eden bölümleriyle savaşın dehşetini kuşkusuz iliklere kadar hissettirir.

20. yüzyıla gelindiğinde, iki dünya savaşının yarattığı yıkım, bestecileri barış çağrısı yapan eserler üretmeye iter. B. Britten’ın 1962’deki War Requiem’i, I. Dünya Savaşı’nda ölen şair Wilfred Owen’ın savaş karşıtı dizelerini Latince ayin metinleriyle bir araya getirerek silaha sarılmanın beyhudeliğini işler. Polonyalı Krzysztof Penderecki’nin Hiroşima Kurbanlarının Ağıtı ise, kelimelere ihtiyaç duymadan, saf sesin yarattığı yoğun duygusal etkiyle yıkımı haykırır.

B. Britten

Ve B. Britten’ın ifadesiyle: “Savaşı haklı çıkaracak hiçbir neden olmadığına, hiçbir sorunu çözmediğine yürekten inanıyorum.”

Rock ve Folk’ta Protest Sesler

20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, klasik müzikteki savaş karşıtı eserlerin mirası, halk müziği ve yükselen rock kültürü içinde yeni bir ifade alanı bulur. 1960’larda dünyanın farklı yerlerinde yaşanan toplumsal huzursuzluklar ve protesto dalgaları, savaş karşıtı müziğin kitlesel bir harekete evrilmesinde belirleyici rol oynar. 

Bob Dylan ve Joan Baez

Vietnam Savaşı, bu dönemde adeta protest müziğin katalizörü haline gelir. Folk sahnesinde Bob Dylan’ın Blowin’ in the Wind ve Masters of War parçaları, savaşın anlamsızlığını sade ama içe işleyen sözler ve retorik sorularla dile getirir: “Kaç ölüm gerekir ki anlasın / Çok fazla insan öldüğünü?”… Dylan’ın karakteristik vokali ve halk baladı formundaki şarkılarındaki içtenlik ve samimiyetle sözler pekişir.  Folk sahnesinin güçlü sesi Joan Baez, sivil itaatsizlik eylemlerindeki varlığıyla müzikal direnişin simge isimlerinden olur. Gerek yorumladığı geleneksel barış şarkıları gerek kendi besteleriyle, sahnede çıplak gitar ve berrak soprano sesiyle yarattığı dingin atmosferde, We Shall Overcome gibi marşları on binlerle söyler. Pete Seeger, beş telli banjosu eşliğinde Where Have All the Flowers Gone ile savaşın kaybolan gençlerini hatırlatır; Phil Ochs politik hiciv yeteneğini I Ain’t Marching Anymore gibi şarkılarla sergilerken; marş temposundaki ritim ve keskin sözler onu sahnelerin aranan aktivistine dönüştürür.

Rock müziğe yönümüzü çevirdiğimizde ise 1969’daki Woodstock Festivali’ni savaş karşıtı yaşam felsefesinin küresel simgesi olarak karşımızda buluruz. Festivalde Jefferson Airplane, Jimi Hendrix, Country Joe McDonald, Crosby, Stills, Nash & Young, The Doors, Buffalo Springfield ve Country Joe & The Fish gibi isimler Vietnam karşıtı mesajları sahne performanslarıyla güçlendirir. Creedence Clearwater Revival’ın Fortunate Son’ı, savaşın yükünü işçinin omuzlarına yıkan siyasi düzene yönelik açık bir eleştiri sunarak; “Ben değilim, bir senatörün oğlu değilim” der ayrıcalıklı sınıfın savaştan muaf oluşuna sert gitar riffleri ve öflkeli vokalle dikkat çeker. Pink FloydUs and Them de savaşın bireyleri nasıl sessizce öğüttüğünü melankolik şekilde işler ve komuta zincirinin acımasızlığını şu sözlerle anlatırlar: “Arkadan öne ‘İleri!’ diye bağırdı ve ön saftakiler öldü”. The Beatles’ın Revolution’ı değişim arzusunun farklı tonlarına ayna olurken; toplumsal dönüşüm isteği J. Lennon’ın sözlerinde apaçıktır: “Bir devrim istediğini söylüyorsun, bilirsin ki, hepimiz dünyayı değiştirmek isteriz”.

Bu dönemde rock ve folk, hem politik bir ifade hem de kültürel bir buluşma noktası işlevi görür. Artık sahnelerde sadece şarkılar söylenmiyordur… Şarkı söylemekle konuşmak arasındaki çizgi bu konserlerde silinir… Sanatçılar gitar eşliğinde güçlü bir dizeye vururken, hemen ardından seyirciye dönüp savaşın neden anlamsız olduğunu kendi sözleriyle anlatırlar… Dinleyici mesajın anlamını doğrudan sanatçının ağzından duyar ve konser alanları topluca hissetmenin yanında, topluca düşünülen yerler haline gelir.  Gitarların, davulların, koro halinde söylenen barış temalı şarkıların bir araya getirdiği enerji, alanlardan radyo dalgalarına, oradan da dünyanın dört bir yanındaki gençlik hareketlerine yayılır. Müzik artık savaşa karşı en güçlü ve en parlak dayanışma dilidir!

90’lar ve 2000’ler & Yeni Savaşlar ve Yeni Sesler

Metallica, sahnede

Her son yeni bir başlangıç mıdır? Evet! Soğuk Savaş’ın biter ve 90’larla birlikte yeni çatışma alanları açılır. Yani dünyaya beklenen huzuru gelmez. Körfez Savaşı, Yugoslavya’nın kanlı dağılma süreci ve soykırıma şahit olduğumuz Bosna Savaşı, birileri tarafından kurgulanan Afrika’daki etnik çatışmalar… 2000’lerde ise terörle, nükleerle mücadele adı altında başlayan Afganistan ve Irak savaşları… Bu yeni savaş alanları, müziğin protest hafızasına taze ama öfkeli sayfalar ekler. Önceki kuşakların mirasını taşıyan sanatçılarla birlikte, hip-hop, alternatif rock, metal gibi türlerde yükselen yeni isimler, savaş karşıtı söylemi kendi üsluplarıyla yeniden kurar.

Körfez Savaşı sırasında popüler müzik dünyasında doğrudan tepki verenlerin sayısı azdı. Yine de bazı şarkılar, geçmişin travmalarını bugünün çatışmalarıyla birleştirerek güçlü bir yankı yaratır. Metallica’nın …And Justice for All albümündeki One , Vietnam’dan miras kalan savaş karşıtı hissiyatı canlı tuttar. Parçada ağır yaralı, duyularını yitirmiş bir askerin çaresizliği anlatılırken, sert ritimlerle ironik biçimde barış çağrısı yapılır. Avustralyalı folk geleneğinde ise Eric Bogle’ın And the Band Played Waltzing Matilda şarkısındaki Çanakkale’de yaralanan ve geri döndüğünde toplumun unuttuğu bir gazinin hikâyesinin anlatıldığı hikâye, The Pogues gibi grupların yeniden yorumlarıyla zamanın gençleriyle yeniden buluşur.

Bu yılların bana göre en çarpıcı sembollerinden biri, 19 Haziran 1994’te kuşatma altındaki Saraybosna’da gerçekleşen konserdir. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) girişimi sonucu “Uyan Avrupa” çağrısıyla düzenlenen konseri dünyanın en önemli şeflerinden Zubin Mehta yönetir. Birinci dünya savaşına da tanıklık etmiş fakat yeni bombardımanlarda yıkılmış olan Vijecnica Kütüphanesi’ndeki konserle klasik müziği doğrudan savaş hattına taşınır. Saray Bosna Filarmoni Orkestrası, Mozart, Beethoven ve Brahms’tan seçilmiş eserlerini, moloz yığınları arasında icra eder. Konserle, hem şehrin kültürel direnci hem de müziğin barış dili olarak gücü dünyaya gösterilir. Uluslararası basının geniş yer verdiği bu konser, Saraybosna kuşatmasının sembollerinden biri hâline gelir.

Zubin Mehta, Vijecnica Kütüphanesi’nde

U2, 90’lar boyunca Saraybosna kuşatmasına dikkat çeken yayınlar yapar, konserlerinde savaş karşıtı görsel enstalasyonlar kullanır. Roger Waters, Saraybosna’da barış konserinde sahneye çıktı; Iron Maiden, Afraid to Shoot Strangers ile Körfez Savaşı’ndaki bir erin zihnine girer. Bu yıllar, savaş nerede patlarsa patlasın müzikte karşılığını bulur.

2000’lere gelindiğinde, 11 Eylül saldırıları ve ardından gelen Afganistan ile Irak işgalleri, sokaklarda yüzbinlerin haykırdığı savaş karşıtı gösterilere dönüşür. Green DayAmerican Idiot albümüyle Amerika’nın savaş politikalarını ve medya manipülasyonunu sert biçimde eleştirir. System of a Down, B.Y.O.B. ile “Onlar parti yaparken yoksulları savaşa gönderiyorlar” diyerek sınıfsal adaletsizliği hicveder. Hip-hop sahnesinde ise Eminem Mosh ile Irak Savaşı’nı başlatan yönetimi hedef alarak gençleri sandığa çağırır. 

Ancak savaş karşıtı duruş, her zaman alkış getirmez. Dixie Chicks’in Başkan Bush’u eleştiren sözleri, onların ülke çapında kara listeye girmesine sebep olur. Konserleri iptal edilir, albümleri yakılır ve ölüm tehditleri alırlar… Yine de grup, üç yıl sonra 2006’da Not Ready to Make Nice ile geri dönerek sanatsal bir meydan okumaya imza atar. “Geri adım atmaya hazır değilim, hâlâ öfkeden delirecek gibiyim” sözleri, yaşadıkları linç kampanyasına karşı duruşlarını simgeler.

Dixie Chicks

Bu dönemde protest müzik küresel bir ağ gibi işler. Britanya’da Massive Attack ve George Michael, Kanada’da Neil Young, İspanya’da Ska-P, Fransa’da ise banliyö rapçileri… Her biri kendi dilinde, kendi ritminde savaşa itiraz eder. İnternetin yaygınlaşmasıyla bu şarkılar sınır tanımadan dolaşır ve savaş karşıtı müzik küresel bellekte daha hızlı yer edinir.

Farklı Coğrafyalarda Savaş Karşıtı Müzik

Savaşın yıkımı evrensel! Bu nedenle ona karşı yükselen müzik de dünyanın farklı köşelerinde kendi rengini ve kendi sesiyle var oldu. Avrupa ve Amerika ekseninin ötesinde, Asya’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan Okyanusya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafya, savaş karşıtı müziğin bambaşka biçimlerine tanıklık etti. Onları kısaca hatırlamakta fayda var.

Uzak Doğu Asya: Japonya, Çin ve Kore’nin yakın tarihine baktığımızda 1895 tarihli Japon marşı Yuki no Shingun (Kar Marşı), ilk anda askeri bir marş gibi duyulsa da aslında soğukta aç susuz yürüyen bir askerin, anlamsız emirlerle bezdirilmiş ruh halinin resmini çizer. Birinci Çin-Japon Savaşı sırasında yazılan bu parça, II. Dünya Savaşı’nda moral bozucu bulunarak yasaklanır. Hiroşima ve Nagazaki’nin gölgesi, Masao Ohki’nin 1953 tarihli Hiroşima Senfonisi gibi eserlerde, ya da Kitaro’nun nükleer felaketin sessiz yankılarını taşıyan enstrümantal çalışmalarında hâlâ duyulur. Cui Jian’ın gençliğe meydan okuma çağrısı yapan Nothing to My Name parçası gibi, militarizme karşı dolaylı ama güçlü bir ses olarak hafızalarda yer eder. yükseltti. Kore ve Vietnam’da ise halk ezgileri yeni anlamlar kazanır; Arirang barışın melodisine dönüşürken, Vietnam’da savaş sonrası yaralar Hoa Binh gibi pop şarkılarıyla sarılır.

Ortadoğu: Müzik bu coğrafyada hem yas tutan bir ağıt hem de meydan okuyan bir manifestodur. Lübnanlı Fairuz’un Li Beirut’su, bombalar altındaki şehrine bir serenattır. Filistinli sanatçılar, intifada yıllarında özgürlük ve barış marşlarıyla seslerini duyurmaya çalışır. İran’da Farhad Mehrad’ın Vahdat gibi alegorik parçalarıyla, doğrudan söyleyemediklerini şiirle ifade eder.

Fairuz

Afrika: Sömürgecilik, iç savaşlar ve apartheid, kıtanın savaş karşıtı müziğine güçlü bir damar açar. Nijeryalı Fela Kuti, askerî rejime karşı funk ve Afrobeat’i bir silah gibi kullanır. Güney Afrika’da Miriam Makeba’nın Soweto Blues’u, öldürülen çocuklara yakılmış bir ağıttır. Peter Gabriel Biko ile, işkenceyle öldürülen bir aktivistin hikâyesi üzerinden tüm dünyaya seslenir. Zimbabwe’den Ruanda’ya, şarkılar geçmişin acısını unutturmamak için söylenir ve söylenmeye devam ediyor. 

Avustralya ve Okyanusya: John Schumann’ın I Was Only 19’u, Vietnam gazisinin anıları üzerinden savaşın insanda bıraktığı derin izleri anlatır. Eric Bogle’ın And the Band Played Waltzing Matilda’sı, savaşın boşunalığı üzerine yazılmış en dokunaklı baladlardan biridir. Ve Yeni Zelanda’da Maorili müzisyenler, nükleer denemelere karşı melodilerle direnir. 

Savaş karşıtı müzik, yüzyıllardır hem bir tanıklık hem de bir direniş biçimi oldu. Bu şarkılar, tek başına silahları, tankları ve delileri durduramaz belki… ama zihinleri değiştirebilir, yürekleri yumuşatabilir, vicdanı uyandırabilir…  Çünkü müzik, sınır tanımayan ve her dile çevrilebilen tek evrensel dil… Haydn’dan Britten’a, Dylan’dan Fairuz’a, Fela Kuti’den System of a Down’a uzanan bu uzun yolculuk, bize aynı gerçeği hatırlatıyor: Barış, önce kulakta ve kalpte başlar. Ve bir şarkı, eğer gerçekten doğru yere dokunursa, bir kurşunun yıkabileceğinden çok daha fazlasını onarabilir.

Ve şimdi Gazze için söz söyleyenlere minnetle!

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir