Eski Beyoğlu Mekanları: Piya 2.Bölüm

Murat Beşer
Yazar:
Okuma Süresi: 8 Dakika

Bir komün tecrübesi

Saydam Günleri ve fotoğraf sanatı üzerine Yücel Tunca çok ciddi bir emek sarf ediyordu; süreklilik içindeki bu etkinlikler dizisi fotoğrafçıların da buluşma noktası yapmıştı Piya’yı. Yücel aynı zamanda hem ders veriyor hem de Evrensel Gazetesinde muhabirlik yapıyordu. 

Piya açıldıktan kısa bir süre sonra söyleşi yapmak için gelmiş, yeni tanıştığı insanları dinledikten sonra “ben de katılacağım” demişti. 

Deniz Bayrak, Muharrem Akgün ve Hüsamettin ise doksanlı yılların başında Piya öncesi Grup Baran üyesiydi. Üçlü Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ne başladıktan bir yıl sonra Beyoğlu’da üzeri eşofmanlı, boyalar içinde Hüsamettin ile karşılaştılar. Kültür merkezi yapmayı düşündükleri Piya’dan bahsetti, orayı boyuyorlardı. Ders vermek üzere Deniz hemen Piya’ya dahil oldu. Doksanların başında sol içinde müzik yapanlarda büyük bir kırılma vardı. Mevcudu reddetme, onu aşarak yeni bir şeyler ortaya çıkarma dürtüsüydü bu. U2’yu, Jethro Tull’u, Peter Gabriel’i devrimci diye algılıyorlardı. Deniz, Grup Baran’ın Mersin konserine Iron Maiden tişörtüyle çıkmış, Onur Akın ise bunu tasvip etmediğini ima etmişti. Iron Maiden İngiliz bayrağından dolayı sağcı, Jethro Tull flüt çalıyorlar diye solcu algılanıyordu. Bu gülerek anlatılan bir anının ötesinde sol içindeki arayış, belirsizlik ve yönsüzlüğe de işaret ediyordu. Benzer bir tereddüt alkol tüketimi konusunda da yaşanıyordu. Aslında dışarıda dayanışma konserlerinde alkol tüketmeyen kitle, Piya’ya geldiğinde elinde birayla rakıyla şarapla takılıyor ve bunda bir beis görünmüyordu. Piya bu anlamda birilerinin dışarıda yapmadığı şeyler için özgürlük alanıydı. Piya ayrı yerlerden gelen insanlardan oluşmasına rağmen bazı güçlü ortak paydalar onların kolaylıkla anlaşabilmelerini sağlıyordu. Örneğin Ali Elver ile Kazım Koyuncu, Piya’ya gelişlerinin ikinci haftasında kısa sürede kurulan gönül bağı ve güven ilişkisi nedeniyle Mehmet Çetin tarafından kolektife davet edilmişlerdi.  

Çalıştıkları stüdyoda bir davul seti bir gitar ve bas amplisi vardı; müzikal manada yatırım yapılmamıştı. Kayıt yapmak çok masraflı olduğu için Piya bünyesinden albüm çıkmamıştı. Burada şarkı provaları ve küçük dinletiler yapılıyordu ama albüm mümkün olmamıştı.

Mekânın dışındaki etkinlikleri desteklemek amacıyla başta Okmeydanı’ndaki Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezine gibi muhalif kurumlara da sanatsal destek veriyorlardı. Bu işlerin örgütçüsü Mehmet idi. Bir kez de Hollanda ve Almanya’ya gitmişlerdi. Destek amacıyla konserler veriyorlardı. Avrupa’da yapılan Piya çalışmasında, Duisburg’da kolektif bileşeni Alirıza Güler ve arkadaşları çalışmayı göğüslemişlerdi. Burada Mehmet Çetin’in dahil olduğu Necati Teyhani Cazz Piya müzik topluluğu yer almıştı. 

Susurluk kazasından sonra yapılan Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık eylemleri, her gün saat 21.00’de yapılıyordu. O esnada Piya’da kim varsa Mis Sokak’ın köşesinde toplanıp slogan atıyorlardı. Dönemin belalı komiseri Hortum Süleyman da her eylemde ekibiyle karşıda bekliyordu. Eylem bitince Demir Kafe’de tavla atmaya gidiyorlardı. Piya kurulduğu günlerde de Paşabahçe grevi vardı. Bunlar da destek ziyaretine gitmişlerdi ama işçiler fabrikayı işgal etmiş, içeri kimseyi sokmuyorlardı. Kapıdaki gözcüye “biz şairiz, şiir okumaya geldik” dediler. Gözü içeri telefon etti. Yanıt: 

– “Ya bırak şimdi ne şiiri, biz burada direnişteyiz”. 

Fotoğraf : Yücel Tunca

Her ne kadar parayı kolektifleştirmiş bir komün olsalar da maliyeye turizm, inşaat ve matbaacılık yapan bir limited şirket olarak kayıtlıydı Piya. İnsanların belli bir görüş etrafında, gönül bağı ile çalıştıkları bir yerdi ama işin bir de ticari tarafı olmak zorundaydı. Biri parayı çekip çevirmeliydi ayakta kalmak için. Bu işlere daha ziyade Mehmet bakıyordu. Çalışanlar en kötü karnını doyuruyordu ama kimse cebine birikim yapacak kadar para koymuyordu. Hatta bazen birilerinin kendi kaynaklarından içeriye aktardığı bile oluyordu. Aslında isteseler burası büyük paralar kazanabilirdi, örneğin Kelaynak sürekli doluydu ama hiçbir zaman ticarethane olarak görülmedi. Para kazanmak ile solculuk arasındaki yaman çelişki devreye girdiğinde para kazananlar sessizce kınanıyordu.

Yayınevi de hep faaldi ama diğer katların kazandığı parayı emiyordu. Ticari iş basmaktan ziyade amaçları kitapsızları kitap sahibi yapmaktı. Bir ara caddede “şiir yazarı şair” olarak tanınan meczup bile “kitabımı basın” diye gelmişti. 

Bir iki kez çalışanlardan dolayı para konusunda tatsız şeyler yaşamışlardı ama bunlar münferit hadiselerdi. 2004 yılına gelindiğinde elektrik, su, vergi türünden epey borç birikmişti. İşletme müdürü eski Dev-Yolcu Fadıl Öztürk idi. 

Fatma Karlık ile Makbule Aygün, Piya’ya yakın yerde ev yemekleri yapan Tencere’nin ortağı idi. Bulundukları binada Söz Dergisi, Grup Kızılırmak ve Orhan Kahyaoğlu’nun Korsan Yayınları vardı. Yemeğe gelen Piyacılarla tanıştıktan sonra burada Piya’nın kitapları satılmaya başlamıştı. İki yıl sonra da Tencere kapanınca Makbule kolektife dahil olarak Kelaynak Kafe’ye işletmeci olmuştu.  Makbule’nin ardından direksiyona Gürol geçmiş “ben burayı çok güzel yapacağım” vaadiyle çalan müziklerle el atmış, yeni DJ’lerle üniversiteli gençleri getirmeye başlamıştı. Hakan Orman da DJ’lerden biriydi. Etiler’den Bebek’ten gelenler vardı. Mekânda o kadar modern ve güncel bir hava esiyordu ki, Gürol kapıya güvenlik koymuştu, kolektif üyeleri Mehmet Çetin’in, Fadıl’ın eşi dostu bile kapıdan giremiyordu. Çok keyifli bir dönemdi ve ticareten de görece başarılı olmuştu ama değişen koşullara dayanamayınca bir dönem Eski Beyrut’u işleten Özgür Fındık ile abisi Özkan işe el atmışlardı. O süreçte barmen Molotof Ali (Kaçar) idi. Cevriye’nin kardeşi Özgür Demir ile Gürol da Tünel’de (Piya’dan bağımsız) OHM adında bir elektronik mekân açmıştı. Derken son kavşakta Cevdet talip olmuştu Piya’ya, “bütün borçları ben kapatırım” diye. Nihayetinde anlaştılar, para almadan devretmişler, Cevdet burayı daha sonra Tarkan Konar’a devredince Uçan Ev adıyla açılmıştı. Cafe/Bar’ı devralan yeni kişiler yayınevinin binadan çıkmasını isteyince Nesimi Aday, kitapları ve evrakları götürüp eczanesinin deposuna koymuş ve Piya’nın pratik kültürel ölümü de böylece gerçekleşmişti.

Fotoğraf : Yücel Tunca

Piya, Uçan Ev olduktan sonra, yeni bir Piya teşebbüsü olmadı, çünkü aradaki tutkal Mehmet idi ve o da Hollanda’ya göçmüş, ayrıca oluşum konusundaki para pul konularını ve yapılan her eleştiriyi göğüslediği için de yıpranmıştı. Piya’nın kapanışı özellikle maddi açıdan sancılı olmuştu. Piya’nın diğer neferleri de bazıları evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış, bazıları hayatın zorlukları karşısında iş hayatına atılmış, kısaca dağılmışlardı. Önder reklam ve yayıncılık işe girmiş, Kazım müzik kariyerinde kendine bir yol çizmiş, Gürol sırra kadem basmış, “Yaralı Bir Keman İçin Mi Sesi” kitabını çıkaran sinemacı-şair Celal Çimen İstanbul’u terk etmiş, adaşı grafiker Celal Erciyes ajansta, Ali Elver ise Babylon’da çalışmaya başlamıştı. 

Zamanla ilişkiler ağı değişime uğramış, komün dağılmıştı ama kazanımları benzerlerin birbirlerini bulmaları, aynı ruh çatısı altında yaşadıkları olmuştu. Komün düşmüş ama zaptedilememişti. Bu bir yenilgi değildi, tecrübeydi. Birbirlerinin aynı değillerdi ama benzerlerdi. Güzel olan şuydu kimse kimseyi suçlamamış, kimse yaşananlardan pişman olmamıştı. Piya fiziken yoktu ama Piyalılık ruhen sürüyordu. Bu insanlar kurumsal yaşamak, sisteme dahil olmak istememiş, popülizmi reddetmişlerdi. Piya’ya tamamen gönüllülük temelinde katılan yüzlerce insan, bugün farklı yerlerde olsalar da, halen burada savundukları insani değerler doğrultusunda yaşamlarını sürdürüyorlar. 

(Bitti)

Murat Beşer

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
1 Yorum
  • Piya Kültür Merkezinin ilk açılışı, en üst katta ki stüdyonun da birlikte açılışıydı. Ve stüdyo Mehmet Çetin in oğlu Pir Savaş Çetin’in işlettiği bir mekandı. Pir Savaş o yıllarda bateri çalmaya başlamış ve Deniz, Hüsamettin, Erbil ve Banu’nun da olduğu DEMUSABA adlı grupta birlikte çalmıştı. Bir çok sahnede yurt dışı organizasyonlarında da kollektif adına bulunmuştu.
    Kelaynak Cafe de de bir süre Dj lik yaptı. Kollektifin ilk yıllarında oranın bir parçasıydı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir