30 olmak
“Kiss Me, Kiss Me, Kiss Me” ile gelen ticari ve müzikal başarı, Robert Smith’i yalnızca bir sonraki adımı düşünmeye değil, geride bıraktığı on yılın anlamını tartmaya da itti. Bu albümle The Cure, şarkı yazarlığındaki rüştünü ispat etmesine etmişti ama obsesyonuyla tanıdığımız Smith için bu yeterli değildi. Daha kalıcı, çıktığı dönemi ifade edecek bir albüm yapma isteği olan müzisyen, grup arkadaşlarıyla sık sık tartıştı. Ancak grup arkadaşları Robert Smith’in sağı solu belli olmayan mizacını bildikleri için kavgaları uzatmaktansa, ortaya iş çıkarmak istediler. O noktada hedef, önceki albümlerin ruhundan uzaklaşıp baştan sona tek bir duygunun hakim olduğu, dinleyicinin kalbine dokunan bir albüm yapmaktı. “Disintegration”, bu düşüncenin sonucunda ortaya çıktı. Hit şarkı yapmak gibi bir derdi olmayan Robert Smith, şarkıların değil, albümün ön planda olduğu bir amacın üzerine gitti. Bunun için işitsel bir atmosfer ve tema bulması gerekliydi.
İşin kişisel tarafında geldiğimizdeyse Smith, 30 yaşına yaklaşmanın getirdiği bunalım ve yetersizlik hissiyle boğuşuyordu. Gençlik yıllarındaki melankolik coşkunun yerini, hem kendine hem de müziğine dair sorgulamalar almıştı. “Disintegration”ın yazım süreci, bu duygularla yüzleştiği bir alan hâline geldi. Yalnızlık, kayıp, yaşlanma, hayata uyum sağlayamama ve kopuş temaları şarkılara doğrudan sızdı. Ama fevri mizacına rağmen buradan bir kaos çıkaracağına, kendini kabul ettiği bir tematik albüm inşa etti.
Başyapıt üzerine başyapıt

“Disintegration”, baştan sona bir başyapıt toplaması diyerek lafa girmekte hiçbir beis görmüyoruz çünkü albümde boşa gitmiş tek bir saniye bile yok. ‘Plainsong’, yavaş yavaş açılan duygusuyla dinleyicisini felç ederken Robert Smith, 2024’te çıkardığı The Cure’un geri dönüş albümündeki birkaç şarkıda aynı formülü yine kullanacaktı. Albümün o kadar öne çıkmayan şarkılardan biri olan ‘Closedown, Smith’in aynadaki yansımasıyla olan duygusal bir kavgası gibiydi. Ki gitar ve klavyenin, sözlerden rol çalmaması şarkıya olgunluk getiriyordu. Editörün en sevdiği şarkı olan ‘Fascination Street’te Simon Gallup’un öne çıkan bas yürüyüşü şarkıyı ayakta tutarken, tekrar eden yapı şarkıya soğuk, gri ve acımasız bir duygu kazandırıyordu. ‘Prayers for Rain’ ve ‘Disintegration’ ise bu karanlık senfoninin sonlarına gizlenmiş iki ölümcül yumruktan farksızdı.
Albümdeki bu ağır havayı özel kılan şeylerden biri de, kasvetin arasına serpiştirilen güleryüzlü şarkıların yarattığı dengeydi. ‘Lovesong’, Smith’in eşine düğün hediyesi olarak yazılmış bir şarkı olarak oldukça aydınlıktı. Albümün ve The Cure’un en büyük hit’lerinden biri olan ‘Pictures of You’, radyo dostu bir şarkıydı. Dinleyiciyi zorlamayan melodilere eşlik eden tekrara dayalı sözler ve duygudaşlık yaratan anlatım gücüyle Robert Smith’in kariyerindeki en özel şarkılardan biriydi. ‘Lullaby’, aslında pek de güleryüzlü bir şarkı değil. Smith’in fısıltıya yakın vokalleriyle kurulan, kesik gitar vuruşları ve rahatsız edici hikâyesiyle albümün en huzursuz anlarından biriydi. Ancak yine de melankoli temelli bir üslubu yoktu. Bu şarkıların her biri, “Disintegration”ın tek bir ruh hâline sıkışmayan, ama bütünlüğünü de kaybetmeyen bir albüm olarak şekillenmesini sağladı. İşin en özel yanıysa, bunu başarırken her şarkının başyapıt seviyesinde olmasıydı.
The Cure’un altın çağı

“Disintegration”ın ardından çıkılan The Prayer turnesi, The Cure’un maddi olarak zirvesiydi. Bir de buna eklenen harika performanslar olunca grup, doksanlara altın çağına adım atarak merhaba dedi. The Cure artık yalnızca alternatif sahnenin karanlık, melankolik ve gotik yüzü değil, ana akımın da en yakından takip edilen gruplarından biri haline geldi. 1990 ve 1991 boyunca dolup taşan salonlar, grubun yıllar içinde kurduğu sadık dinleyici kitlesinin ne kadar büyüdüğünü gösterirken, Robert Smith’in karanlık ve duygusal şarkı yazımı The Cure’u gelmiş geçmiş en önemli gruplar arasına kalıcı biçimde yerleştirdi. Bu momentum, 1992’de yayınlanan Wish’e de doğrudan yansıdı. Böylece The Cure, 90’ların başında hem karanlık dönemlerinin ağırlığını hem de pop tarafındaki gücünü aynı anda taşıyabilen ender gruplardan biri olduğunu bir kez daha kanıtladı. Böylelikle “Disintegration” da müzik tarihine geçen, insanoğlunun başına gelmiş en özel albümlerden biri oldu.
Puan: 10/10
Tür: Goth rock
Yayın: 1989
Süre: 71 dakika
Label: Fiction


