BeatTalks: Tankard

Orçun Onat Demiröz
Okuma Süresi: 8 Dakika

Tankard: “Birçok Genç Hâlâ 80’ler Thrash Metali Tarzında Gruplar Kurmaya Çalışıyor. Bunu Görmek, Hissetmek Harika Bir Şey. Thrash Metal Asla Ölmeyecek, Sert Kalın. Türkiye’deki Metal Kafalara Selamlar”

Eminim ki Tankard denilince birçok metalcinin aklına ilk olarak soğuk bira ve serserilik geliyordur. Doğrusu Almanlığın hakkı başka türlü verilmez, Almanlığa övgü de başka türlü düzülmez. Ancak Almanya’nın finans merkezi Frankfurt’da 1980’lerin başlarında kurulan Tankard, aynı zamanda Kreator, Sodom ve Destruction ile birlikte “Teutonic Thrash Metal”in Big Four’undan biri konumunda. Sadece bira içmekle ve serserilik yapmakla yetinmeyen grup, Alman ve Avrupa metal müziğinde iz bırakan ekiplerden.

Thrash metale, biraya ve partilemeye adanan bir hayat yaşayan Tankard, 15 yıl aradan sonra Türkiye’ye de geri dönmeye hazırlanıyor. 19-20 Eylül’de düzenlenecek  Bosphorus Open Air Metal Fest’de sahne alacak grubun bas gitaristi Frank Thorwarth ile buluştuk ve keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Frank, Türkiye’deki metal kafalara selamlarını iletti ve ekledi, sert kalın! 🙂  

Öncelikle merhaba, nasılsın? Uzun bir aradan sonra Alman thrash metal ateşini yeniden göstermek için Türkiye’ye geliyorsunuz. Hazırlıklar nasıl gidiyor, nasıl hissediyorsunuz? 

Frank Thorwarth: Gayet iyiyim, teşekkürler, sen nasılsın? Bu yıl Avrupa’nın, Güney Amerika’nın, ABD’nin ve Japonya’nın birçok köşesinde konser verdik. Bizim açımızdan oldukça yoğun bir yıl oluyor ama Türkiye’ye yeniden gelmek için sabırsızlanıyoruz.  

Hazırlıklar da gayet iyi gidiyor, gruba dair her şey yolunda. Uzun bir aradan sonra Türkiye’deki dostlarımızı tekrar görecek olmak heyecan verici. Yüksek bir enerjiyle geleceğiz ve çalacağız! 🙂 

Sanırım İstanbul’u en son 2011’de ziyaret etmiştiniz. Üzerinden tam 15 yıl geçmiş ve bu 15 yılda hayatlarımızda pek çok şey değişti. İstanbul’a yaptığınız son ziyaretten aklında kalanlar neler? Buraya geldiğinizde özellikle yapmak istediğin bir şeyler var mı? 🙂 

Frank Thorwarth: Gerçekten uzun zaman olmuş. Sen söylemesen ne zaman olduğunu hatırlayamazdım muhtemelen. 🙂

Yalnız İstanbul’da verdiğimiz son konserin harika geçtiğini hatırlıyorum. Ayrıca harika bir gezi yapmıştık, çok eğlenmiştik. Muhteşem insanlarla tanışıp, İstanbul’un nefes kesici tarihine dalmıştık. Gerçekten çok ilham vericiydi. Sultanahmet ve Ayasofya hâlâ aklımda mesela. Oradaki tarih ve kültürel miras beni çok etkilemişti. Doğrusunu söylemem gerekirse İstanbul o zamandan beri dünyadaki en sevdiğim 5 şehirden biri, favorilerim arasında. Umarım yine vaktimiz olur ve yeni yerler görebiliriz. Listemde görmek istediğim yerler var. 

Bunu duyduğuma sevindim. Açıkçası Kreator ve Scorpions gibi Alman grupları Türkiye’ye sık sık geliyor, burada çok seviliyorsunuz. Hatta Scorpions’un İstanbul’daki son konseri öncesinde gitaristleri Matthias Jabs ile de bir röportaj yapmıştım. O da seninle benzer şeyler söylemişti ve Türkiye’ye olan sevgisinden bahsetmişti. Türkiye ile Almanya arasında kurulan bu bağ hakkında neler düşünüyorsun, buradaki rock / metal sahnesini nasıl değerlendiriyorsun?

Frank Thorwarth: Matthias’ın benzer şeyler söylemesine şaşırmadım. Türkiye ile Almanya arasında gerçekten özel bir bağ var. Yıllar önce kurulan bir bağ bu ve çeşitlenerek gelişiyor. Almanya’da çok sayıda Türk yaşıyor ve artık ortak bir yaşam kültürünü paylaşıyoruz.  

Şahsen benim bu multi-kültürelliğe dair daha da spesifik bir bağım var, çünkü oğullarımdan birinin kız arkadaşı Türk kökenli. O yüzden Türk kültürüne yönelik daha yakından gözlem yapma ve merak ettiğim birçok konuyu ilk ağızdan öğrenme şansım oluyor. 

Türkiye’deki rock / metal sahnesine gelecek olursak, son konserimizde çaldığımız ortam çok çoşkuluydu. Bu müzikten gerçekten keyif alan, metal kültürünü hayat tarzı haline getirmiş birçok insanla tanışmıştık. Eminim ki bugün daha da coşkulu bir ortam vardır.

80’lerden beri Alman thrash metalinin en önemli temsilcileri arasındasınız. Hatta Kreator, Destruction ve Sodom ile birlikte Alman teutonic thrash metalinin “Big Four”unu (Büyük Dörtlü) oluşturuyorsunuz. 40 yılı aşkın süredir hayatını thrash metale adayan bir grup olarak, bu müziğin geçirdiği evrimi ve günümüzdeki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Frank Thorwarth: Bizim açımızdan bu bir hayat görüşü, bir yaşam biçimi. Gençliğimizden bu yana bütün enerjimizi thrash metale verdik, durmadan albüm yaptık, üretmeye devam ettik. Hâlâ aynı zevkle dünyanın dört bir yanında çalmaya devam ediyoruz. 

Biz kendi adımıza bu tutkuyu hâlâ en yüksek seviyede yaşıyoruz ama esas olan kuşaklar arasındaki aktarım. Thrash metalin özellikle gençler arasında ilgi görmesinden, coşkuyla dinleniyor olmasından çok memnunum. Birçok genç hâlâ 80’ler thrash metali tarzında ve old school sound’a sahip gruplar kurmaya çalışıyor. Bunu görmek, hissetmek harika bir şey. 

90’ların sonlarına doğru thrash metalin popülerliğinin azaldığı dönemler oldu. Farklı sound’lar, farklı gruplar bayrağı devraldı ama thrash metal yine geri geldi. Bana kalırsa thrash metal adına yine harika zamanlar yaşıyoruz.

Bir yandan da siz bira içmek ve partilemek ile özdeşleşmiş bir grupsunuz. Açıkçası Tankard denilince akla gelen ilk şey, bir metal barına gidip bira içmek oluyor. Hâlâ eskisi kadar içebiliyor musunuz, yoksa artık zaman durmanız gerektiğini biliyor musunuz? 🙂 

Frank Thorwarth: Hahaha, şüphe mi duyuyorsun? 🙂 Tabii ki hâlâ aynı şekilde içebiliyoruz. İçmeyi hâlâ çok seviyoruz ama artık biraz daha kontrollü olmayı öğrendik. Yani en azından buna çabalıyoruz. Yine de ayarı kaçırdığımız akşamlar ve konserler oluyor. 🙂

Bu cevabı bekliyordum, içmeyi bıraktık deseydin inandırıcı gelmezdi. Öte yandan son albümünüz “Pavlov’s Dawgs” üzerinden 4 yıl geçti. Albüm araları uzun olmayan ve sık sık albüm yayımlayan gruplardan birisiniz. Yeni bir albüm üzerinde çalışıyor musunuz? 

Frank Thorwarth: Evet, yeni bir albüm üzerinde çalışmaya başladık. Fakat daha başlangıç evresindeyiz. Zaten yoğun bir yıl geçirdik. O yüzden şu an yeni albümün planlama aşamasındayız. Elimizde bazı yeni materyaller var ama bu kadar. Henüz tamamlanabilmiş 1 tane bile şarkı yok. O nedenle yeni albüm için biraz daha zamana ihtiyacımız var. Yeni albüm için belirlenmiş bir çıkış tarihi de yok.

O halde şunu da sorayım, eski okul bir grup olarak müziğin bu kadar dijitalleşmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bir grup açısından yeni bir albüm yayımlamak hâlâ önemli ve kârlı mı?

Frank Thorwarth: Dürüst olmam gerekirse, özellikle maddi açıdan bakıldığında yeni bir albüm yayımlamak eskisi kadar önemli değil. 80’lerde ya da 90’larda yeni bir albüm yapmanın ciddi bir getirisi vardı. Bugünlerde ise daha çok külfet. 

Müziğin giderek daha çok dijitalleşmesine dair asıl sorun bu. Çevrim içi yayın hizmetlerinden elde edilen gelir çok düşük. Bir müzisyen ya da grup olarak çevrim içi yayın hizmetlerinden elde ettiğiniz gelirler ile yaşamanız mümkün değil. 

O nedenle yeni bir albüm yapmayı, yeni bir konsept oluşturmayı daha çok sanatçı bakış açısıyla değerlendirmek gerekiyor. Ticari açıdan bakıldığında çok mantıklı değil ama yeni  bir albüm yapmanın verdiği his harika. Yeri de pek doldurulabilir değil, hele ki dinleyicileriniz, takipçileriniz yaptığınız işi beğeniyorsa ve övgü dolu sözler alıyorsanız…

O yüzden müzisyenler ya da gruplar artık para kazanmak için daha çok konsere, uzun turlara odaklanıyor. Yeni bir albüm yapmak ise daha çok sanatını ve varoluşunu hatırlatmak için.  

Güzel cevap, peki son olarak Türkiye’deki hayranlarınıza ne söylemek istersin? Konserdeki setlistiniz nasıl olacak? Görüşmek üzere, sevgiler… 

Frank Thorwarth: Türkiye’deki tüm metal kafalara selamlar. Uzun bir aradan sonra geri döneceğimiz için çok heyecanlıyız. Setlistimiz 80’lerden bugüne kadar uzanan şarkılarımızdan oluşacak, çok beğeneceksiniz.

Thrash metal asla ölmeyecek, sert kalın!

Sevgiler, Frank!

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ 

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir