Evet, kesinlikle bu eski marangozhane harika bir kulüp olmaya çok elverişliydi ama önlerinde kendilerini kara kara düşündüren ciddi bir engel vardı. O da lokasyon…
Asmalımescit, güzide bir Levanten mahallesi olarak kurulmuş, ancak yetmişli yıllarda gözden düşerek mal sahipleri ve sanatçılar tarafından terk edilince, mobilya ve tekstil atölyeleri ile dolmuştu. Hava kararınca burası ıssızlaşır, tekinsiz insanların takıldığı tehlikeli ara sokaklar haline gelmişti. İnsanlar geçmeye çekiniyordu; uyuşturucu ve fuhuş trafiği dönüyor, hırsız çeteleri cirit atıyordu. Bu marjinallerin yaşadığı ıssız sokaklar aslında bir zamanlar bir eğlence ve ticaret merkezi olarak planlanarak kurulmuş olsa da, memleketin sosyo-kültürel-ekonomik gidişatından olumsuz etkilenerek değer kaybına uğramıştı.

Bu olumsuz tablo üç kafadarın moralini bozmadı, aksine buranın yeniden dönüştürülebileceği konusunda zihinlerini açtı. Her şey bir fitili yakmaya bakıyordu… O fitilin ucundaki bomba Babylon olmuştu. Doksanlı yıllarda birkaç meyhane ve pavyonun dışında hiçbir işletmenin bulunmadığı Asmalımescit, Babylon ile çok hızlı yükselişe geçmiş, kimselerin yüzüne bakmadığı kömürlükler bile içki ruhsatı alınarak eğlence mekanına dönüştürülmüştü. En yoğun zamanında bu küçücük bölge 280 işletmeye ev sahipliği yapar hale gelmişti. Olan biten şuydu sosyolojik açıdan: yeni zenginleşen ama zenginleştikçe kültürsüzleşen kesimlerden rahatsız olan, eski burjuvazi ile (henüz erimemiş vaziyetteki) orta sınıflar burayı tercih etti, profil hızla değişti. Rehberler artık gelen turistlere Ayasofya ve Topkapı Sarayı misali, Babylon’u tavsiye eder olmuşlardı.

İstanbul’un doksanlı yıllardaki potansiyelini gördükten sonra, müzikal organizasyonlar konusundaki boşluğu tespit ederek buna cevap verecek bir oluşumu hayata geçirmek, (adını Bob Marley’in bir şarkısından esinlenerek koydukları) Pozitif’i kurmak, her ne kadar Mehmet’in vizyonu olsa da, bu aslında alternatif bir yaşam tarzı arayışını bir parçasıydı ve üç kafadarın üzerinde hemfikir olduğu bir konuydu. Evet gerçekten bu sadece konser düzenlemekten ibaret bir iş alanı değildi ve Pozitifçiler bunu çok erken fark etmişlerdi. Yanı sıra medyada da görünmeleri, dergilerde, gazetelerde, özel radyo ve TV kanallarında bulunmaları; hatta albüm yapmaları gerekiyordu, bu işin bir parçası olarak.
Yaptıkları ilk hamleden biri Açık Radyo’yu kuran 75 idealist insandan üçü olmaktı. 1991 yılında da Akbank Genel Müdür Hamit Beliğ Belli’nin İstanbul Kültür ve Sanat Festivali programına yönelttiği “cazı diğerlerinden ayırmak” temelli itiraz sonucu ortaya çıkan ayrı bir festival yapma fikri, genç Pozitif’in hedefleriyle tam olarak örtüşüyordu. İlk görüşmede işin adı konmuştu: Akbank Caz Festivali. Böylelikle Pozitif’in avangart çizgisi bu festivalin ana karakteri haline gelmişti. Akbank’ın yanı sıra zaman içinde Efes Pilsen One Love, Rock n’ Coke, Blues Festivali, SOS İstanbul gibi festivallere baktığımızda ülkemizdeki müzik piyasasının çıtasını yükseltmişlerdi. Hayal gibi görünen James Brown, The Cure, Manu Chao, Jane Birkin, Patti Smith, Marianne Faithful, R.E.M. gibi konserleri yapmışlardı.

İş büyüdükçe mekân da değişmiş, Baro Han’daki ufak odanın yerini, Cihangir’de üç katlı bir ev almıştı. Yeni taşındıkları bölgede henüz dönüşüm başlamamış, Özkonak ve savoy dışında kayda değer mekân bulunmuyordu. Bürolarının alt katının zilinde Bob Marley (Roots/Kökler), üst katında ise Sun Ra (Uzay) yazıyordu, içeride de kedileri, köpekleri kendilerine yoldaşlık ediyordu. Karakterleri birbirinden farklı gibi görünen Mehmet, Cem ve Ahmet aslında yaptıkları çok yönlü işlerde birbirlerinin eksik parçalarını tamamlıyorlardı.
23-24-25 Nisan 1999 tarihlerinde, oturmalı düzende üç gecelik John Lurie & The Lounge Lizards konserleriyle kapısını açmıştı Babylon. Bilet (o güne fahiş olmayan bir rakamla) 6 milyondu ve Akusta, Kod Müzik, Lale Plak gibi yerlerde satılıyordu. Mekân bir ay içinde sırasıyla Dewey Redman Quartet, “Sünnetli” adlı tiyatro oyunu, Acid Trippin’, Ayşe Tütüncü, Fra Fra Sound, Butch Morris, İstanbul Blues Kumpanyası ve Wax Poetic’e ev sahipliği yapmıştı.
Monotonluktan çok uzak bir konsepti vardı her daim Babylon’un. Geçmişe dönüp bakıldığında ne kadar önemli isimleri ağırladığı, büyük konserlere ev sahipliği yaptığı aşikâr. Örneğin 2001 yılının aralık ayında Gotan Project, henüz isimleri bilinmezken ilk yurtdışı konserlerini burada vermişti. Koca konser salonlarına sığmayacak büyüklükteki isimler bu sahneden geçmiş, Asmalımescit’te geceler boyu sokakları kitleyerek, adım atacak yer bırakmamıştı.

Zip Parti adıyla başlayan, Milenyumla birlikte “Oldies But Goldies” adını alan parti, son 40-50 yılın dans klasiklerini ve popüler hit şarkılarını çalarak gerçek bir Babylon klasiği haline geldi ve gişe (yanı sıra halen devam etmesiyle süre) rekorları kırdı. Yeri geldi Pozitif’in kurucu ortakları kabine geçti; “Babylon Jukebox” adı altında eşi dostu ağırladı. “Eski 45’likler” partilerinde Naim Dilmener, Türk Pop Müziği sevdalılarını birer Babylon müdavimi haline getirdi. “A’dan Z’ye Roman” adı altında ayda bir yapılan partilerde Balkan müzikleriyle göbek atıldı. “Ana-Pop” partilerinde soul-disko-funk-
Babylon’u açarken sahne, ses izolasyonu, barın yeri ve büyüklüğü; her şeyi müziğe yönelik tasarlamışlardı. Sadece havalandırmayı çözmek bile üç yıllarını almıştı. Ancak bu emek karşılığını bulmuş, son tahlilde Pozitif’in en üretken oğlu Babylon olmuştu. Başından beri de müzikle mütecessis bir hüviyeti kovalayanların, her fırsatta kendini attığı yerdi burası. Babylon sayesinde Asmalımescit İstanbul’un ilgi odağı haline gelmiş, o güne kadar mahallenin adını dahi duymayanların uğrak yeri olmuştu. Şehrin elit kesimlerinin alışkanlıklarını değiştirmişti Babylon. Değişen çevreyle birlikte Asmalımescit, insanların daha Babylon’a ayak basmadan sosyalleşmesini sağlıyordu. Buraya artık insanlar konser saatinden çok çok önce gelmeye başlamıştı. Bu da Babylon’un sadece müzik dinlenecek bir mekândan çok daha fazlası olduğunu ispatlıyordu.


