Palaye Royale: “Sahnede kurduğumuz dünya sayesinde her zaman olmak istediğim kişi olabiliyorum”
9 Nisan’da BKM organizasyonu ile Maximum Uniq Box’ta gerçekleşecek Palaye Royale konserine oldukça kısa bir zaman var. Geride bıraktığımız Ağustos ayında yeni albümleri “Death or Glory”i çıkaran grup, kariyerlerinin en büyük liste ve satış başarılarına ulaşırken yola çoktan çıktı. Bu doğrultuda grubun frontman’i Remington Leith ile bir araya gelip hem son albümü hem ilhamlarını hem de müziğin işitsel tarafı kadar görsel dünyadaki gücünü konuştuk. Afiyetler.
Son 10 yılın en yaratıcı gruplarından birisiniz. Mutlaka her 2 senede bir albüm yayınlamanın ötesinde bunu turnelerle destekliyorsunuz. Bu kadar sık üretim yaparken bir yandan da turnelere ara vermemek, şarkı yazım sürecinde işinizi zorlaştırıyor mu? Biraz açmanızı isteyebilir miyim?
Öncelikle güzel sözlerin için çok teşekkür ederim! Şaşırtıcı bir şekilde, bunun sebebi sadece şarkı sözlerini hayat tecrübelerime dayandırmam değil, aynı zamanda yolda olmak da mükemmel bir ilham kaynağı. Yeni albümler için şarkılar yazmak ve yazabilmenin ta kendisini anlamak için yolda çok zaman geçiriyoruz, bu yüzden ilham asla tükenmiyor.
“Death or Glory”i Ağustos sonunda yayınladınız ve hiç de fena sayılmayacak liste sıralarına ulaştınız. Bir yandan hayranlarınız da albümü sıcak karşıladı. Sizin için “Death or Glory”nin anlamını ve son 7 ayın nasıl geçtiğini öğrenmek isterim.

Bu albüm bizim için çok şey ifade ediyor çünkü sadece ticari olarak en başarılı albümümüz olmakla kalmadı, aynı zamanda ilk büyük arena konserlerimizin başrolü olmamızı sağladı ve bize yeni dinleyiciler kazandırarak kitlemizin büyümesine yardımcı oldu. Yani sanırım hepimiz adına konuşabilirim: Bu albümün bizim için yaptıklarına minnettarız!
Müziğiniz, 2000’lerdeki indie müziğin günümüze taşınırken farklı on yıllar ve türlerden aldığı ilhamın bir kolajı gibi. Palaye Royale’i, Palaye Royale yapan başlıca albümleri ya da sanatçıları söylemenizi istesem kimleri sayardınız?

Yıllar içinde tüm albümlerimizde birçok farklı ilham kaynağımız oldu, ama bizi gerçekten şekillendiren birkaç sanatçı varsa, bunlar The Rolling Stones ve Bowie’den tut Nirvana ve My Chemical Romance’a kadar uzar gider.
Grubunuzu sadece bir müzik projesi olarak değil, bir sanat topluluğu olarak tanımlıyorsunuz ve görsel dünyanızda şaşadan, punk ve gotik gibi alt kültürlerin estetik anlayışında şaşmıyorsunuz. Palaye Royale’in işitsel tarafı kadar görsel tarafını ve sahneye yansımasındaki önceliklerinizi anlatır mısınız?

Grubun görsel tarafı inanılmaz önemli çünkü ben bir şarkı yazarken bile kafamda klibini görüyorum. Görsel dünyamız benim için müzik kadar önemli çünkü çok görsel bir beynim var ve hayal gücüm de bu yönde çalışıyor. Ayrıca sahnede kurduğumuz dünya sayesinde her zaman olmak istediğim kişi olabiliyorum, bana inanılmaz bir özgüven veriyor. Günlük hayatımda daha çekingen bir insanım ama sahnede korkusuz hissediyorum!
İstanbul’daki hayranlarınızla arayı hiç açmadan, 1 sene sonra tekrar buluşacaksınız. 9 Nisan’da Uniq’te vereceğiniz konser öncesinde ‘İstanbul’da mutlaka şunları yapacağız’ dediğiniz şeyler var mı? Yoksa tüm odağınız konserde mi olacak?

Tabii ki unutulmaz bir deneyim yaşamanız için uğraşıyoruz ama İstanbul’da görmek ve keşfetmek istediğim çok şey var! Şehre birkaç gün erken gelip gezip tozacağız! Ayrıca tekrar Türk dondurması yiyeceğim için çok heyecanlıyım. Muhtemelen bir dişçiye de uğrayacağım çünkü Amerika’da sağlık sigortam yok! (gülerek)


