İnkâr edilemez bir şekilde Roxy’nin Roxy olmasındaki en önemli etkenlerden biri müzikti.
Roxy, Beyoğlu’nun gece hayatında canlı müziğe duyulan ihtiyacın önemli bir kısmını dolduruyor; hemen her türün en kaliteli örneklerine yer vererek diğer kulüpler karşısında trendsetter bir rol oynuyordu.
DJ Kabini ve Kaan Yüceil’in Etkisi

Sadece canlı müzik değil, buranın müzik konusundaki yükseltici ruhlarından biri de Kaan Yüceil’in başına geçtiği DJ kabininden yükseliyordu. Bırakın diğer özelliklerini, sadece müzik açısından bile müdavimleri için vazgeçilmez bir yerdi Roxy.
Saate bakılmaksızın uğrarlar, etrafa selam verirler, içkilerini yudumlarlar; kendilerini Kaan’ın vazgeçilmezleri olan “Love Song”, “Sweet Child O’mine”, “Personal Jesus” gibi şarkıların kollarına atarlardı. O müzikler çalındığı andan itibaren içeridekilerin sınıf, kültür ve statü farkları kapı dışarı olur; Okan Bayülgen ile cebindeki parası sınırlı üniversite öğrencisi eşitlenir, aynı zemine ayak basarak birlikte eğlenirdi. Takım elbiseyle gelenleri, mekân kapanırken çalan Zeki Müren eşliğinde ceketi kravatı fora etmiş, atletle kendini dışarı atarken bulmanız kabildi.
Roxy Müzik Günleri’nin Doğuşu

Ancak ne var ki, kendilerini biricik kılan canlı müzik ile DJ müziğinin üzerine bir şey daha koymayı başarmış yegâne kulüptü Roxy. O da Roxy Müzik Günleri adını verdikleri yarışmaydı.
Başlangıç günlerinde burada çıkan yeni topluluklar sürekli kavır çalıyordu. En çok çaldıkları parça da Bob Dylan “Knockin’ On Heaven’s Door”. Cem artık “bu parça çalarsa İstiklal Marşı çalıyormuş gibi herkes hazır ola geçsin” demişti. Bu kinayenin arkasında onların kendi bestelerini çalmalarını istemeleri yatıyordu. 1995 yılının yazında tatildeyken, deniz kıyısında uzun uzun düşündü, bu çocukların önünü açmak lazımdı, hepsi kavıra esir olmuştu. Yeni sezon için bir şeyler yapmaları gerekiyordu. Roxy Müzik Günleri’ni planlamaya başlamışlardı. Her ne kadar Roxy Müzik Günleri’nin fikri temellerini Cem atmış olsa da, bu inşaatın müteahhidi Kaan olmuştu. Kolları ve paçaları sıvayarak sahaya inmiş, işin jürisini oluşturmaktan, duyurularını yapmaya varana kadar tüm işçiliğini üstlenmişti.
İlk Yıllar ve Yarışmanın Etkisi

15 – 18 Nisan 1996 tarihleri arasında yapılan ilk yılın jüri başkanı Yavuz Baydar, üyeler ise Özlem Köseoğlu, Afşin Akın, Kaan Yüceil, Mehmet Portakal, Yıldız Asan, Gökhan Sontuna, Ömer Ahunbay, Mehmet Günsur, Murad Akad. 101 topluluk arasından ödülleri kazananlar da Teoman ve Nekropsi idi. Nekropsi kendilerine verilen Yamaha elektronik piyanoyu, Teoman’a ödül olarak verilen davul setiyle değiş tokuş yapmış ama onu da başladıkları ilk albümün kayıtlarını ödemek için satmak zorunda kalmışlardı. Yavuz Çetin’den Hayko Cepkin’e, Replikas’tan Aylin Aslım’a, Kurban’dan Özge Fışkın’a; ilerleyen yıllara damga vuracak sayısız isim hep bu mekânın yarışmasından gelip geçmişlerdi. İkinci yıldan itibaren jüri başkanlığına oturan Taner Öngür, bugün 23’üncüsü yapılan yarışmanın halen jüri başkanlığını sürdürmekte.
Roxy Müzik Günleri’nden Unutulmaz Anılar
O kadar güzel anılar birikmişti ki, iki tanesini müsaadenizle Taner abimin muhabbet esnasında anlattıklarından aktarayım:
Sahneye Gitarla Çıkan ve Gitarını Kaybeden Yarışmacı
Yarışmanın erken dönemlerinde bir yıl, savrukluğu, boş vermişliği ve berduşluğu ile dikkati çeken yarışmacılardan biri, (ne yazık ki kim olduğunu Taner Abi hatırlamıyor) ön elemeleri geçmiş, sahneye çıkarak yarışmanın son etabına geçecekti. Fakat bu dünyayı iplemeyen çocuğun sahneye çıkacak bir gitarı bile yoktu. Diğer yarışmacılardan biri (Taner Abi onun da kim olduğunu hatırlamıyor) emaneten gitarını vermeyi kabul etmişti. Nihayetinde sırası geldiğinde sahneye çıkmış, şarkısını söylemişti, fakat “cool” duruşunu süslemek amacıyla birdenbire elindeki yere vurmaya başlamıştı. Bunun üzerine seyirciler arasında bulunan gitarın sahibi de can havliyle sahneye fırlayıp gitarını kurtarmaya çalışıyordu. Taner Abinin hatırladığı son sahne, Roxy’nin kapısından direksiyonu sağa kırarak Sıraselviler/Taksim yönünde fırlayan iki kişi olmuştu; gitarı kıran önde kaçıyor, sahibi arkada kovalıyor.
100 Derece’nin Ödülü Kaçırışı
Bir başka yıl 100 Derece topluluğu finallere kalmıştı. Finalin yapılacağı gün Taner Abi yolda solistleri “Anarşi” Barış’ı görmüş ve sahneye çıkamayacaklarını öğrenmişti. Sebebi:
– “Abi ben bir mekânda barmenlik yapıyorum. Cebimde 100 lira bile yok, işe gitmezsem aç kalırım”
Bir şekilde Taner Abi ikna etmiş, Barış yerine birini ayarlayarak gelmişti. O gece sonunda 100 Derece sponsorun özel ödülüne layık görülmüştü. Sponsor bir içki firmasıydı. O yüzden de ödülün birkaç kasa bira olacağını düşünerek sahneden ödül töreni esnasında anons etmişti:
– “Biz bu ödülü kabul etmiyoruz, yaşasın Rock’n Roll!!!” Oysa ödül 1000 dolar ve turne programı sponsorluğu idi. Ne var ki iş işten geçmişti. Dizlerini döven Barış arada bir Taner Abinin yanına geliyor soruyordu:
– “Abi, geri alma şansımız hiç mi yok?”
Roxy’de Caz, Klasik Müzik ve Festival Geceleri
Her Salı buranın sahnesi caz müzisyenlerine ayrılır, gelecek vaat eden kaliteli genç topluluklar geri çevrilmezdi. Kapıdaki CD standında klasik müzik albümleri bile satılıyordu.

Caz ve klasik demişken: İstanbul Festivali günlerinde çok civcivli oluyordu geç saatler burada. Konser bittikten sonra soluğu burada alanlar sadece dinleyiciler değildi, müzisyenler de takılacak yer alıyor ve geliyorlardı, hatta keyifleri yerindeyse çalıyorlardı. Bir gün Winton Marsalis çalıyor, Branford Marsalis çalarken, sahne kenarında Nigel Kennedy sırasını bekliyor. Bunlar artık alışıldık manzaralar haline geliyordu festival günlerinde. Sahnede bir gün Spyro Gyro çalarken müşterinin biri gelip Cem’e:
– “DJ ne zaman çıkacak?” diye sorunca Cem’in tepesi atmıştı. Adamı dövmemek için kendini zor tutmuştu.
Roxy ve Beyoğlu’ndaki Müziğin Evrimi
Müzik aynı zamanda müşteri profilini belirliyordu, stratejileri değil, müzik tercihleri vardı. Mesela belli bir müzik türünü dışarıda tutmakla bu işi kurtarabileceklerini anlamışlardı. Türkçe pop yerine Türkçe’nin rock ve alternatif türlerini destekliyorlardı, bu konuda seçici davranıyorlardı. Yabancı müzikler gelince, o konuda da yerli müziğe yaklaşımlarının bir benzerini sergiliyor; dışarıda çıkan yeni müzikleri yakından takip ediyor ve hemen listelerine alıyorlardı.
Burası Beyoğlu için ne büyük ne de küçüktü; belki de ideal bir alandı, 300 metrekareydi. Ama sahnesinden Ben Harper’dan Chumbawamba’ya kadar sayısız dünya çapında müzisyen gelip geçmişti; gurur verici bir listesi vardı. Roxy, müzikal modernleşmenin başını çeken kulüplerdendi. Dönem dönem Babylon ile yabancı isimleri getirme konusunda paslaşarak ilerlemişlerdi. O zaman yabancı isimler sadece büyük yerlere geliyordu, küçük kulüplere gelmeleri olanaksızdı. Bu fikri sponsorlara sunduklarında ilgiyle karşılanmışlardı. Örneğin 12 kişilik bir merengue topluluğunu Karayipler’den getirdiler ki bu ekonomik olarak çok çok büyük bir işti ve son derece zorlukları vardı. O gece Roxy’ye ilk kez sosyete geldi, smokinli erkekler, çok şık kadınlar… Roxy Beyoğlu’nun gece hayatını pavyondan modern eğlence dünyasına tahvil ediyor; New York ya da Paris’tekine benzer atmosferler oluşturuyordu. Bunda şüphesiz en önde gelen kriterlerden biri müzikti.
Devam edecek…


