Aslına bakılırsa 2025 yazı zihinsel olarak oldukça yorucu geçti. Toplumsal olarak içinde bulunduğumuz depresyon hali de giderek büyüdü. Bir yanımızda küresel ölçekli jeopolitik sorunlar, savaşlar ve tırmanan gerilimler bulunuyor diğer yanımızda da lokal bazlı dertler yer alıyor. Ekonomipolitik gündem, hayat pahalılığı, iç siyasetteki ajanda ve arka arkaya çıkan yangınlar, yanan ormanlar, ölen canlar birçoğumuzun kaygı seviyesini zorluyor.
Hayata tutunmakta zorlandığımız, kolektif depresyonumuzun derinleştiği böylesi bir kriz döneminde ise kaçışı festivallerde, konserlerde, albümlerde, filmlerde ya da TV serilerinde buluyoruz veya bulmaya çalışıyoruz. Doğrusu 2025 yazı müzik festivalleri ve konserler bakımından hayli doyurucuydu. Dünya çapında önemli birçok müzisyenin veya grubun yolu Türkiye’den geçti, geçmeye de devam ediyor.
Guns N’ Roses, Fontaines D.C., Headbangers Weekend Festivali, Aurora, King Diamond, Roisin Murphy, Gojira, Dream Theater, Jennifer Lopez, Limp Bizkit ve dahası derken kafalar karışıyor. Bu açıdan gerçekten son yılların en önemli etkinlik ve konser/festival takvimine tanıklık ediyoruz. Ancak yeri gelmişken ve bahsetmişken ufak bir parantez açmak istiyorum, 2025 yazına dair en coşkulu hislerim Gojira konserine ait. Çok konser izledim, çok festival gördüm, birçok büyük grubu farklı yerlerde defalarca izledim ama bu konserdeki enerji gerçekten çok başkaydı.
Hayat boyu hatırlanacak ve anılacak türde bir konserdi. Progresif, poliritmik ve groove sound’uyla metali dönüştüren, makine gibi çalan avangart bir grup izledik. Ozzy Osbourne’ün ölüm haberini bu konserde almak ise bir lütuftu. Sanırım “Prince of Darkness”a daha iyi bir veda yapamazdık.

Öte yandan 2025 yazında birçok önemli ve dikkate değer albüm yayınlandı. Gelin bu albümlerden bazılarına birlikte göz atalım, benim için 2025 yazının öne çıkan albümleri şu şekilde:
Turnstile – Never Enough

Turnstile, Baltimore hardcore punk sahnesinin dünyaya armağan ettiği güzelliklerden. Aslında 2010’da kurulan grup, esas sıçramasını ise 2021’de yayımlanan “Glow On” albümüyle gerçekleştirmişti. Daha önce 2 albüm yayımlayan Turnstile, Glow On’da radikal tarz değişikliklerine giderek türün sınırlarının dışına taşmıştı. Bu değişiklik ile birlikte de dünyayı sarsan bir hype dalgası yaratmayı başardılar ve yeni nesil punk yıldızlarına dönüştüler.
Geçen haziranda yayımlanan Never Enough’ta da benzer bir durum söz konusu. Glow On’un devamı niteliğindeki Never Enough, türler arasında köprü kuran ve eksantrik geçişleri ile fark yaratan bir albüm. Funk dokunuşları, synth dolguları ve hardcore coşkusu ile harmanlanan Never Enough, Turnstile’ın kurduğu melezliğin harika bir yansıması. Ancak Turnstile’ın bir yol ayrımında olduğunu vurgulamak lazım. Grubun kurucularından gitarist Brady Ebert’in Glow On’dan sonra gruptan ayrılışı da bu yönden önemli. Yine de Never Enough, 2025’in en iyi albümleri arasında.
Little Simz – Lotus

İngiliz rapçi Little Simz, hip hop’ın yükselen kadın yıldızlarından. Arka arkaya yayımladığı Grey Area, Sometimes I Might Be Introvert ve No Thank You üçlemesiyle içerik yönünden hayli güçlü, rafine bir kariyer kariyer inşa eden müzisyen, son albümü Lotus ile de taarruzda.
Çocukluk arkadaşı ve yapımcısı Inflo tarafından dolandırılan, yaşadığı hukuki süreçten ötürü de zor dönemler yaşayan Little Simz, yaralanmış ruhunu ve hayal kırıklıklarını Lotus ile onarıyor. Albümün isminin Lotus olması da boşuna değil. Zorlu şartlar altında güzelliğin yükselişini ve ruhun temizlenmesini sembolize eden Lotus, Little Simz’in hâletiruhiyesini tanımlıyor.
Little Simz, Lotus albümünde kendine özgü çenebaz tarzının evrimini gösteriyor ve ilham veren bir hesaplaşma gerçekleştiriyor.
Gaahls WYRD – Braiding the Stories

Gaahl, black metalin sansasyon yaratmayı seven ve aşırılıktan hoşlanan karakterlerinden. Saldırı suçları, aldığı hapis ve para cezaları, Gorgoroth’un kurucusu Infernus‘u devirerek grubun kontrolünü ele geçirmeye çalışması ve yaşanılan birçok skandal onu hâlâ konuşuluyor.
Bunların yanı sıra eşcsinsel kimliğiyle ve Hristiyanlık karşıtlığı ile tanınan Gaahl, müzik dışındaki hayatıyla ve farklı projeleriyle de isminden söz ettiren bir isim. Gaahls Wyrd da 2015’ten beri devam eden projelerinden biri. Yaklaşık 6 yıllık aranın ardından yayımladıkları 2. albümleri “Braiding the Stories” ise 2025’in gizli hazinelerinden. Bir yandan da Gaahl’ın şeytani öfkesini dönüştüren ve kişisel gelişimine ışık tutan bu albüm, black metal konusundaki sanatsal vizyonunun enfes bir dışavurumu.
Doğrusu Braiding the Stories, grubun black metale olan benzersiz yaklaşımını yeni fikirlerle sunan, bilinçaltında ve rüyalar aleminde gezinen, atmosferik bir başyapıt.
Chevelle – Bright as Blasphemy

Pete ve Sam Loeffler kardeşler tarafından kurulan Illinois’li Chevelle, post-grunge sahnesinin kendine has ve karakteristik bir sound yaratmayı başarmış gruplarından. Hatta bu sound’u Clutch, Helmet ve Tool hibriti bir sound olarak tanımlamak da mümkün.
2021’de “NIRATIAS” albümünü yayımladıktan sonra sessizliğe gömülen grup, plak şirketleri ile sorunlar yaşadı ve finansal açıdan zor zamanlar geçirdi. NIRATIAS öncesinde bas gitarist Dean Bernardini’nin gruptan ayrılması da önemli bir kırılmaydı, çünkü güçlü bas partisyonları Chevelle’in müziğindeki belirleyici motiflerden.
Ancak NIRATIAS baştan sona çok iyi yazılmış ve çok iyi kaydedilmiş bir albümdü. Tabii bunda uzun süredir beraber çalıştıkları ve Tool, Queens of the Stone Age, Slipknot gibi grupların prodüktörlüğünü yapan Joe Barresi’nin de etkisi vardı.
4 yıllık bir aradan sonra yeni albümleri Bright as Blasphemy ile dönen Chevelle, dinamikliğinden de bir şey kaybetmemiş. Power akorlar, beton gibi riffler, akılda kalıcı nakaratlar ve keskin vokaller hâlâ yerinde. Grubun 10. albümü niteliğindeki Bright as Blasphemy, 2025 yazının enlerinden.
Deftones – Private Music

Deftones, 1990’lı yıllardan bu yana müzik dünyasında özel bir yere sahip. Nu-metal türünün yaratıcılarından biri olmaları yanı sıra yıllar içinde büyüyen ve gelişen bir hayran kitlesine de sahipler. Ayrıca 2000’lerin modasını ve estetik anlayışını günümüze taşıyan “Y2K” akımının yükselişiyle birlikte, yeni jenerasyonlar arasında da hayli popüler durumdalar. Dinleyici ve takipçi verileri de bunu gösteriyor.
Dolayısıyla Deftones yeni bir albüm yayımladığı zaman, o albüm yılın müzik listelerinin tepesinde olmaya aday. 5 yıl önce yayımladıkları “OHMS” albümü de böyleydi. Tabii bu 5 yıllık zaman diliminde Chino Moreno yan projesi Crosses ile muazzam işler yaptı. “Permanent Radiant” EP’si ve ardından gelen “Goodnight, God Bless, I Love U, Delete.” albümü akılları baştan alan yapıtlardı.
Öte yandan OHMS albümünde grubun zirve albümleri sayılabilecek “Around the Fur” ve “White Pony”de prodüktör koltuğunda oturan Terry Date vardı. Terry Date ile eski okul bir kimya yakalamışlardı ve bu kimya da albümün 2. yarısında kendisini gösteriyordu. Arka arkaya yumruklar geliyordu ve Deftones’un müziğini özel kılan her şey tüm yoğunluğuyla sergileniyordu. Öfke, agresyon ve hüzün kana hücum ediyordu.
Yeni albümde Diamond Eyes ve Koi No Yokan albümlerinde çalıştıkları Nick Raskulinecz’u tercih ettiler. Sonuç ise yine aynı. Deftones’un müziği hâlâ taze, hâlâ hiddetli. Private Music, 2025’in müzik listelerinin zirvesinde olmaya aday.


