Giriş: Perdenin Aralanışı
(Albümün Açılışı ve Yılbaşı Gecesi Atmosferine Giriş)
Bir yılbaşı sofrasını hangi albümle anlatabilirdim? İtiraf etmeliyim biraz düşündüm! Fakat düşünmek için ne kadar kendimi zorlarsam zorlayayım gözümün önünden gitmeyen tek bir sahne vardı ve başka bir şey düşünmeme engel oluyordu.
Kollarını yukarı kaldırmış olduğu halde sahneye koşarak çıkıyor, dinleyici çıldırıyor… Kolları yukarıda seyirciyi selamlayarak ve koşarak sahneye çıkıyor, dinleyici çıldırıyor! Çığlık! Kıyamet! Kolları yukarıda….!!!
Tamam pes! Seni seçtim Freddie Mercury!
Ben mi onu seçtim o mu beni seçti tartışılır ama A Night at the Opera yılbaşı sofram olacak.
Queen’in 1975 tarihli A Night at the Opera’sı… Yılbaşı gecesi gibi ışıltılı, kutlamalı ve bir parça abartılı.

O hâlde soframızı bir sahneye ya da sahnemizi bir sofraya dönüştürme zamanı. Loş ışıklar, ışıltılı süsler, belki minik disko topları…
Freddie Mercury’nin enerjisine kapımızı aralayalım.
Hoş Geldin İçeceği (Aperitif)

Köpüklü bir şampanya (veya alkolsüz alternatifi gazlı meyve kokteyli) içinde nar taneleri… Bu taneler hem yılbaşının uğurlu kırmızı tonunu yakalamak için gerekli, hem de “Death on Two Legs”in (patlayıcı açılış parçası) beklenmedik sertliğine gönderme yapmak için gerekli.
Albümü açan “Death on Two Legs” için bir patlama dedik çünkü, Mercury’nin piyano girişini neredeyse bir öfke marşı gibi kullanmasıyla dikkat çekiyor; ani gitar patlamaları ve saldırgan vokal tonlaması parçanın sertliğini güçlendiriyor.Parçanın sözleri, eski menajerleriyle yaşanan hukuki ve kişisel çatışmaları yansıttığı için, müzikteki öfke ve gerilim açıkça hissediliyor. Gitarist Brian May’in belirttiği gibi, stüdyo kayıtlarında vokal katmanları özellikle “patlayıcı” bir etkini hissettirmek için birden fazla kez üste bindirilmiş.
Bazı müzik eleştirmenleri bu parçayı, Queen’in en ateşli açılışlarından biri olarak nitelendirir. Kısacası sevgili okuyucu, bu patlayıcılığa ithafen, o nar taneleri o içeceğe girmek zorunda!
Ha! Siz, “Ben küçük alevli başlangıç tabakları hazırlayabilirim” diyorsanız buyurun hazırlayın! Parçanın patlamasına yakışacaktır. Ama abartmayın.
Tabii acılı bol baharatlı atıştırmalıklar da patlama konseptine uyar. Geceye başlarken, dilde “merhaba” diyen bir kıvılcım…
İlk Lokmalar: Dalgalı Duygular ve Sürpriz Geçişler
(Death on Two Legs, Lazing on a Sunday Afternoon, I’m in Love with My Car)
“Death on Two Legs”in sertliğinin keyfine biraz da burada devam edelim. Onun hemen ardından “Lazing on a Sunday Afternoon” da retro bir huzura adım atıyorkeennn… hopp, “I’m in Love with My Car” ile rock sertliğine geri dönüş yapıyoruz. Tıpkı soframızdaki meze ve küçük atıştırmalıkların peş peşe gelen sürprizli tadları gibi… Ya da benim tuzlu şeyler yedikten sonra “ağzımın tadı bozuldu” diyerek tatlıya, tatlıyı yedikten sonra “ağzımın tadı bozuldu” diyerek tuzluya geçip girdaba kapılmam gibi…
Yemekle arası olmayanlar için şu şekilde ifade edeyim: Bir an kendinizi kabaran dalgaların üzerindeymişsiniz gibi hissediyorsunuz. Sonra sular aniden çekiliyor… sükûnet, dinginlik… Tam gözlerini kapatıp o anın tadını çıkaracakken, bir motor sesiyle irkilip “Gazla!” diye seni dürten bir elle yeni bir maceraya çıkıyorsunuz. İşte bunun gibi bir şey…
Mezeler:

Baharatlı Humus veya Acılı Ezme: “Death on Two Legs” misali, ısırır ısırmaz sert bir giriş yapsın.
Tereyağlı, Hafif Tatlı Otlu Brioche veya Minik Sandviçler: “Lazing on a Sunday Afternoon” gibi eski tarz ve masum bir tatla damağınız yumuşasın.
Tütsülü Peynirli/Köz Patlıcanlı Ezmeler: “I’m in Love with My Car”ın o dumanlı motor sesini hissetmek için tütsülü ve köz olması şart.
Roger Taylor’ın kendine özgü vokali ve motor sesini çağrıştıran davul ritimleri, parçaya neredeyse adrenalin yüklü bir atmosfer katıyor. Bazı kayıt notlarına göre, stüdyoda motor gürültüleri eklenmesi bile düşünülmüş; ancak son hâli, davul ve gitar riffleriyle bu hissi zaten kuvvetle veriyor. Vites değiştiriyormuş hissi yaratan geçişler, parçanın enerjisini her dinleyişte diri tutuyor.
Roger Taylor, “I’m in Love with My Car” parçasının arabalara duyduğu yoğun tutkuyu yansıttığını belirtirken, bazı yayınlarda parça “Benzin kokusuyla yükselen en iyi rock tınılarından biri” olarak yorumlanmış.
(İç Ses: Bu tutku gruplarda sadece bateristlere mi özgü? Gerçi Taylor’ın Pink Floyd’un bateristi Nick Mason’un eline su dökmesi pek olası görünmüyor. Çünkü Mason dünyanın en önemli on araba koleksiyoneri içinde gösteriliyor.)
Bu şekilde, her bir minik başlangıç tabağıyla albümün ilk üç şarkısının iniş-çıkışlı temposunu sofraya aktardık. Şimdi sıra sizde! Tatların üst üste binmesiyle oluşan o lezzet dalgasının damaktaki hissine kendinizi bırakmalısınız.
Yemeğin Orta Bölümü: Samimiyet ve Kabare Arası
(You’re My Best Friend, ’39, Sweet Lady, Seaside Rendezvous)
Sofranın ortasında, muhabbetin ısınmaya başladığı, küçük kahkahaların sohbete eşlik ettiği zamanlar… Albümde bu duygu akışına “You’re My Best Friend” ile giriyoruz: içten, sevecen, samimi…
Bas gitarist John Deacon’un eşiyle ilişkisine adadığı bu parça, Queen’in saf bir mutluluk anı diye tarif edilir. Bu parçanın, derin müzikal karmaşası olmaksızın kalpleri kazandığı bir gerçek. Parça, Wurlitzer elektrik piyanonun sıcacık ve yumuşak tonuyla dikkat çekerken, bas gitarın sade ve vurucu çizgisi parçayı sürükleyen unsur oluyor. Müzikal olarak basit ve direkt bir altyapıya sahip olsa da, çok katmanlı vokal harmonileri duygusal etkisini artırıyor. “You’re My Best Friend”, canlı performanslarda da seyircinin en coşkulu eşlik ettiği parçalardan biri.
Peşine “’39”un yarı folk, yarı bilimkurgu anlatısı… Ardından “Sweet Lady”nin rock neşesi ve “Seaside Rendezvous”un kabare havası… Tıpkı sofraya art arda gelen farklı dokudaki ara sıcakların çeşitliliği gibi.
Ara Sıcak Önerileri:

Narlı Roka Salatası ve Balsamik Soslu Çilekli Küçük Bir Tabak: Bu tabak “You’re My Best Friend”in tatlı, dostça hissini yansıtsın. Nar ve çilek ne için tahmin edin? Evet, yılbaşına göz kırpmak için. Rokanın yeşili ve narın kırmızısı ben bir yılbaşı tabağıyım diye bağırmıyor mu zaten?
Ballı-Baharatlı Tavuk Kanatları: “Sweet Lady”nin biraz çılgın, biraz tatlı rock tınısı… Tatlı ve baharatla zıtlıkların karşı konulmaz çekiciliği…
Karidesli Börekçikler: “Seaside Rendezvous” kabare esintisi sanki deniz kenarında bir buluşma… Hafif, eğlenceli ve sürprizli. İçinde peynir, kıyma, ıspanak ve en cesur ihtimalle pastırma beklenirken karides ve ona sinmiş deniz kokusu sevenler için de sevmeyenler için de sürpriz;)
“’39” Esintili Ufak Dokunuş: Belki zencefilli, sarı-siyah hardal tohumlu, limon otlu minik bir ezogelin çorbası; çorbanın üstüne, karamelize edilirken son aşamada susam taneleri eklenerek şenlendirilmiş soğan parçaları…
Brian May’in vokaliyle ön plana çıktığı “’39”, folk balad tınısını astronot hikâyesiyle birleştirerek benzersiz bir bilimkurgu tadı sunuyor. Havalı saçlarıyla çılgın fizikçi görünümlü astrofizikçi May, “’39”u yazarken uzaydan dönen astronotların kendi dünyalarında her şeyin değiştiğini fark ettikleri andaki hüzünlerini yansıtmak istemiş. Ama bir yandan, bir folk balad gibi basit olmalıymış. Akustik gitarın nazik ritmi ile koro bölümündeki vokal katmanları, uzay-zaman yolculuğunun hüzünlü ama bir o kadar da umutlu yanını yansıtıyor. Çoklu vokal düzenlemeleri, “uzay gemisi korosu” hissi oluşturmak için zenginleştirilmiş.
Parçaya, damakta ‘yolculuk’ hissi yaratan egzotik bir tat hoş olabilir. Karides oraya yakışacaktır. Uzaya olmasa da denizlere bir yolculuk…
Ana Yemek: Epik Zirve ve Baladın Kalbe Dokunuşu
(The Prophet’s Song, Love of My Life, Good Company, Bohemian Rhapsody)
Artık albümün zirve bölümüne giriş yapma vakti. “The Prophet’s Song”un gizemli ve uzun yapısı, “Love of My Life”ın romantik, neredeyse kırılgan baladı, “Good Company”nin Dixieland esintileri ve tabii ki, beni bu sofrayı kurmaya zorlayan “Bohemian Rhapsody”nin patlayıcı doruk noktası…
“The Prophet’s Song”da Brian May, bir rüyadan esinlenmiş. Ona göre bu parça “kıyametvari” bir ton taşıyormuş. Genel olarak parça, Queen’in en deneysel, en hipnotik epikleri arasında gösterilir.
“Love of My Life” , başrolümüz Freddie Mercury’in, Mary Austin’e olan aşkının bir ifadesi… O zamanı daha sonra şöyle anlatıyor Austin; “Yılbaşı’nda bana büyük bir kutu verdi. Kutunun içinden başka bir kutu çıktı, onun içinden de bir başkası. Bu onun tipik oyunlarından biriydi. En küçük kutudan yeşil bir yüzük çıktı. Çok şaşırmıştım. Hiç beklemediğim bir şeydi. ‘Evet, seninle evlenirim’ diye fısıldadım“. Ve ardından Freddy, evlenmeseler de sevmekten vazgeçmeyeceği Austin için bu baladı yazar.
You will remember
When this is blown over
And everything’s all by the way
When I grow older
I will be there at your side to remind you
How I still love you
(I still love you)
Bu parçayı, rock müziğin en içten aşk mektuplarından biri olarak mühürleyebiliriz sanırım.
Ana Yemek Seçimi:

Ağır Ateşte Uzun Sürede Pişmiş Et: Et seçimi siz okuyucuya kalmış. Yılbaşı sofrası diye hindiye kısılıp kalma düşüncesi beni geriyor. Fakat marine edilmiş ve telaşsız bir riüel gibi ağır ağır pişirilmiş olması önemli. “The Prophet’s Song” misali, sabırla katman katman açılan bir tat istiyoruz; her ısırıkta derinleşen bir tat…
Yanına Baharatlı veya Meyveli Sos: Vişneli yahut böğürtlenli hafif tatlı-ekşi sos ekleyerek “Love of My Life”ın o romantik yumuşaklığını tabakta buluşturalım.
Ufak Taneli Sebzelerle, Havuç Püresi veya Fırın Patates: Bu yumuşak dokulu garnitürler “Good Company” gibi tatlı bir sohbetin eşlikçisi olarak uygun… Benim tercihim, yumuşak olmasa da o tatlı hissiyatını da aldığım, karamelize edilmiş soğanlı ve kestaneli pirinç pilavı…
Bu parça, banjo, trompet veya klarnet duymuşuz hissi verse de aslında hepsi gitar orkestrasyonuyla elde edilmiştir. Bu teknik, o dönemde çok yenilikçi bulunmuş ve May’in müzikal mühendislik becerisi ise resmen parlamış.
Ve finalde, Bohemian Rhapsody!
Freddie Mercury’nin üzerinde en çok uğraştığı bestelerden biri olan bu parça, uzay operasıyla baladın harmanlandığı, rock’ı sonsuza dek değiştiren 6 dakikalık bir devrim! Çok katmanlı vokaller, piyano baladı, opera bölümü ve yüksek enerjili rock kısmıyla bir şarkıda birden fazla janrı ustaca harmanlanmış. Vokal ve enstrüman kayıtları o kadar çok katmanlanmış ki, dönemin analog bantlarının neredeyse aşınma noktasına geldiği rivayet edilir. Parçanın “Galileo!” diye patlayan korosu, koral kayıt tekniğinin en çarpıcı örneklerindendir ve Queen’e “operatik rock” unvanını getirmiştir.
İşte tam bu an, masada bir “wow” efekti şart! Tıpkı parçanın “Galileo!” diye patlayan korosu gibi, sofrada da bir minik patlama hissi!
Bunu sağlamak için minik flambé şovuyla tabaktaki et, hafif sos marifetiyle, biraz alevlendirebilir. Tabii, o zamana kadar et mideye inmiş olur muhtemel! Zaten “wow” etkisi yapayım derken damak zevkinize yanık kokusu, müzik zevkinize itfaiye sirenlerinin eşlik etmesini istemeyiz. O yüzden vazgeçelim. Parça zaten yeterince etkili! İlle de patlasın diyorsanız biraz maytap iş görür. Evet aslında bu parça için tam da lazım olan sofranın ortasında bir havai fişek!
Final Dokunuş: “God Save the Queen” ve Yılbaşı Kapanışı
(Tatlı & Saygı Duruşu ve Kapanış)
Soframızdaki albüm, Britanya millî marşı “God Save the Queen’in enstrümantal yorumuyla sona eriyor. Yılbaşı gecesinin finalinde de bir yandan geri sayarken, diğer yandan albümün kapanışındaki “kraliyete selam” hissini sofrada da yaşayabiliriz.

Çikolatalı Sufle veya Vanilyalı-Böğürtlenli Cheesecake: Hafif ‘royal’ bir hava… Üzerine ince altın yaldız serpmek veya minik yenilebilir çiçek yaprakları eklemek; işte tam da “God Save the Queen”in zarafetine bir gönderme… Canlı performanslarda da, grubun sahneden ayrılırken kullandığı bir saygı duruşu gibidir; bazen Freddie’nin pelerini ve tacıyla selamladığı bile görülür. (Gönül isterdi ki tahinli-cevizli balkabağı tatlısı olsun, balkabağından çok şey yapan royallerin bu tadı bildiklerinden emin değilim)
Yanında Çay / Kahve: İster İngiliz çayı (Earl Grey), ister saraylarımıza layık okkalı bir Türk kahvesi…
Parçanın kaydında çok katmanlı gitar harmonileri bulunur; böylece tam bir orkestra hissi yakalanmıştır.
O halde bu katmanlara vurgu yapmak için çaya vanilya, bergamut yada portakal çiçeği; kahveye de biraz kakule eklemek fena olmaz.
“A Night at the Opera”, Queen’in müzikal dehasını milyonların sofrasına taşıyan en görkemli albümlerden biri. Bu görkemi yılbaşı sofranızla buluşturmak, hem kulağınıza hem damağınıza şölen yaşatacak.
Sağlıklı, afiyetli, gönül ve ağız tadınızın bozulmadığı nice mutlu yıllara!!!


