Konserler herkeste bir beklenti yaratır. İlk defa izleyecek olsak bile beklentimizin düşük veya yüksek olduğu konserler mutlaka vardır. En azından izlediğimiz konser videolarından neler yaşayacağımızı kestirebiliriz. Ama bazı konserler de vardır ki tahminimizin de beklentimizin çok çok önüne geçerler.
Dün gece Kneecap kendine has müziğini yine kendine has sahne tarzıyla ilk defa İstanbul’a taşıdı. Konserin etkileri eminim ki orada olan herkeste hala devam ediyordur. Çünkü nasıl Kneecap’i sıradan bir hiphop grubu olarak değerlendirmiyorsak, canlı performanslarını da öyle değerlendirmemiz kendilerine çok büyük haksızlık olur. Müziğin, dansın, politik mesajların, tamamen çekirdek bir hayran kitlesiyle bir araya geldiğinde ortaya çıkan enerji nasıldı, neler oldu gelin beraber bakalım.
Ankara’nın Rap Hafızası İstanbul’da: Mode XL
Mode XL bir ön grup olarak belki de Kneecap’in tam karşılığı olmayabilir. Ancak çıkış yaptıkları dönemde İstanbul rapçileri piyasada ağırlıktayken, Ankara’nın kent kimliğiyle yoğrulmuş bir kültürün ürünüydü bu ikili. Tıpkı Kneecap’in yerel gücünü koruyarak kendine has bir tarz geliştirmesi gibi aslında durdukları yer. 2000’lerde tüm gücüyle artan Türkçe rap dalgasıyla grup yükselişine devam ederken, 2010’larda old school tarzdan uzaklaşmasıyla grup da üretimini azaltmıştı.

Ancak birkaç yıl önce gerçekleştirdikleri geri dönüşü bu yıl çıkan Esenboğa albümüyle taçlandırdılar. Bu geri dönüş de onları seyircileri Kneecap’e hazırlayacak en iyi tercihlerden biri haline getirdi. Çok sevilen eski şarkılarının dışında yeni albümden de şarkıları davul-gitar-klavye eşliğinde canlı olarak çalmaları da beğeni topladı. Diğer yandan bir Ankaralı olarak da konserine heyecanla geldiğim bir grubun ön sanatçısı olarak sahnede yer almaları beni farklı bir taraftan gururlandırdı.
Free Free Palestine!
Kneecap sahnesine gelen herkes bunun bir rap konserinden ibaret olmadığının farkında olarak geldi dün akşam. Grubun politik duruşu ve söylemleri sahne içinde ve dışında devam ederken konserlerinden bundan bağımsız geçmesi düşük bir ihtimaldi. Yine İrlanda’dan yakın arkadaşları olan Fontaines D.C’nin Favourite şarkısıyla sahneye çıkışları hazırlanırken daha konserin başında yıllardır olduğu gibi Filistin’e desteklerini ekranlardan Türkçe olarak yazdıkları “Filistin’e Özgürlük” sloganıyla gösterdiler.

Smugglers § Scholars, Better Way To Live Sick in The Head gibi şarkılarıyla giriş yapan grup başlangıçta kalabalığın tansiyonunu biraz daha dengeli tutmaya çalıştı. İlk defa ülkemizde konser veren grup konser sonuna kadar tekrar edeceği o cümleyi, eşlik etmesi zor İrlandaca-İngilizce karışımı şarkılara bir şekilde eşlik etmeye çalıştığını gördükçe, kurmaya başladı. “Buradaki ilk konserimiz ama kesinlikle sonuncu olmayacak!”
Rap, Rave, Punk ve Politika Aynı Sahnede Buluşursa?
Şarkıların temposu yavaş yavaş yükseldikçe izleyiciler de bu ikramı geri çevirmedi ve şarkılara eşlik ederken bir yandan kendilerinden geçerek dans etmeye başladılar. Ortaya çıkan görüntü, izleyicilerin dansı Dj Provai’nin mixer’ın başından ayrılıp kalabalığı yönetmeye katılması ve ekranda çıkan efektlerle birlikte artık sıradan bir hiphop konserinden çok bir açık hava rave partisiydi.
Mo Chara ve Moglai Bap şarkı aralarında bir yandan İngiliz hükümetine sataşıp Filistin’e desteklerini tekrarlarken, bir yandan izleyiciler içinde sırtlarına İrlanda ve Filistin bayraklarını geçirip gelenler o bayrakları havaya kaldırarak sloganlara eşlik ediyordu. Artık tansiyon sadece şarkıların içinde değil, şarkı aralarında bile yüksek bir noktaya gelmişken grup kalabalığın enerjini atması için başka yollara başvurmaya başladı.
Bir Rap Konserinde Moshpit, Crowd Surfing ve Meşaleler!
Kneecap’in standart bir hiphop-rap deneyimi sunmadığını zaten biliyoruz. Bunun konserlere olan yansıması ise bu durumun en iyi kanıtlarından biri. Normalde metal konserlerinden aşina olduğumuz ve bir çember içinde kalabalığın birbirini iterek oluşturduğu bu konser aktivitesi yüksek tempolu rap konserlerinde olan bir şey. Konser videolarından da bunun olacağını elbette biliyordum. Ancak I Bhfiacha Linne, Rhino Kat, FENIAN, gibi enerjisi yüksek şarkıların arka araya gelmesiyle bunu yaşayacağımı, hatta artık biraz da yaşın ilerlemesinden dolayı bu moshpit-pogo işlerinde kaçmaya başlamış olsam da koşa koşa gidip o moshpite dalacağımı söyleseler, “henüz o kadar delirmedim” derdim. Kneecap’in dün gece başardığı şeylerden biri kesinlikle buydu. Kalabalığı eğlenceden delirtmek.

Düşmeyen enerjiye bir de organizatörlerin yaptığı sürprizle sahne önünde yaktıkları meşaleler de eklenince hem grup üyeleri hem de seyirciler kendilerinden geçmeye devam ettiler. Hatta grup üyeleri konserin ortalarında birkaç kez seyircilerin arasına dalsa da konserin son şarkısı Recap’a doğru Dj Provai’in o meşhur İrlanda balaklavasıyla kalabalığın üstünde yatarak yaptığı o sörfü görmek konserin paha biçilemez anlarından biri olarak aklımızda kaldı.
Konserden Bize Kalanlar: Politikanın Yeni Sahne Dili
Anlamanın ve konuşmanın ötesinde çoğu insanın zor taklit edeceği bir dilde yapılan rap şarkılarına dün akşam herkes eşlik etmeye çalışırken aslında neden bunun sıradan bir konser olmadığını bir kez daha anladım. “Unutulmaz bir konserdi” gibi çiğ bir anlatım asla dün akşam yaşanan hislerin karşılığını vermez. Bu hem kalabalığın içindeki enerjiyi tüm potansiyeliyle ortaya çıkaran Kneecap’e, hem de grubun verdiği siyasi mesajları anlayan ve onların yanında duran izleyicilere haksızlık olur.
Kneecap’in her geçen yıl giderek popülerleşmesi bir tesadüf değil. Yaptıkları her şarkıyla aslında aktivist olmanın hakkını veriyorlar. Hatta o kadar iyi hakkını veriyorlar ki günümüzde gerek ülkemizde gerek dünyada gençler arasında hızla yayılan apolitik kimliğin karşısına iyi bir alternatif olarak çıkıyorlar.
Zaten köhneleşmiş siyaset tarzından sıkılan gençliği sert mizahları, şehir aidiyetleri, yüksek enerjili müzikal altyapıları ile politik olmanın farklı bir yönünü gösteriyor. İrlanda Cumhuriyeti gibi büyük acılar yaşamış bir ülkeden, üstelik bu halkın belki de Britanya Krallığı’nın en zorlayıcı koşullarını yaşamış simgeleşmiş bir şehir olan Belfast’tan çıkan Kneecap bir yandan da politik olarak güçlü bir kimliğe sahip.
Son yıllarda Filistin soykırımına olan duyarlılıkları ve otoritenin karşısında yer alan muhalif kimlikleri bazı festivallerden çıkarılmalarına neden olsa da onlar davalarından vazgeçmiyor. Bu politik kimlik aslında yarattıkları müzikal kimlikle bir araya gelince izleyiciler sadece bir konser katılımcısı değil aynı zaten bir eylemciye dönüşmeye başlıyor. Artık desteklediğimiz fikirleri bir takım elbiseden duymaktansa, eşofmanlı şapkalı şarkı söyleyen kişilerden duymak bize daha iyi hissettiriyordur belki de. Bu noktada sanırım bu konser incelemesini ve konseri özetleyen son sözü Emma Goldman’a atfedilen bir cümleyle kapatmakta fayda var.
“Dans edemeyeceksem, bu benim devrimim değildir.”


