Deep Purple ile Son Tango

Murat Beşer
Yazar:
Okuma Süresi: 4 Dakika

Murat Beşer, 25 Haziran Salı akşamı İstanbul’da gerçekleşen Deep Purple konserindeydi. Konsere dair özel izlenimleri ise Beatsommelier Mag’de.

Çayıra çimene serilmiş biralarını yudumlayan siyah tişörtlü her yaştan insan kalabalığını ancak bir metal konserinin kapısında görebilirsiniz. Bunun için bu şehirde en uygun yerlerden biri KüçükÇiftlik Park’tır. 25 Haziran akşamı DeepPurple konserini izlemek üzere olay mahalline vardığımızda karşımıza çıkan, şaşırtıcı olmayan manzara buydu. Kapı önünde dolana dolana park yeri arayan araçların plakalarından anlaşılacağı üzere şehir dışından da hayli gelen olmuş.  

Kapılar saat altıda açılmış, Nikki Wild, DJ kabinine geçmiş, hard-rock klasiklerini sıralamaya başlamış, mesaisinin sonlarına doğru da kalabalığı hayli ısıtmıştı. Saatler dokuz buçuğu gösterirken dışarısı boşalmış, içerisi dolmuştu. Safları sıklaştıran rock müminleri yerlerini almış, =1 One More Time turnesi kapsamındaki konseri izlemek üzere hazır ola geçmişlerdi. 

Ona çeyrek kala sahne arkasındaki dev ekranda 60’lı yılların Hollywood filmlerini andıran bir animasyonun ve old-school soundlu bir marşın eşliğinde babalar ufukta görünmüş,görünmesiyle de “Highway Star”ın başlaması bir olmuştu.    

Sekiz bin kişinin ilk dikkatini çeken şey, seksene merdiven dayayan solist Ian Gillan’ın sesinin eski gücünün hayli uzağında olduğu, yetişemediği her boşluğun güçlü sound yamalarıyla kapatıldığı gerçeğiydi. Yüzündeki acı çeken ifade de bunu destekliyordu. O yüzden de her parçada çalgısal pasajlar uzun tutuluyor, hatta bazıları neredeyse enstrümantal versiyon gibi çalınıyordu. 

Arada bir kalabalığın heyecanını yükselten şeyler olmuyor değildi. Örneğin “Lazy” öncesi klavyeci Don Airey, kırmızı şarapla doldurduğu kadehi seyirciye doğru kaldırdı ve “şerefe” dedi, ben de o itiş-kakışın arasından titrek bir tonda “yarasın” diye bağırdım ama duymadı!

Don Airey tam bir emektarı; çok çok iyi topluluklarda çalmış, 20 yılı aşkın süredir de Deep Purple’da. Jon Lord’u taklit etmemiş, tarzını topluluğu tahrif etmeden ustaca yedirmeyi başarmış gerçek bir klavye sihirbazı…

Topluluğun kadim üyeleri basçı Roger Glover ile davulcu Ian Piece vazifelerini layığı ile yerine getiriyorlardı, onlarda görüntü dışında pek bir eksilme olmamıştı. Tek genç üye gitarcı Simon McBride. Ustaca ve hatasız çalmasına rağmen onun da kuşak farkı ayan beyan anlaşılıyor, aynı ruha sahip olmadığı hemen hissediliyordu. 

Ian Gillan, şarkı söylemediği anları kuytuda geçiriyor, arada bir geliyor şarkının vazgeçilmez satırlarını okumanın yanı sıra ağız mızıkası çalıyor, tef sallıyor, sol elinde taşıdığı mini gonga sağ eliyle vuruyordu. Sadık kalabalık ise sahneden gelen hiçbir daveti geri çevirmiyor, ustalara duyduğu derin saygıyı, verdikleri çığlıklı destekle gösteriyorlardı. 

Yüksek oranda enstrümantal bir konser izledik desem yanlış olmaz. Bu tablonun anlayışla karşılanması gereken tarafı, zamanında çıtayı en yüksek yere koyan bu topluluğun gösterdiği performansın tam bir genç işi oluşu ve belli bir yaştan sonra tekrarlanmasının olanaksızlığıydı. Onlar ne de olsa 60’ların sonlarından bu yana koşarcasına yaşıyor ve çalıyorlar. Uzun ömürlülük konusunda (Rolling Stones hariç) pek rakipleri yok.

Aklıma ister istemez Spor Sergi Salonu’nda ilk geldiklerinde, Asım Can Gündüz ile aynı sahneyi paylaştıkları o unutulmaz konser geliyor. Ondan sonra da buralara defalarca ayak basmışlardı, ama benim için hiçbiri ilkinin yerini tutmamıştı. Örneğin bir önceki konser geçen yıl Sarıyer ParkLife’daolmuş; bu da salgın öncesi ertelenen bir konserdi ve gitmek içimden gelmemişti.  

Tüm bu anlatılanlardan da anlaşılabileceği üzere uzun bir konser olmadı; bisteki “Hush” ve “Black Night” ile ceman 14 şarkı çalındı. Eskilerden “Space Truckin” ile “Smoke on theWater” repertuarda olması memnuniyet verirken, “PortableDoor” bu turnede listeye ilave edilen yeni şarkıydı.  

Deep Purple’ı ilk kez dinleyenlerin, ilk kez izleyenlerin hislerine tercüman olamam ama benim kuşağım için hazin bir konserdi. Tek tesellim, on yıllar boyunca baba-rock müziğinin tahtında oturmuş bu efsane müzisyenleri, muhtemelen son defa da olsa görmüş olmamdı. Her şey için teşekkür ederim, hakkınızı helal edin…

2025 BeatSommelier

Etiketler:
Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir