Wire – “Pink Flag” Albüm İncelemesi

Ant Arın Şermet
Okuma Süresi: 3 Dakika

Punk müziğin etkisinin zirveye ulaştığı, hatta o zirveden, yavaş yavaş duraklamaya geçeceği günlerde Wire diye bir grubun varlığını öğrendi dünya. Sonraki yıllarda post-punk’la özdeşleşecek birçok müzikal düzenlemenin bulunduğu grubun ilk albümü olan “Pink Flag”, birçok grubun pusulası olacak kadar ilham verici fikre sahipti.

“Pink Flag”: Post-Punk’ın Anıt Albümü ve Wire’ın Sahnede Doğuşu

Harvest etiketiyle çıkan albüm, 1977’nin son günlerinde çıktı. Wire’ın klasik olarak tanımlayabileceğimiz, “Pink Flag”in de yer aldığı ilk üç albümü olan “Chairs Missing” ve “154”un da prodüktörlüğünü yapan Mike Thorne’un yolu grupla bu süreçte kesişti. 

Özellikle gitarların ve davul sound’unun oturmasında azımsanmayacak bir yeri olan Thorne, bu sayede post-punk’ın ilk büyük prodüktörlerinden biri olarak tanımlanır hale geldi.

“Pink Flag” çıktığında Birleşik Krallık’taki müzik yazarları bu albümü nasıl tanımlayacağını pek bilmiyordu. Herkesin ortak cümlesi ‘minimalist bir albüm’ olduğu ve ‘önceden duymaya alışık olunmayan ritimler kullanıldığı’ yönündeydi. Kimse albüme kötü bir şey diyemese de çok da sevdiklerini dile getirmek zordu.

Wire

Minimalizmin Meydan Okuyan Yüzü: Wire’ın Etkisi ve Albümün 46 Yıllık Yankısı

Ancak Wire, kısa sürede çaldığı ufak mekanların tamamını kapalı gişe haline getirip o konserlerden çıkan insanların birbirleriyle olan kurdukları iletişim, Wire’ı daha ilk birkaç albümden post-punk’ın büyük babası haline getirdi. “Pink Flag” de bunun bir nevi anıt albümü olarak tarihteki yerini aldı. Trousser Press isimli bir gazetede, Ira Robbins imzasıyla çıkan yazıdan ufak bir kısmı sizinle paylaşmak isteriz.

“21 parçadan oluşan albümdeki hiçbir şarkı, tam olarak şarkı değil… Kolay anlaşılan, alışık olduğumuz bir şarkı yapısı veya ölçüsü yok. Her biri yeni bir şeyleri keşfediyor, tanımlıyor ve dinleyiciye meydan okuyor. Kesinlikle kolay dinlenecek bir albüm değil. Bunun keyifli bir albüm olduğunu söyleyemem. Belki de sadece öylesine bir albümdür. Ama deneyimlemediğiniz sürece anlama şansınız da yok.”

Robbins, 46 yıl önce hem Wire’ı hem de post-punk’ı “Pink Flag” üzerinden oldukça makul bir tanımlamayla ele almış diyebiliriz. Sonda bahsettiği ‘deneyimlemediğiniz sürece anlama şansınız da yok’ cümlesi oldukça doğru bir tespit olsa gerek. Çünkü R.E.M.’den Michael Stipe, Wire’ı dinledikten sonra bir grup kurmaya karar verdiğini ve R.E.M.’in en büyük ilham kaynaklarından birinin Wire olduğunu dile getirmişti.

Bu kadar da değil, britpop’un önemli temsilcilerinden Elastica’nın ‘Connection’ şarkısındaki riff, size tanıdık geldi mi? ‘Three Girls Rhumba’yı dinlemenizi öneririz… Ya da Blur’den tanıdığımız Graham Coxon’ın solo kariyerinin sekizinci albümü olan 2012 tarihli “A+E”, “Pink Flag”den esinlenerek yapılmış bir albüm.

Şu anki post-punk sahnesindeki grupların tamamının Wire’a duyduğu saygıya girmiyoruz bile. Iggy Pop, punk sahnesi için neyse Wire, post-punk sahnesi için o. “Pink Flag” de bu anıtsal kariyerin, muhteşem başlangıç adımı.

  • Albüme puanım: 9/10
  • Tür: Post-punk, punk
  • Plak aldıran şarkı: Three Girl Rhumba

Ürün sayfası ve detaylar için Beatsommelier websitesine göz atabilirsin!

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir