Son yıllarda (aslında bunu yakın bir zamanmış gibi bahsetmek biraz haksızlık olabilir) birbirinden farklı müzik türlerine mensup sanatçı ve grupların senfoni konserleri verdiğine şahit oluyoruz. Başlarda senfoni orkestralarıyla konser veren isimler yadırgansa da bugün (özellikle An Epic Symphony serisi sayesinde) insanlar senfoni konserine gitmeyi hayatlarının sıradan bir parçası hâline getirdi. Durum böyle olunca da orkestra eşliğinde konser vermek, her grup ve sanatçının kendi mesleki tarihinde mutlaka yapılması gereken bir zorunlulukmuş gibi gözükmeye başladı.
Bir araya gelmesinin hiç mümkün olmayacağını düşündüğümüz isimleri bile büyük sahnelerde büyük orkestralarla çalıp söylerken gördük. Pop, rock, halk müziği, caz ve hatta arabesk gibi türlerin temsilcileri; şarkılarının senfonik düzenlemeleriyle dinleyicilerin karşısına çıkarak onlara aslında unutulmaz bir deneyim yaşatmanın derdinde. Peki Türkiye’de son zamanlarda senfoni konserleri neden bu kadar yaygınlaştı? Dinleyiciler klasik müziğe has bir olguymuş gibi gözüken bu orkestralara nasıl ve hangi ara kulağını alıştırdı? Ve yakın tarihin en unutulmaz senfoni konserleri hangileriydi? Gelin bu yazıda biraz heybetli bir yolculuğa çıkıp, bunların cevabını arayalım!
Farklı türler senfonik dünyayla buluşursa!
Birkaç satır önce belirttiğim gibi aslında senfoni müziğin, klasik müzikle sınırlı olduğu algısı yıllar geçtikçe cesaret sahibi topluluklar ve sanatçılar tarafından çürütüldü. Önceleri epey muhafazakar bir müzik anlayışına sahip olan senfoni orkestraları, farklı türlere eklemlenmeleriyle daha geniş kitlelerce tanınmaya başladılar. Tabii bunun için global arenaya da bir teşekkür etmek gerekiyor zira Türkiye’den çok daha önce dış dünyada senfoni / filarmoni orkestraları, metal gruplarıyla bile sahneye çıkarak önemli kayıtlara imza atmışlardı. Senfoni orkestralarıyla kaynaşarak hem ekstra estetik hem de daha dramatik bir boyut kazanan grup ve sanatçılar da bu sayede kendi müziklerini ileriye taşımanın farklı yollarını da buluyorlardı. Ancak tüm bu çalışmaların arasında bazı türler var ki, bu türler senfoni orkestralarıyla ekstra bir uyum yakalıyorlar. Özellikle rock ve metal müzik, özünde yer alan dramatik ve teatral unsurlarla senfoni orkestralarının eşlik etmeyi en çok sevdiği müzik türlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Türkiye’de Bulutsuzluk Özlemi’nin Orhan Şallıel ile verdiği Bulutsuzluk Senfoni konseri (ve albümü), yine Şebnem Ferah’ın Orhan Şallıel yönetimindeki 10 Mart 2007 İstanbul Konseri, Hayko Cepkin ve Pentagram’ın An Epic Symphony serisi, mor ve ötesi’nin farklı mekanlarda verdiği senfoni konserleri aslında bu uyumun en güzel örneklerinden. Sert müziğin yanında Türk Halk Müziği de son zamanlarda senfoni orkestralarıyla en sık duyduğumuz türlerden. Halk müziğinin otantik yapısı, senfonik düzenlemelerle birleşerek daha modern ve evrensel bir anlam kazanırken bu düzenlemeler şarkı ve türkülerin geleceğe aktarılması için oldukça önemli bir rol oynuyor aslında. Bunların yanında zaten orkestralarında yaylıları sık sık kullanan arabesk müzik sanatçıları da senfoni orkestralarının radarındalar. Esasen arabesk dinleyicilerinin kulakları yaylı enstrümanlara oldukça aşina olduğu için bu düzenlemeleri sindirmekte zorlanmıyorlar çünkü zaten onlar en başından beri bu müziğe hakimler.
Sanatsal derinliğin Türkiye’deki diğer türlere katkıları neler?
Senfonik konserler, müzik türlerinin sınırlarını geliştirirken farklı stillerin arasında da güçlü bir köprü kuruyor. Hayatında hiç senfoni müziği dinlememiş dinleyicilerin bu türle yakınlaşmasını ve aslında sanıldığı gibi “elitlere özgü” bir müzik olmadığını fark etmelerini sağlayan senfoni konserleri diğer türlere önemli katkılarda da bulunuyor elbette. Bu katkıların başında da estetik ve harmoni var. Senfoni orkestraları, farklı türden eserleri melodik olarak zenginleştiriyorlar bu özel iş birlikleriyle. Yaylı çalgıların ve nefeslilerin kattığı o eşsiz atmosfer, bizim sahnede dinlediğimiz eserlerin de duygusal etkisini artırıyor, belki de hiç duymadığımız detayları fark etmemizi sağlıyor. Senfonik düzenlemeler, bir şarkıyı sadece işitsel bir deneyimden çıkarıp görkemli bir sanat eserine dönüştürdüğü için etkinlik yalnızca bir konser olmaktan çıkıyor, bir nevi sanat ayinine dönüşüyor. Aynı zamanda bu tür projeler, müziği sınırlar ötesine taşıyarak Türkiye’nin kültürel zenginliğini dünyaya tanıtma fırsatı sunuyor. Türkülerin senfonik altyapılarda düzenlenmesi uluslararası festivallerde de büyük ilgi görüyor.
Türkiye’deki dinleyiciler neden senfoni konserlerine ilgi duymaya başladı?

Aslında sebebi çok fazla farklı türden ismin senfoni konseri vermeye başlaması. Tabii tek sebep bu değil ancak insanlar dinlemekten çok hoşlandığı isimleri senfoni orkestralarıyla dinlemeye başlayınca diğer grupların senfoni konserlerine de ilgi duymaya başladılar. Bu da büyük bir talep yoğunluğuna sebep oldu. Tek konserin yetmeyeceği de ortaya çıkınca, organizatörler bunu büyük turneler ve çeşitli projelere çevirmeyi tercih ettiler. Böylece talepler arttıkça, arz da bu oranda arttı. Tabii bunun yanında, müzik piyasasındaki tekdüzelik dinleyicilerin farklı deneyimlere yönelmesini de beraberinde getirdi. Müzikseverler, sevdikleri şarkıların senfonik düzenlemelerle sunulmasını yenilikçi ve etkileyici buldukları için senfoni orkestralarıyla yapılan konserlerin kendilerine daha lezzetli bir deneyim yaşatacağına inanmaya başladılar. Bununla birlikte sahnede kalabalık bir ekiple, sentez bir müzik dinleyen konser ziyaretçileri adeta farklı kültürlerin zenginliğini bir arada yaşama fırsatı buluyorlar. Yeni nesilden ziyade, çocukluğu ya da gençliği 70’lere ya da 80’lere denk gelen kişiler, Türkiye’deki albümlerin önemli orkestralarla (İstanbul Gelişim gibi.) kaydedildiğine tanık olduğundan bir yandan da aslında o ruhu yaşatmaya bir vesile olarak görüyor bu çalışmaları.

Bir de konserler görece dar alanlardan çıkıp örneğin İstanbul’da Harbiye Açıkhava Tiyatrosu ya da Zorlu Performans Sanatları Merkezi gibi oldukça geniş mekanlarda yapılınca, seyircilerdeki konser izleme deneyimi de daha konforlu bir eyleme dönüştü. Teknolojinin hızlı gelişimiyle müzik, dijital bir tüketim nesnesine dönüşmüş durumda. Hâliyle bu dönüşüm de müziğin sosyal medyanın bir parçası olmasına sebep oldu. Bu tür büyük etkinlikler, sosyal medyada da büyük sükse yaratınca “ben de orada olmalıyım” dürtüsünün etkisinin de azımsanamayacak derecede olduğunu belirtmek lazım.
Senfoni orkestralarıyla verilen konserlerin zorlukları yok mu?
Elbette ki var! Bu kadar kalabalık bir topluluğun kendi arasında uyumu sağlaması zaten başlı başına disiplin isterken, kendisinden çok farklı bir tarza uyum sağlaması ve sürekli farklı ekiplerle çalması bazı zorluklarla dışarıdan eleştirileri de beraberinde getiriyor. Mesela bazı çevreler kimi müzik türlerinin otantikliğini kaybettiğini düşünüyor. Halk müziği veya rock gibi kendine has bazı türlerin bu kaynaşmayla özlerini yitirdiği ve klasik müziğin etkisi altına girdiğini düşünen çevreler, bu konserleri dinledikleri türe bir ihanet olarak görüyorlar. Tabii “elalemin ağzı torba değil ki büzesin” diyerek bir başka daha önemli zorluğa da değinmek gerekiyor burada. O da senfoni orkestralarıyla çalışmanın büyük bir prodüksiyon bütçesi ve profesyonellik gerektirmesi. Bu tür bir organizasyonel uzmanlığa sahip olunmadığında böyle bir konser vermek de epey zorlaşıyor. Her şeyi bir araya gelse bu sefer de dinleyicilerin bölünmesi gibi bir şey söz konusu. Yani bazı seyirciler bir grubun elektrik versiyonunu daha çok severken bazıları da senfonik versiyonunu seviyor. Hâliyle, bir grubun dinleyici kitlesinin çok büyük olması o senfonik konserin tıklım tıkış dolacağı anlamını taşımıyor. Senfoniden hoşlanmayan büyük bir kitle varsa konserin biletleri tahmin edildiği gibi satılmayabilir yani.
Türkiye’de senfonik konserlerin akıbeti nasıl gözüküyor?

Kuşkusuz ki Türkiye’de senfoni konserleri büyük bir rüzgarı arkasına aldı. Sanki bir trendmiş gibi gözüken bu dalga, pandemiden önce başladığı yolculuğuna neredeyse 5 senedir ara vermeden devam ediyor. Kendine ait bir senfoni orkestrası bile olmayan şehirlere giden grup ve sanatçılar, burada insanları da bu yeni deneyimle tanıştırıp, belki de geleceğin müzisyenlerine ilham oluyorlar. Bu zamana kadar pop, rock, metal ve arabesk gibi türlerde karşımıza çıkan senfoni konserleri; yakın zamanda elektronik ve rap, hip-hop türlerinde de düzenlenmeye başlayacak gibi. Özellikle deneysel müziğe gönül verenlerin favorisi olacakmış gibi görünen bu çalışmalar Türkiye müzik sahnesine yeni bir soluk getirecek bence. Genç müzisyenlerin yetişerek bu orkestralarda yer almaya başlamasıyla geleceğe de uzanacak olan senfonik iş birlikleri, Türkiye’nin farklı müzik türlerinde müzisyenler çıkarmasına da güzel bir köprü olacak. Aynı zamanda bu tür konserlerin global arenada da düzenleniyor olması, buradaki konserlerin yurt dışına çıkmasını da sağladığından Türkiye’nin müziğini farklı bir yerden dinlemek isteyenlerin de gözdesi olacak.
Rap, senfoni orkestrasıyla nasıl olur?

Aslında Türkiye, bu konuya pek de alışık değil. Genel olarak senfoni konserleri yukarıda saydığım türlerde yapıldığı için rap müzikle senfoni orkestrasının birleşimi kulağa tuhaf gelebiliyor. Ancak 2022 yılında Gazapizm’in başladığı bir konser serisi heyecan verici bir deneyimi de sahneye taşıdı. 2 yıl önce İzmir ve İstanbul’da ilk konserlerini verdiği projeyi Senfoni İstanbul 2024 olarak güncelleyen Gazapizm, Orhan Şallıel’in yönetimindeki 150 kişilik senfoni orkestrası ve koroyla sahneye çıkmaya yeniden hazırlanıyor. Ajandaya bakınca 29 Kasım’da gerçekleşeceğini gördüğüm bu önemli konsere gidecekleri, farklı bir deneyim bekliyor gibi şimdiden söyleyeyim. Umarım rap müzik yapan diğer isimler de şarkılarını bu yönde düzenleme yoluna giderler de ortaya yepyeni senfoni konserleri de çıkar.


