Müzik Tarihinin Kayıp Albümleri

Erdem Çakılcı
Okuma Süresi: 5 Dakika

Jimi Hendrix – First Rays of the New Rising Sun (1970)

Jimi Hendrix 1970 yılındaki vefatından önce First Rays of the New Rising Sun adını verdiği kapsamlı bir albüm üzerinde titizlikle çalışıyordu. Eski hit şarkılarının radyo odaklı yapısını terk ederek soul caz ve funk türlerini harmanlayan daha derin ve ruhani bir müzikal arayışın içine girmişti. Ölümünden sonra parçalarının bir kısmı farklı albümlerde toplansa da bu iddialı projesi hiçbir zaman tam olarak tamamlanamadı. 

Pink Floyd – Household Objects (1974)

Pink Floyd 1973 yılında yakaladığı büyük başarının ardından üzerlerindeki baskıyı aşmak için sıra dışı bir yola başvurarak enstrümansız bir albüm kaydetmeye karar verdi. Haftalarca stüdyoda lastik bantlar ve su dolu kadehler gibi gündelik nesnelerden sesler türetmeye çalışsalar da bu sürecin hem çok yavaş ilerlediğini hem de istedikleri duygusal derinliği vermediğini fark ettiler. Sonunda bu projeden vazgeçseler de o dönem kaydettikleri kadeh sesleri daha sonra grubun en ikonik parçalarından birinin girişinde hayat buldu.

Marvin Gaye – Love Man (1979)

Marvin Gaye zorlu boşanma sürecinin ardından Love Man albümüyle dans pistlerine neşeli ve hareketli bir dönüş yapmayı hedefliyordu ancak artan vergi borçları ve yaşadığı bağımlılık sorunları bu planları gölgeledi. Sanatçı bu süreçteki çalışmaların bir kısmını daha sonra In Our Lifetime albümü için yeniden şekillendirdi. Yine de o dönem kaydedilen orijinal parçaların Gaye’in kariyerinin son dönemindeki en enerjik ve etkileyici ritimlerden bazılarını barındırdığı söylenir.

Prince – Camille (1986)

Prince seksenlerin ortasında yaratıcılığının zirvesindeyken sesini incelterek yarattığı Camille karakteriyle oldukça sıra dışı ve deneysel bir albüm hazırlamıştı. Funk öğelerinin ağırlıkta olduğu ve Housequake gibi ikonik parçaları barındıran bu çalışma piyasaya sürülmesine sadece haftalar kala sanatçının vazgeçmesiyle rafa kalktı. Şarkıların çoğu daha sonra Sign o’ the Times albümüne dağıtılmış olsa da Camille projesi bugün sanatçının değişken kimliğini anlamak adına eşsiz ve büyüleyici bir parça olarak görülüyor.

David Bowie – The Gouster (1974)

David Bowie, Thin White Duke karakterine bürünmeden ve Station to Station gibi efsanelere imza atmadan önce aslında “plastic soul” denilen müzik türüne kafayı takmıştı. Young Americans albümünün ham ve daha funk odaklı bir öncüsü olan The Gouster, Chicago’nun siyahi gençlik kültüründen ilham alarak ortaya çıkan çok daha sert ve derinlikli bir projeydi. Şarkıların büyük bir kısmı sonradan radyolarda çalınması için cilalanıp Young Americans’ta yer alsa da orijinal kayıtlar çok daha sürükleyici ve ritmik bir yapıya sahipti. Bu albüm Bowie’nin glam rock geçmişi ile Berlin döneminde keşfedeceği deneysel sanat müziği arasında duran, onun en ruhani ve kendine has anlarından biriydi.

Velvet Underground’ın Kayıp 4. Albümü (1969)

John Cale ayrıldıktan sonra Velvet Underground kendi adlarını taşıyan üçüncü albümleriyle daha melodik ve etkileyici bir tarza yöneldi. Grup 1969 yılında hem deneysel köklerini hem de daha geniş kitlelere hitap eden rock tarzını birleştiren on dört şarkılık yeni bir albüm kaydetti. Ocean ve Sweet Jane gibi harika parçaların yer aldığı bu dönem Lou Reed’in şarkı yazarlığının en duru ve ritmik halini yansıtıyordu. Ancak plak şirketinin uyuşturucuyla ilişkilendirilen grupları bünyesinden çıkarma kararı nedeniyle kayıtlar rafa kaldırıldı ve grup sözleşmeden çıkarıldı. Bu şarkılar yıllar içinde farklı albümlerde gün yüzüne çıksa da 1969 tarihli bu kayıp albüm hala grubun müzikal yolculuğundaki en önemli ve eksik halka olarak görülüyor.

Green Day – Cigarettes and Valentines (2003)

Green Day 2000’lerin başında folk tınılı albümleri Warning sonrasında punk köklerine dönmek için hazırlık yaparken stüdyodaki tüm kayıtlarının çalınmasıyla büyük bir şok yaşadı. Şarkıları baştan kaydetmek yerine tamamen farklı bir yöne gitmeyi seçen grup bu sayede kariyerlerinin zirvesi kabul edilen American Idiot’ı ortaya çıkardı. 

Dr. Dre – Detox (2000’ler)

Hip-hop dünyasının gelmiş geçmiş en büyük şehir efsanesi olan Detox, Dr. Dre’nin 2001 albümünden sonraki veda şaheseri olarak planlanmıştı. On yılı aşkın bir süre boyunca sayısız yapımcı ve yazarın emeğiyle hazırlanan bu proje, Dre’nin aşırı mükemmeliyetçi tavrı yüzünden bir türlü tamamlanamadı. Sürekli kaydedilen binlerce dize ve sızdırılan tek tük parçalara rağmen Dre her defasında rotasını değiştirdi ve sonunda 2015 yılında çıkan Compton albümüyle bu beklenti tamamen rafa kalktı. 

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir