Mitski – “Be the Cowboy” Albüm İncelemesi

Andaç Üzel
Yazar:
Okuma Süresi: 4 Dakika

Öyle kolay kolay kandırılamayacak, ayakları yere basan, duyduğu her şeyi olduğu gibi kabul etmeyen, etrafa hafiften gözlerini kısarak ve kuşkuyla bakan bir müzik aradığınızı biliyorum. Aramasaydınız burada olmazdınız. Buluşamazdık. Bizi burada buluşturan şey, hepimizin aynı şeyleri araması.

Mitski’nin Müzik Evreni: Rahatsızlık, Duygudaşlık ve Paylaşılan Hikâyeler

Biz hep biraz rahatsız hissediyoruz kendimizi. Kuşkulu ve bazen de tedirginiz. Çoğunlukla da rahatsızız. Bizi biz kılan şeylerden biri bu. Sizi yakından tanıyorum çünkü bu albüm bir şekilde önünüze düştü. Buraya kadar geldiğinize göre çok büyük ihtimalle aynı hisleri paylaşıyor, aynı şeyleri arıyoruz. Bizi Mitski’nin müziğine bu duygudaşlık itti. 

Duygudaşlık demişken, eğer daha önce hiç Mitski dinlemediyseniz bir albümün bu kadar ortak duygularla bezeli olduğunu uzun zamandır görmemişsinizdir.

Ayaklarını sağlam bastığı zeminden güç alarak, kırılgan tarafını gizlemeyen ve gücünün de farkında olan bir müzisyen ve onun üretimleriyle karşılaşmak her seferinde heyecan verici elbette ama Mitski’yi farklı kılan şey bütünlüklü hikayelerle karşımıza çıkması. Onu farklı kılan, hikaye anlatma biçimi ve anlattığı hikayelerin birbiriyle olan paralelliği. 

2014 yılında çıkardığı Bury Me at Makeout Creek albümünden önce piyano ağırlıklı müzik yapan Mitski, o albümle birlikte piyanonun yerine gitarı getirmeyi seçti.

Bury Me at Makeout Creek’ten Be the Cowboy’a: Mitski’nin Dönüşümü ve Şarkı Yazarlığındaki Zirvesi

Mitski

Denemekten çekinmeyen ama denerken de kendi olmanın farklı yollarını keşfeden bir müzisyen olarak bu hareketi hem cesur duruyordu hem de “tam olnun yapacağı bir iş” gibiydi. Mitski’den de direksiyonu aniden kırmak dışında pek bir şey beklenmezdi sanki. Onu bu yüzden sevdiğimizin çoktandır farkındayız çünkü.

Bu gitar seçiminin en net çıktılarını ise Be the Cowboy ile görmeye başladık sanırım. Zira Be the Cowboy, kendi halinde bir albüm olmasının yanında bir diğer dönüşümü de barındırıyordu. Bu sefer de gitarın tonlarını değiştirmişti yakın dostumuz.

Bir önceki albümünde bir öğrenci orkestrasının gücünü arkaya alarak çok sesliliğin sınırlarında dolaşan Mitski, Be the Cowboy ile daha fazla içeri dönüyor, sound’unu da buna göre biçimlendiriyor ve bu içe dönük hikayeleri sanki elindeki çay  fincanına bakarak anlatıyordu.

Hiç şımarık olmayan, gösteriş peşinde koşmasa bile benzersiz gelen vokaliyle kitleleri çoktan peşinde sürüklemeye başlamış bir cesur müzisyenin çağdaşlarından pozitif ayrışan bir diğer adımıydı bu.

Öyle ki, Bury Me at Makeout Creek ile Be the Cowboy albümleri arasındaki en büyük benzerlik de aslında Mitski’nin kendine has vokali. O albümden Be the Cowboy’a kadar değişen en önemli şey de muhtemelen sound değil. Zira bana göre en önemli değişiklik, Mitski’nin her geçen gün daha da iyi bir şarkı yazarına dönüştüğünü peş peşe gelen iki albümle kanıtlaması.

Be the Cowboy, kendisinin o ana kadar en iyi inşa edilmiş parçalarının birbirine bağlandığı, ders kitabı niteliğinde bir bestecilik eseri. Hiçbir şarkısında “burası diğer parçalarla uyuşmuyor” dediğiniz en ufak bir geçiş, en ufak bir partisyon bulamıyorsunuz. Üstelik istisnai denemelerde bulunurken bile. İkna ediciliği kendi halinde takılarak söylediği şarkılarında saklı. Samimiyeti ise açıkça doğuştan.

Mitski’nin albümleri içinde kendine has bir yer ediniyor Be the Cowboy. Beatsommelier kataloğunda da kendine has bir yeri var. Tüm bunlar bir aradayken de hepimize bu albümü arşivlerimize eklemek düşüyor. En başta sizi tanıdığımı söylemiş miydim? Sizi tanıyorum, bana benzediğiniz için. Dertlerimiz ortak, Mitski’nin müziğindeki şu insanı yakan samimiyet gibi.

  • Albüme puanım: 8/10
  • Tür: Indie
  • Plak aldıran şarkı: Lonesome Love

Ürün sayfası ve detaylar için Beatsommelier websitesine göz atabilirsin!

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir