The Cure’un temelleri, 1976 yılında Crawley’de lise sıralarında kurulan Obelisk ile atıldı. Robert Smith’in kırılgan olduğu kadar sivri söz yazarlığı, Michael Dempsey’nin melodiye öne çıkaran bas gitaristliğe doğru formülü buldu. Grubun ilk davulcusu Lol Tolhurst ise o dönemlerde davul tekniğini yeni oturttuğu için çok bir şey demek mümkün değildi. Robert Smith’in büyük bir David Bowie, Nick Drake, The Stranglers ve Buzzcocks hayranı olması, The Cure’un müziğinin temelindeki çeşitliliğin anahtarıydı. 1978’de adlarını Easy Cure’dan, The Cure’a dönüştüren grubun çıkarmak istediği bir albüm vardı. Punk müziği oluşturan hıza eklenen dokunaklı melodiler Robert Smith’i ayrıştırmaya başladı.
İlk Adım

Three Imaginary Boys’un yazım ve kayıt süreci, The Cure’un hem nahif hem de öfkeli halinin ilk adımı oldu. Bu ilk adım, aynı zamanda The Cure’un 50 yıla yaklaşan başarılarla dolu yolunu inşa etti. Ancak şarkıların yazım süreci kolay geçmedi. Robert Smith’in şarkı taslakları, çoğu kez evde tek başına gitarla mırıldandığı minimal denemelerden yola çıkıyordu. Bas ve davul ise Smith’in açtığı yolda ilerlemeye, sesini bulmaya çalışıyordu. Tam da bu noktada bir çatışma çıktı. Albümün prodüktörü Chris Parry, 70’lerin ikinci yarısına damga vuran new wave dalgasından yararlanabileceğini düşünüyordu The Cure’un. Bu yüzden karanlık ve hatalı sesleri ortadan kaldırıp temiz ve parlak bir sound’a davet etmişti grubu. Ancak Robert Smith bu öneriyi, Parry’i kovmakla tehdit ederek yok saydı. Ancak kayıtlardan sonra Parry, ‘10:15 Saturday Night’, ‘Fire in Cairo’ gibi şarkıların sound’unu gruba sormadan değiştirdi. Hatta grubun en büyük hiti ‘Boys Don’t Cry’da da yapmaya yeltenmiş ama grup bu durumu albüm çıkmadan fark etmişti.
Kayıtlar sırasında The Cure, Londra’daki Morgan ve Olympic stüdyolarında düşük bütçeyle, çoğu zaman canlı çalarak çalıştı. Bu da parçaların taşıdığı canlı müzik hissini sağlayan temel parametre oldu. Smith’in vokallerinde duyulan o hafif tedirginlik ve çekingenlik, grubun kişisel ve yaratıcı çatışmalarla yoğrulan ilk döneminin bir yansımasıydı.
Hit Yaratmak
“Three Imaginary Boys”, gelecek vadeden bir grubun gençliğini sonuna kadar hissettiğimiz bir albüm olarak değerlendirilmeye çok yakındı ‘Boys Don’t Cry’ olmasa. Çünkü bu şarkı aradan geçen 46 seneye rağmen hala en çok dinlenen The Cure şarkısı. Bir başka deyişle The Cure da tıpkı Radiohead gibi en büyük hitini ilk albümünde yapmış sonra da bu şarkıyla arasına mesafe girmişti. Böylesi bir hit yaratmak, The Cure’un ilk adımıyla uluslararası görünürlüğe ulaşmasını sağladı ve sonraki adımı için maddi, manevi kapılar açtı.Robert Smith’in melankolik zihnini ile 70’ler popuyla buluşturduğu bu şarkı, adeta hit nasıl yapılır sorusuna cevaptı. Şarkının efektten uzak yalın gitar dokusu, içe kapanık sözleri ve spoken word’den hallice vokalleri, tüm tuşlara doğru bastığının ispatıydı. Bu hit sayesinde The Cure, yalnızca karanlık bir köşede 100 kişinin bildiği bir grup değil, öncü olma cesaretini gösterecek bir harekete dönüştü. Bu sebeple ‘Boys Don’t Cry’, The Cure’un geleceğini belirleyen mihenk taşı oldu. Her ne kadar bir daha bu şarkıya benzer hiçbir şey yapmamış olsalar da…
- Puan: 7/10
- Tür: Post-punk, new wave
- Yayın: 1979
- Süre: 35 dakika
- Label: Fiction
Ürün sayfası ve detaylar için Beatsommelier websitesine göz atabilirsin!


