Punk’ın 80’lerdeki yüzlerinden biri Black Flag’in frontman’i olan Henry Rollins’ti. Bir güreşçiyi andıran fiziği, bedenine sığmayan öfkesi ve saf gücüyle dönemin en akılda kalan isimlerindendi. Rollins, Black Flag ve öncesinde State of Alert (S.O.A.) ile sahneye adım attığı günden beri kusursuz bir hikayeci oldu.
Dikkat dağınıklığına rağmen tutkularıyla hayatını kazanan ve onlarca tutkusunu hayatına entegre edebilen müzisyenin belki de müzisyenlikten daha iyi olduğu bir konu var. O da hikaye anlatıcılığı. Eline mikrofonu alıp anlattığı hikayelere stand-up dememiz pek mümkün değil. Ancak kendine has nüktedan ve çocuksu hali, yaşadıklarını özel kılıyor Rollins’in.
Henry Rollins’in Gözünden Bir Dönem Hikâyesi

1990’ların ilk yarısında sahneye çıkmaya başladığında anlattığı bir hikaye, maalesef günümüzdeki en büyük problemlerden birinin de örneğiydi. Rollins ile aynı dönemde sahneye çıkmaya başlayan ve Black Flag’in birçok konserde açılışını yapan Circle One’ın sesi ve yüzü John Macias’ın polis tabancasından çıkan dört kurşunla sonlanan hayatını Henry Rollins sayesinde öğrendik. Çünkü 1991’de Los Angeles, hatta genel olarak Kaliforniya’da yaşayan bir siyah, Asyalı ya da Latinseniz hayatınızın değerine, buna haddi olmayan insanlar karar veriyordu. Bir başka deyişle dünyadaki onlarca ülkedeki gençlerin, çocukların, insanların ölümüne neden olan şuursuz güç sarhoşluğunun yansımasıydı. O yüzden hem John Macias’ı anmayı hem de yaşadıklarımızı hatırlamayı tercih ediyoruz.
1980’ler Los Angeles Punk Sahnesinde Bir İsim

1962 yılında Latin kökenli bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen John Macias, punk müzikle tanışmadan önce de aşırı hareketli bir çocukluk geçirmiş. Çok uzun boylu ve kalıplı olmasının yanı sıra hiperaktif de olan Macias’ı adeta durultan nokta punk müziğin enerjik yapısı oldu. 1980’de kurduğu Circle One, hardcore punk tabirinin sözlük karşılığı olurken Los Angeles’a gelen büyük ve büyümekte olan punk gruplarının açılışını da yapmaya başladı. O sayede ömürlük arkadaşı Black Flag frontman’i Henry Rollins’le de tanıştı.
Circle One: Underground Punk Sahnesinin Gizli Kahramanı

Hiçbir zaman çok öne çıkan bir grup olmasa da yeraltı punk sahnesinde adından söz ettiren bir isim oldu John Macias ve Circle One. Özellikle 1983 tarihli “Patterns of Force”, dönemin ruhunu çok iyi yansıtırken Los Angeles menşeli punk grupları için de bir örnek oldu. John Doe ve Tom Desavia’nın birlikte yazdıkları “Under the Big Black Sun”, dönemi anlamamızı sağlarken John Macias sayesinde Circle One da kendine ufak da olsa bir yer buluyor kitapta. Ancak 1980’lerin ikinci yarısı grup için pek iyi gitmiyor. Hepsi farklı alanlarda işlere yönelirken John Macias için işler pek de yolunda gitmiyor. Maddi, manevi talihsizlikler ve hayal kırıklıkları onu kırgın birine dönüştürüyor.
John Macias: Dev Cüsseli Barış Elçisi
Yine de punk müzik çevresindeki insanların ondan çekinmesi sebebiyle birçok grup arasındaki husumeti sonlandıran, adeta bir barış elçisine dönüşüyor. Henry Rollins, bu durumu grup ismi vermeden yaşadığı bir anıyla şöyle anlatıyordu.
“John’la bir gün konser çıkışı bir restoranı gitmiş, yemek yiyorduk. İki tane uzaktan tanıdığımız müzisyen geldi ve restoranın bütün huzurunu kaçırdı. John hiç yüz ifadesini bile değiştirmeden yemeğime devam etmemi söyleyip yerinden kalktı. O iki sorunlu tipi enselerinden tuttuğu gibi havaya kaldırdı ve ‘yiyorsa şimdi kavga edin’ dedi. John’a dev gibiydi dediğimde kastettiğim şeyi şimdi anladınız değil mi? Neyse, John bu kavga edenleri korkuttu ve onları barıştırdı. Birbirlerinden özür diletti. El sıkışmalarını sağladı ve en son sarıldılar. Ancak bunları yaparken onları hala enselerinden tutuyor ve tahminen yerden yarım metre yükselmelerine neden oluyordu…”
Kaybolan Zihinler ve Prozac’ın Gölgesinde
John Macias, ADHD ve depresyondan mustarip bir birey olsa da hem kendi hem de çevresinin huzuru için uğraşmıştı. Bunu başta Henry Rollins olmak üzere yakın arkadaşları anlatmaya devam ediyor. Ekonomik durumu yeterli olmadığı için Prozac dışında bir ilaç satın alamıyordu. Prozac da ilk başlarda işine yarasa da sonradan etkisini kaybetmiş ve Macias’ın zihin sağlığındaki kayboluşun nedenlerinden biri olmuştu. Bunu da düşününce, tarihler 30 Mayıs 1991’i gösterdiğinde işler hiç de istendiği gibi gitmedi.
30 Mayıs 1991: Talihsiz Bir Sonun Anatomisi

Bir atak geçiren Macias, önce McDonalds’a gitti. Almanya’dan gelen bir kadın turist ondan siparişini çevirmesi konusunda yardım istediğinde ona yumruk attı ve küfür ederek restorandan ayrıldı. Henry Rollins, o günü anlatırken John’un iyi olmadığını ve o turiste vurmasının doğru olmadığını ifade etmişti. Gelgelelim bu yumruk sonrasında restoran çalışanları polisi aradı. Polisler olay yerine geldiklerinde 2 metreye yakın sinirli bir Latin görünce, onu sadece dış görünüşü sebebiyle bir tehlike olarak gördüler. Önce uyarsalar da John Macias geçirdiği krizin etkisiyle bağırmaya, küfürler etmeye devam ediyordu. Tanrı ve yer yüzüyle ilgili küfürler savurmaya başladığı anda silahının güvenliğini açan bir polis memuru, Macias’ın silahlı olduğundan şüphelendiği (!) için arka arkaya 4 kere tetiği çekti. Bu 4 kurşun maalesef hedefi bulmuştu ve neredeyse 2 metrelik John Macias yere düşmüştü. 2’si göğsüne, 2’si boynuna isabet eden kurşunların etkisiyle olay yerinde hayatını kaybeden Macias’ın yanına giden polisler bitmek üzere olan bir Prozac kutusu ve boş bir cüzdan dışında hiçbir şey bulamadılar müzisyenin üzerinde. Hemen hemen 1 sene sonra patlak verecek Los Angeles olaylarını tetikleyen olaylardan biri de olarak hatırlanacak bu cinayeti LA Times, polisleri savunan bir perspektiften meşrulaştırmayı tercih etmişti…
Hafızalarda Yaşayanlar: Rollins’in Tanıklığı

Bu olayın hala hafızalarda taze kalmasını sağlayan Henry Rollins ise olaydan birkaç saat sonra bir arkadaşından gelen telefonla durumu öğrendi. Eviyle, Macias’ın öldürüldüğü yer arasında yaklaşık 1 kilometre mesafe olan Rollins silah seslerini duysa da bunun John Macias’ın hayatını çalan kurşunlar olduğunu tahmin edememişti…
İnsan hayatının ve hafızanın ne kadar değerli olduğunu iliklerimize kadar hissettiğimiz bu dönemde, hem John Macias’ı hem de onun gibi kaybettiğimiz insanları düşününce aklımıza cevabını bilmek istediğimiz tek bir soru geliyor: Bizi korumakla yükümlü olan insanlardan bizi kim koruyacak?


